2008/2 YMM Vergi Tekniği Soruları ve Çözümleri

2008/2 dönemi Yeminli Mali Müşavirlik (YMM) Sınavı: Vergi Tekniği dersinden çıkan 3 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2008/2 · Vergi Tekniği

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, iktisadi işletmelere dahil menkul kıymetlerin değerleme ölçülerini
belirterek, menkul kıymet türleri itibariyle değerleme esaslarını açıklayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

Vergi Usul Kanunu’nun 279'uncu maddesinde, bilânço esasına göre defter tutan ticari işletmelerin aktiflerinde yer alan menkul kıymetlerin değerlendirilmesine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Ancak, vergi kanunlarında menkul kıymetlerin tanımına yer verilmemiş olmakla birlikte, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 3/b maddesinde, menkul kıymetler; ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte, seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen kıymetli evrak olarak tanımlanmıştır. Yapılan bu tanımlama kapsamında menkul kıymetleri aşağıda yer aldığı şekilde sıralamak mümkündür.

  • Hisse Senetleri,
  • Devlet Tahvilleri,
  • Hazine Bonoları,
  • Eurobondlar,
  • Özel Kesim Tahvil ve Bonoları,
  • Menkul Kıymet Yatırım Fonu,
  • Gelir Ortaklığı Senetleri,
  • Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler,
  • Kar-Zarar Ortaklığı Belgeleri.

Sermaye Piyasası Kanunu'nun uygulamasında yatırım fonu katılma belgeleri menkul kıymet olarak değerlendirilmemektedir. Ancak, iktisadi işletmelere dahil menkul kıymetlerin ne şekilde değerleneceğini düzenleyen, Vergi Usul Kanunu'nun 279. maddesinde, açıkça belirtilmesi nedeniyle yatırım fonu katılma belgelerinin vergi kanunlarının uygulamasında menkul kıymet sayılmaktadır. Menkul kıymet olarak kabul edilen bu değerlerin bir kısmı alış bedeli ile bir kısmının ise borsa rayici ile değerlenmesi gerekmekle birlikte bu kıymetlerin değerleme ölçü ve şekilleri aşağıda açıklanmıştır. I- Menkul Kıymetlerin Değerleme Ölçüleri: A) Alış Bedeli İle Değerlenecek Menkul Kıymetler: Hisse Senetleri ile fon portföylerinin en az %51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri alış bedeli ile değerlenir. Ayrıca, borsa rayici ile değerlenmesi gerekmekle birlikte borsa rayici bulunmayan ya da getirisi ihraç edenin kâr ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibariyle getirisi hesaplanamayan menkul kıymetler de alış bedeli ile değerlenir. Vergi Usul Kanunu'nda alış bedelinin tanımına yer verilmemiş olmakla birlikte, alış bedeli, bir iktisadi kıymetin iktisabı için satıcıya ödenen veya borçlanılan meblağ olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, menkul kıymetin alış bedeli saptanırken, söz konusu menkul kıymetin edinimi için yüklenilen finansman gideri, kur farkı, komisyon gibi giderlerden pay verilmemesi gerekmektedir. Ayrıca, vadesi geldiği halde üzerinde tahsil edilmemiş kuponu ile birlikte menkul kıymet satın alınması durumunda, değerlemede menkul kıymetin alış bedeline kupon bedelinin dahil edilmemesi gerekir. B) Borsa Rayici İle Değerlenecek Menkul Kıymetler: Ana kural olarak, yukarıda açıklanan alış bedeliyle değerlenmesi gereken menkul kıymetlerin dışında kalan tüm menkul kıymetler borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayici; V.U.K.’nun 263. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre, gerek menkul kıymetler ve kambiyo borsasına, gerekse ticaret borsalarına kayıtlı olan iktisadi kıymetlerin değerlemeden önceki son muamele gününde borsadaki işlemlerin ortalama değeridir. Ancak, normal dalgalanmalar haricinde borsada oluşan fiyatlarda bariz kararsızlıklar görülmesi halinde, son muamele günü yerine değerleme gününden önceki 30 gün içindeki ortalama rayici esas aldırmaya ilişkin Maliye Bakanlığı'nın yetkisi bulunmaktadır. C) Kıst Getiri Yöntemi İle Değerlenecek Menkul Kıymetler: Borsa rayici ile değerlenmesi gerekmekle birlikte borsa rayici bulunmayan ya da getirisi ihraç edenin kâr ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibariyle getirisi hesaplanan kıymetler Kıst Getiri Yöntemi ile değerlenir. Kıst getiri yönteminde değerlemeye esas bedel; menkul kıymetin alış bedeline, vadesinde elde edilecek gelirin (kur farkları dahil) iktisap tarihinden, değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmının getirisi ilave edilerek tespit edilir II- Menkul Kıymet Türleri İtibariyle Değerleme Şekilleri

  • Hisse Senetleri:

Vergi Usul Kanunu’nun 279. maddesine göre hisse senetleri, alış bedeli ile değerlenir. Bu kapsamda, bilânçonun aktifinde yer alan hisse senetlerinin değer kaybı veya artışı vergi hukuku açısından matrahı etkilememektedir. Bilançoya dahil bulunan bu hisse senetlerinin, Türkiye’de kurulu olan veya yurt dışında bulunan bir şirket tarafından çıkarılmış olmasının değerleme açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Hisse senetlerinin döviz cinsinden borçlanılarak veya kredi ile alınmış olması durumunda ortaya çıkan kur farkları ya da faiz, komisyon ve benzeri giderler alış bedelini eklemez, çünkü alış bedeli menkul kıymetin iktisabı izin yapılan ödemeleri kapsamamaktadır. Diğer bir anlatımla, hisse senetlerinin değerlemesi sırasında, bu kıymetlerin edinimi dolayısıyla yüklenilen finansman giderlerinden pay verilmez. Kar yedekleri karşılığı olarak dağıtılan bedelsiz hisse senetlerinin, bunları alan işletmelerin aktifinde nominal değerle yer alması ve değerleme günü itibarıyla da nominal değerleri üzerinden değerlenmesi gerekmektedir. Buna karşılık sermaye yedekleri karşılığı olarak dağıtılan bedelsiz hisse senetlerinin, bunları alan işletmelerin aktifinde yer alan İştirakler hesabında herhangi bir değişiklik yaratmaz ancak miktar olarak ilave edilir, bu durumda bilanço dipnotlarında belirtilir. Diğer yandan, bedelsiz olarak çıkarılan hisse senetlerinden, kar yedeklerinden karşılananların nominal bedelle, sermaye yedeklerinden karşılananların ise, mevcut hisse senetlerine miktar olarak ilave edilir. Ayrıca, yatırım ortaklıkları anonim ortaklık şeklinde kurulduğu için, bu ortaklıkların sermayesini temsil eden hisse senetlerinin de alış bedeliyle değerlenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu menkul kıymetler de alış bedeliyle değerlenir.

  • Devlet Tahvillerinin Değerlemesi:

Devlet tahvilinin üzerinde yer verilen nominal değer fiilen borçlanılan tutarı gösterir. İtfa planına göre borçlanılan bu tutar üzerinden, kupon karşılığı dönemler itibariyle faiz ödemesi yapılır. Devlet tahvillerinde getiri sabittir ve önceden hesaplanabilir. Vergi Usul Kanunu'nun 279. maddesi uyarınca devlet tahvilleri borsa rayiciyle değerlenir. Ancak, bu tahvillerden İMKB'de de işlem görmeyenler ile borsa rayici oluşmayanlarda borsa rayicinden söz edilemez. Bu durumlarda, VUK’nun 279. maddesine göre değerleme kıst getiri esasına göre yapılması gerekir. Diğer bir anlatımla değerleme, devlet tahvilinin vadesinde elde edilecek gelirin (kur farkları dahil) iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçecek süreye isabet eden kıst getirisinin hesaplanarak alış bedeline eklenmesi suretiyle değerlemeye esas alınması gerekir.

  • Hazine Bonolarının Değerlemesi:

Bilindiği üzere, hazine bonoları kupon taşımamakta ve iskonto esasına göre ihraç edilmektedir. Diğer bir anlatımla, hazine bonolarının üzerinde gösterilen tutar vade sonunda anapara ve faiz dahil ödenecek parayı göstermektedir. Dolayısıyla, bonoların ihracında fiilen borçlanılan tutar, bononun nominal değerinden içerdiği faiz tutarı düşülerek bulunur. Hazine bonolarında getirisi sabittir ve önceden hesaplanabilir. Vergi Usul Kanunu'nun 279. maddesi uyarınca hazine bonoları borsa rayiciyle değerlenir. Ancak, bu bonolardan İMKB'de de işlem görmeyenler ile borsa rayici oluşmayanların borsa rayici ile değerlenmesi söz konusu olamayacağından, bunların ilgili döneme isabet eden kıst getirilerinin hesaplanarak alış bedeline eklenmesi suretiyle değerlemeye esas alınması gerekir.

  • Eurobondların Değerlemesi:

Vergi Usul Kanunu'nun 279. maddesi uyarınca Eurobondlar borsa rayiciyle değerlenmesi esastır. Değerlemeye esas borsanın da Türkiye’de bulunması ve fiyatında Türkiye’de oluşması şart değildir. Uluslar arası borsalarda işlem gören Eurobondlar, bu borsalarda, işlem gördükleri borsa rayiciyle değerlenecektir. Borsa rayicinin bulunmaması halinde ise, kur farkları dahil olmak üzere eurobondun kıst getirisinin hesaplanması ve bu tutarın söz konusu menkul kıymetin alış bedeline eklenmesi suretiyle değerlenmesi

  • Özel Kesim Tahvil ve Bonolarının Değerlemesi:

Vergi Usul Kanunu'nun 279. maddesi uyarınca özel sektör tahvil ve bonoları esas itibariyle borsa rayiciyle değerlenir. Ancak, Türkiye’de bu menkul kıymetler için oluşmuş bir borsa bulunmamaktadır. Bu durumda, değerlemenin VUK’nun 279. maddesine göre kıst getiri esasında yapılması gerekir. Aynı şekilde, farklı adlarla çıkartılmış olmakla birlikte, özel kesim tahvili niteliğinde olan finansman bonoları, banka bonoları ve banka garantili bonolar da borsada işlem görmedikleri için kıst getiri esasında değerlenecektir.

  • Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının Değerlemesi:

Fon portföyü en az yüzde 51 Türkiye'de kurulmuş bulunan şirketler tarafından ihraç edilmiş hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılım belgeleri alış bedeli ile bunun dışında kalan yatırım fonu katılma belgelerinin ise borsa rayiciyle değerlenmesi gerekir. Alış bedeli ile değerlenecek olan yatırım fonu katılım belgelerine ait fon portföyünün en az yüzde 51'inin hisse senetlerinden oluşması koşulunun yıl içerisinde sürekli olarak sağlanmış olması gereklidir. Bu sürekliliğin sağlanamadığı durumlarda, katılma belgeleri varsa borsa rayici yoksa değerleme günü itibariyle hesaplanan getirisinin eklenmesi suretiyle (kıst getiri suretiyle) hesaplanacaktır. Diğer yandan, ülkemizde yatırım fonu katılma belgeleri borsada işlem görmemektedir. Bu tür kıymetlerin değeri günlük olarak bunları ihraç eden (kurumlar) fon yönetimleri tarafından hesaplanıp ilan edilmekte ve paraya çevrilmektedir. Bu çerçevede, alış bedeli ile değerlenmesi ile mümkün olmayan katılma belgeleri, fon yönetimince açıklanmış değerler üzerinden değerlendirilmesi gerekir. Diğer yandan, katılma belgesinin, değerleme günündeki değerinin iktisap tarihindeki değerinden düşük olması durumunda getiri yerine zarar oluşacağından bu zararında normal olarak, dönem kar ve zararına intikali gerekir.

  • Gelir Ortaklığı Senetlerinin Değerlemesi:

Vergi Usul Kanununun 279. maddesi gereğince, gelir ortaklığı senetlerinin borsa rayiciyle değerlenmesi esastır. Gelir ortaklığı senetleri borsada işlem görmediklerinden borsa rayici oluşmamaktadır. Gelir ortaklığı senetlerinin değerleme günü itibariyle değerlerinin, yani kıst getirisinin kamu ortaklığı idaresi veya ilgili bankalardan öğrenilmesi mümkündür. Bu itibarla, gelir ortaklığı senetlerinin, VUK’nun 279. maddesi uyarınca kıst getiri esasında değerlenmesi gerekmektedir. Bu kıymetlerin, dövize endeksli olarak çıkartılması halinde, kur farkları da kıst getiriye dahil edilecektir.

  • Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlerin Değerlemesi:

Vergi Usul Kanununun 279. maddesi gereğince, varlığa dayalı menkul kıymetlerin borsa rayiciyle değerlenmesi Ancak, Türkiye’de özel sektör tahvili niteliğinde olan bu menkul kıymetler için oluşmuş bir borsa bulunmamaktadır. Bu durumda, değerlemenin VUK’nun 279. maddesine göre kıst getiri esasında yapılması

  • Kar - Zarar Ortaklığı Belgelerinin Değerlemesi:

Kar-Zarar ortaklığı belgelerinin esasen borsa rayiciyle değerlenmesi gerekmektedir. Ancak, söz konusu menkul kıymetlerin henüz borsa rayici bulunmamaktadır. Bunların getirileri ise ihraç edenin kar ve zararına bağlı olarak doğmakta ve değerleme günü itibariyle hesaplanamamaktadır. Bu nedenle, söz konusu menkul kıymetlerin alış bedeli ile değerlenmesi gerekir. SORU 2: 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca, ihtiyati haciz gerektiren nedenler ile ihtiyati haciz ve kesin haciz arasındaki farkı açıklayınız.

Soru 2 · 2008/2 · Vergi Tekniği

6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca, ihtiyati haciz gerektiren nedenler ile
ihtiyati haciz ve kesin haciz arasındaki farkı açıklayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

İhtiyati Haciz Nedenleri: İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için, 6183 Sayılı AATUHK’nun 13.maddesinde yazılı yedi durumdan birinin gerçekleşmiş olması gerekir. Anılan maddede yer alan ihtiyati haciz nedenleri aşağıda gösterilmiştir. 1)6183 Sayılı Kanunu’nun 9.maddesi gereğince Teminat İstenilmesini Mucip Hallerin Bulunması; Kanunu’nun 9.maddesinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat isteneceği, Türkiye'de ikametgahı bulunmayan amme borçlusunun durumu, amme alacağının tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesi kendisinden teminat isteyebileceği, belirtilmiştir. Bu hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda, alacaklı amme idaresi ihtiyati haciz kararı alabilir. 2)Borçlunun Belli İkametgâhının Bulunmaması; Amme borçlusu, kendisi için belli bir ikametgahı tayin etmemişse, alacaklı amme idaresi ihtiyati haciz kararı alabilir. Bu koşulun gerçekleşmiş sayılabilmesi için, borçlunun alacaklı amme idaresine ikametgahını bildirmemiş olması veya alacaklı amme idaresince, elindeki tüm olanaklarla aranmasına karşın, borçlunun ikametgahının tespit edilememiş olması ve bunun da usulüne uygun olarak belgelendirilmiş olması gereklidir 3)Borçlu Kaçmışsa Veya Kaçması, Mallarını Kaçırması Ve Hileli Yollara Sapması İhtimallerinin Bulunması: Burada iki durum öngörülmüştür. Birincisi, borçlunun kaçmasıdır. Borçlunun kaçması, bulunmasını güç veya olanaksız kılacak şekilde adresini değiştirmesi anlamına gelir. Eğer, borçlu, yeni ikametgah adresi bırakmaksızın bilinen adresini terk etmişse, bu koşul gerçekleşmiş demektir. İkincisi, borçlunun kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimallerinin bulunmasıdır. Bu durumda, ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için yalnızca ihtimal yeterlidir. 4)Borçludan Teminat Göstermesi İstenildiği Halde Belli Müddette Teminat Veya Kefil Göstermemiş Yahut Şahsi Kefalet Teklifinin Veya Gösterdiği Kefilin Kabul Edilmemiş Olması: Amme borçlusuna, belli bir süre verilerek, teminat gösterilmesi istenilmiş ise, borçlu bu süre içerisinde, teminat veya şahsi kefalet göstermemiş ise, ihtiyati haciz kararı alınabilir. Amme borçlusu tarafından gösterilen şahsi kefaletin kabul edilmesi belli koşullara bağlıdır. Tüm koşullar var olsa dahi, alacaklı amme idaresi gösterilen kefili kabul etmek zorunda değildir. Bu nedenle, borçlu tarafından yapılan şahsi kefalet teklifinin ya da gösterilen kefilin kabul edilmemesi halinde de alacaklı amme idaresi ihtiyati haciz kararı alabilir. 5)Mal Bildirimine Çağrılan Borçlunun Belli Müddet İçinde Mal Bildiriminde Bulunmamış Veya Noksan Bildirimde Bulunmuş Olması: Kendisine usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilen amme borçlusunun yedi gün içerisinde mal bildiriminde bulunmaması veya bildirmiş olduğu malların amme alacağını karşılamaya yeterli olmaması halinde, aynı amme borçlusunun henüz tahakkuk etmemiş veya tahakkuk etmiş olmasına rağmen, ödeme süresi dolmamış diğer amme borçları için ihtiyati haciz kararı alınabilir. Bu bentte yazılı sebebe dayanarak ödeme emrine konu edilen amme alacakları için ihtiyati haciz kararı alınması mümkün değildir. Bu tür amme alacakları için kesin haciz uygulama imkânı vardır. ( 6)Hüküm Sadır Olmuş Bulunsun Bulunmasın Para Cezasını Müstelzim Fiil Dolayısıyla Amme Davası Açılmış Olması: Amme borçlusu hakkında, ihtiyati haciz kararı alınmasını gerektiren bu sebep, amme borçlusunun o andaki borcu ile ilgili değildir. Para cezasını gerektiren kamu davası açılmasını gerektiren bir eylemde bulunan kişiler hakkında, bu dava sonunda yargı yerince hüküm altına alınacak olan para cezasını güvence altına almak amacında olan sebeptir. İhtiyati haciz, bu para cezası için alınır. Bu sebebe dayanarak ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için, amme borçlusunun para cezasını gerektiren eylemi dolayısıyla kamu davası açılmış olması yeterlidir. 7)İptali İstenen Muamele Ve Tasarrufun Mevzuunu Teşkil Eden Mallar, Bu Mallar Elden Çıkarılmışsa Elden Çıkaranın Diğer Malları Hakkında Uygulanmak Üzere, Bu Kanunun 27, 29, 30'uncu Maddelerinin Tatbikini İcab ettiren Hallerin Olması: Amme borçlusunun 6183 sayılı Kanunun 27,29 ve 30. maddelerinde düzenlenen tasarrufları dolayısıyla, anılan kanunun 24. maddesi uyarınca iptal davası açılmışsa ve açılan bu davada söz konu maddelerin uygulanması gerekli ise, amme borçlusu hakkında ihtiyati haciz kararı alınabilir. İhtiyati haciz ile kesin haciz arasındaki farkları aşağıda şekilde sıralamak mümkündür.

  • İhtiyati haciz, ileride tahakkuk edecek olan, diğer bir ifade ile 6183 Sayılı AATUHK’nun 17.maddesinde

belirtilen nedenlerin mevcudiyeti halinde, henüz tahakkuk etmemiş amme alacakları için ihtiyati tahakkuk yapılması koşuluyla uygulanabilir. Bu çeşit amme alacakları tahakkuk etmemiş bulunduğundan, kesin haciz uygulanamaz.

  • İhtiyati haciz, tahakkuk etmiş, henüz vadesi geçmemiş olan amme alacakları için uygulanabilir.

Bu durumdaki amme alacakları tahakkuk etmiş olmasına rağmen ödeme süresi geçmemiş olduğundan, kesin haciz uygulanamaz.

  • İhtiyati haciz, vadesi geçtiği halde ödeme emri tebliğ edilmemiş amme alacakları için uygulanabilir.

Kesin haciz uygulanabilmesi için amme alacağının vadesinin geçmiş olması yeterli olmayıp, ayrıca ödeme emri ile istenilmiş ve ödenmemiş olması gerekli bulunduğundan, bu durumdaki amme alacakları için kesin haciz uygulanamaz.

  • Vadesi geçen ve ödeme emri tebliğ olduktan sonra, dava açma süresi olan yedi günlük süresinin

dolmasından önce de, nedenlerin mevcudiyeti halinde amme alacağının tahsil güvenliğini sağlamak üzere ihtiyati haciz uygulanabilir. Bu durumdaki amme alacakları için kesin haciz uygulanamaz.

  • İhtiyati haciz uygulanan malların satılarak paraya çevrilebilmesi mümkün değildir.

Kesin hacizde ise, haczedilen malların paraya çevrilmesi mümkündür.

  • İhtiyati haczin sadece sebeplerine dava açılabilir.

Kesin haczin ise, hem sebeplerine hem de miktarına dava açılabilir.

  • İhtiyati haciz işlemlerine karşı 7 gün içinde dava açılabilir.

Kesin haciz işlemlerine karşı 6183 Sayılı AATUHK’da özel bir dava açma süresi öngörülmemiştir. Bu nedenle, bu süre İYUK’nun 7. maddesine göre vergi mahkemelerinde 30, idare mahkemelerinde ise 60 günlük dava açma süresi içerisinde dava açılabilir.

  • İhtiyati haciz, alacaklı amme idaresinin en büyük memurunun bizzat kararına dayanılarak tasdik edilen haciz

varaklarına istinaden uygulanır.(Bu yetki,vergi dairesi başkanlıklarının bulunduğu yerlerde vergi dairesi başkanına aittir.) Kesin hacizde ise, alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararı gerekli olmayıp, mahalli en büyük memuru veya tevkil edeceği memur tarafından tasdik edilen haciz varaklarına istinaden uygulanır. SORU 3: Vergi hukukunda peçelemeyi anlatınız.

Soru 3 · 2008/2 · Vergi Tekniği

Kavaklıdere vergi dairesi mükelleflerinden Şafak Tekstil Ltd. Şti hakkında Ekim 2005 vergilendirme dönemine
ilişkin olarak, katma değer vergisi yönünden 2006 yılında yapılan vergi incelemesi sonucunda düzenlenen
25.09.2006 tarihli vergi inceleme raporunda; re’sen 100.000 YTL KDV tarhiyatı ve 100.000 YTL vergi ziyaı
cezası ile 5.000 YTL özel usulsüzlük cezası kesilmesi istenilmiştir.
Söz konusu inceleme raporunda tarhı istenen vergi ve kesilmesi istenen cezalar için düzenlenen ihbarnameler
mükellef kuruma 05.10.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mükellef kurum, kendisine tebliğ edilen vergi ve
cezalara karşı 26.10.2006 tarihinde vergi mahkemesinde dava açmıştır.
Vergi mahkemesi, dava konusu edilen vergi ve cezaları aynen onamış ve buna ilişkin mahkeme kararı,
mükellef kuruma ve vergi dairesine 10.03.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Vergi mahkemesi kararına istinaden,
vergi dairesince düzenlenen ihbarnameler mükellef kuruma 02.04.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Mükellef kurum, vergi mahkemesinin onama kararını, “yürütmeyi durdurma talepli olarak” 25.04.2007
tarihinde Danıştay’da temyiz etmiştir. Danıştay, mükellef kurumun yürütmeyi durdurma talebini 05.05.2007
tarihinde kabul etmiş; ancak, 15.10.2007 tarihli kararı ile vergi mahkemesi kararını onamıştır. Danıştay kararı,
mükellef kuruma ve vergi dairesine 15.11.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Vergi dairesince, Danıştay kararına
istinaden, düzenlenen bildirim ise mükellef kuruma 10.12.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir
Mükellef kurum, söz konusu vergi ve cezalar ile gecikme faizi ve zammının tamamını 21.04.2008 tarihinde
ödemiştir.
Veriler:
a)Verilen tüm tarihler, iş günü olarak kabul edilecektir.
b) Gecikme zammı oranı aylık %2 olarak dikkate alınacaktır.
İstenen:
Mükellef kurumun, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun hükümleri uyarınca, ödemiş olduğu gecikme zammı ve faiz tutarını hesaplayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

a) Gecikme Faizi Tutarının Hesaplanması: Tarh edilen vergi ve kesilen cezaların vergi mahkemesi tarafından onanmasına rağmen, mükellef kurumun bu onama kararını Danıştay’da temyiz etmesi ve yürütmeyi durdurma kararı alması nedeniyle; gecikme faizinin, 213 Sayılı VUK’nun 112. maddesi uyarınca, Ekim/2005 vergilendirme dönemine ait KDV’nin normal vade tarihi olan 26.11.2005 tarihinden Danıştay’ın onama kararının vergi dairesine tebliğ tarihi olan 15.11.2007 tarihine kadar geçen süre için hesaplanması gerekmektedir. Bu hesaplamada ay kesri dikkate alınmaz. Buna göre, VUK’nun 112. maddesi uyarınca, sadece vergi aslına ilişkin olarak 26.11.2005–15.11.2007 tarihleri arasında geçen 23 aylık süre için gecikme faizi hesaplanması gerekmekte olup, mükellef kurum tarafından ödenen gecikme faizi tutarı:[100.000 X (23 X %2 = ) %46=] 46.000 YTL olacaktır. b) Gecikme Zammı Tutarının Hesaplanması: Vergi dairesince, Danıştay kararına istinaden düzenlenen vergi ve cezalara ait bildirim, mükellef kuruma 10.12.2007 tarihinde tebliğ edildiğinden, söz konusu vergi ve cezaların vade tarihi 10.01.2008 olmaktadır. Mükellef kurum, söz konusu vergi ve cezaları 21.04.2008 tarihinde ödediğinden, vade tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen 3 ay 11 günlük süre için gecikme zammı alınması gerekmektedir. 6183 Sayılı AATUHK’nun 51. maddesine göre, gecikme zammı, sadece vergi (KDV) ve vergi ziyaı cezası için hesaplanacak olup, gecikme faizi ve özel usulsüzlük cezası için ise hesaplanmayacaktır. Söz konusu KDV ve vergi ziyaı cezasının toplam tutarı 200.000 YTL (100.000 + 100.000) olduğundan 3 aylık gecikme zammı tutarı [(%2 X 3 X 200.000)=] 12.000 YTL; 11 günlük gecikme zammı tutarı [(2 / 100 / 30 = ) 0,000667 X 11 X 200.000=)1.467,40 YTL olacaktır. Buna göre, mükellef kurum tarafından ödenen gecikme zammının toplam tutarı ise (12.000 + 1.467,40)=13.467,40 YTL olmaktadır. 7

Vergi Tekniği dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 1045 çözümlü soru

Yeminli Mali Müşavirlik (YMM) Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

YMM Sınavı uygulaması