Soru 1 · 2018/1 · Vergi Tekniği
Aşağıdaki kavramları açıklayınız. (15 puan)
a. Davaya Bağlılık
b. Fer’i Vergi Borçlusu Durumundaki Sorumlu
c. Aciz Hali
b) Kanuni temsilcilerin sorumlulukları bakımından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35’inci maddesindeki düzenleme ile 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nda yer alan düzenlemeleri karşılaştırarak, aralarındaki farklılıkları anlatınız. (15 puan)
Komisyonun resmî cevabını gör
a) a- Davayı genişletme ve değiştirme yasağı olarak da bilinen davaya bağlılık kavramı, davanın taraflarının iddia ve savunmaları ile delillerini belli bir süreden sonra değiştirememeleri veya genişletememeleri anlamına gelir. Taraflara iddialarını ve savunmalarını genişletme konusunda getirilen bu kısıtlamanın amacı emek ve zaman kaybının önüne geçmek ve yargılamanın belli bir düzen içinde yürütülmesini sağlamaktır. Davaya bağlılık ilkesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda açıkça düzenlenmiştir. Kanunun 119’uncu maddesinde davacının dava dilekçesinde ve 129’ncu maddesinde de davalının cevap dilekçesinde iddia ve savunmanın dayanağı olan bütün açık özetleri ile ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi istenmektedir. Kanunun 141’inci maddesine göre ise taraflar, ön inceleme aşamasından sonra ıslah dışında, iddia ve savunmalarını genişletemez veya değiştiremez. Davayı genişletme veya değiştirme yasağı 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda ise 16/4 ve 21’inci maddelerde düzenlenmiştir. 2577 sayılı Kanunun 16/4 maddesine göre, taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Buna göre vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davalarda davacı için dava açma süresinden, davalı için ise birinci savunma için verilen süreden sonra değişiklik yapma veya genişletme yasağı başlamaktadır. Dolayısıyla, davacı 30 günlük dava açma süresi dolmadan iddiasında değişiklik yapabilir. Aynı şekilde davalı da 30 günlük cevap süresi içinde savunmasını değiştirip genişletebilir. Ayrıca İYUK’un 21’inci maddesinde “Dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgeler, bunların vaktinde ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına mahkemece kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir.” Hükmü ele alındığından, ıslah hali dışında madde hükmünde belirtilen şartların oluşması halinde iddia ve savunmanın genişletilmesi mümkün olacaktır. b. Fer’i vergi borçlusu durumundaki sorumlu, asıl mükellefle birlikte veya onun yerine geçerek vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek zorunda kalan kişiyi ifade etmektedir. Fer’i vergi borçlusu durumundaki sorumlunun vergiyi doğuran olayla ilişkisi yoktur. Buna rağmen asıl vergi borçlusunun yerine veya onunla birlikte vergi borcundan kendi malvarlığı ile sorumlu olmaktadır. Buna göre fer’i vergi borçlusunu iki dereceye ayırmak mümkündür. Birinci derece fer’i vergi borçlusu vergi borçlusunun yerine geçerek vergiyi kendi mal varlığından ödemektedir. Bu niteliğiyle fer’i vergi borçlusunun ödediği vergiyi rücu etme imkânı yoktur. VUK’un 12’inci maddesinde düzenlenen mirasçıların sorumluluğu, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 20’inci ve AATUHK’nın 36’ncı maddesinde düzenlenen işi devralanların sorumluluğu bu nitelikte sorumluluktur. Bunlara birinci derecede fer’i vergi borçlusu da denmektedir. İkinci derece fer’i vergi borçluları ise vergi borcunun ödenmesinde asıl borçlu ile birlikte sorumlu olup, ödedikleri vergi borçları için asıl borçluya rücu edebilirler. İkinci derecede fer’i vergi borçlusu olarak da adlandırılan bu gruptaki fer’i vergi borçlularına örnek olarak KVK’nın 17 ve AATUHK’nın 33’üncü maddelerinde düzenlenen tasfiye memurlarının sorumluluğu, VUK’un 10 ve AATUHK’nın mükerrer 35’inci maddelerinde düzenlenen kanuni temsilcilerin sorumluluğu, VUK’un 251’inci maddesinde düzenlenmiş olan karnesiz hizmet erbabı çalıştıranların sorumluluğu, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9/2, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 13, Damga Vergisi Kanunu’nun 24 ve 25’inci maddeleri gösterilebilir. Bunun yanında doktrinde limited şirketlerin kanuni temsilci sıfatı taşımayan ortakları da üçüncü derecede fer’i vergi borçlusu olarak nitelendirilmektedir. c. Aciz hali 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 75’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; yapılan takip sonucunda, borçlunun haczi caiz malı olmadığı veya bulunan mallarının satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz halinde sayılır. Yapılan takip safhalarıyla bakiye borç miktarı bir aciz fişinde gösterilerek aciz hali tespit olunur. Madde metninden anlaşıldığı üzere, kamu borçlusunun aciz halinde sayılması mal varlığının bulunmaması anlamına gelmemektedir. Borçlunun mal varlığı bulunsa dahi, bu mal varlığının haczi olanaklı değilse borçlu aciz halinde sayılır. Aynı şekilde, mal varlığının satış bedelinin amme alacağını karşılamaması halinde borçlu yine aciz halinde sayılır. Buna göre haczi caiz mal varlığı bulunan borçlunun aciz halinde sayılması için haczedilen mal varlığının satılmış olması ve satış bedelinin kamu alacağını karşılamamış olması gerekir. Alacaklı tahsil dairesi aciz halindeki borçlunun mali durumunu zamanaşımı süresi içinde devamlı olarak takip eder. Borçlunun mal edindiğinin saptanması halinde haciz varakalarına istinaden gerekli haciz yapılır. Haczedilen malların değerinin takipli alacağı karşıladığının tespiti halinde aciz hali kaldırılır. Aciz durumunun olması gecikme zammının durması sonucunu doğurur. Ancak, aciz hali tespit edilen amme borçlusu hakkında zamanaşımı süresince yapılan takip sırasında amme alacağını karşılayacak değerde mal edindiğinin tespit edilmesi veya borçlunun edindiği malları kendisinin bildirmesi ve bildirilen malların amme alacağını karşılayacak değerde olması halinde, aciz hali ortadan kalkacağından, mal edinme tarihinden itibaren gecikme zammı işlemeye devam edecektir. 5 Aciz halindeki borçlu hakkında teminat ve faiz aranmadan 48’inci madde hükmü uygulanabilir. Aciz hali tespit edilmiş borçlunun borçları talebi üzerine faiz ve teminat aranmaksızın ertelenebilir. Mükellefin mal edindiğinin tespiti halinde aciz hali ortadan kalkar ve takibat işlemlerine devam edilir.
- b) Vergi Usul Kanunu’nda (VUK) kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler Kanunun
10 ve 333’üncü maddelerinde yer almaktadır. VUK’un 10’uncu maddesinde genel olarak kanuni temsilcilerin vergi ve buna bağlı alacaklara ilişkin sorumlulukları düzenlenmektedir. Buna göre; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.” VUK’un 333’üncü maddesinde kanuni temsilcilerin tüzel kişiler adına kesilen cezalara ilişkin sorumlulukları düzenlenmiştir. Buna göre; “Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanununa aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüzel kişiler adına kesilir. Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin vergi sorumluluğu hakkındaki bu kanunun 10’uncu maddesi hükmü vergi cezaları hakkında da uygulanır.” Kanuni temsilcilerin genel olarak amme alacaklarına ilişkin sorumluluğu ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35’inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde hükmüne göre; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.” Yukarıdaki hükümlerin karşılaştırılmasından 6183 sayılı AATUHK uyarınca kamu alacaklarının ve VUK uyarınca da vergi alacaklarının tahsili için kanuni temsilciye gidilmeden önce tüzel kişinin takip edilmesi gerekir. Kanuni temsilciler vergi borçları ve diğer kamu alacaklarından dolayı tüm mal varlıklarıyla sorumludur. VUK ve AATUHK’daki kanuni temsilcinin sorumluluğuna ilişkin hükümler arasındaki farklar ise aşağıdaki gibidir: i. VUK’da düzenlenen sorumluluğun kapsamına VUK’a tabi vergiler ile vergiye bağlı alacaklar ve vergi cezalarını kapsamaktadır. Ancak, Gümrük ve Tekel İdarelerince alınan vergi, resim ve harçlar VUK 10’uncu maddesi kapsamında değildir. Vergi alacağına bağlı alacaklardan kasıt, vergi alacağının fer’ileri olan gecikme faizleri ile gecikme zamlarıdır. Vergi cezaları ise VUK’un 333’üncü maddesinin ilk fıkrası uyarınca tüzel kişi adına kesilen cezalardır. AATUHK’da getirilen sorumluluk ise daha geniş kapsamlıdır. VUK kapsamına girmeyen vergi ve resimler dahil olmak üzere Kanunun 1 ve 2’nci maddelerinde belirtilen tüm amme alacaklarını içermektedir. ii. VUK’un 10’uncu maddesinde kanuni temsilciler mükellef veya vergi sorumlusu olan kişilerin vergi ödevlerini yerine getirme konusunda görevlendirmiştir. Maddede kanuni temsilcilere getirilen sorumluluk, bu görevin gereği gibi yerine getirilmemiş olmasının sonucudur. Temsil edilenin mal varlığından vergi ve vergiye bağlı alacakların tahsil edilememesinin Kanunda temsilciye verilen vergi ödevlerini yerine getirmemesinin sonucu olması gerekir. Ancak, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35’inci maddesinde öngörülen sorumluluk görevlerinin sonucu olmayıp, kanuni temsilcilik sıfatından kaynaklanmaktadır. Kanuni temsilcinin şirket borçlarından sorumlu tutulabilmesi için amme alacağının asıl borçlunun mal varlığından tahisl edilememiş olması yeterlidir. iii. VUK’un 10’uncu maddesinde öngörülen sorumluluk kusura dayalı sorumluluktur. Bu sorumluluğun kusur karinesine dayandığı, kusur karinesinin aksinin kanıtlanması ile sorumluluktan kurtulabileceği kabul edilir. Dolayısıyla, tüzel kişiliğin vergi borcundan dolayı takip edilen kanuni temsilci, kendisine tebliğ olunan ödeme emrine karşı süresi içindedava açarak kusursuzluğunu kanıtlamak suretiyle sorumluluktan kurtulabilir. Buna karşılık AATUHK’nın mükerrer 35’inci maddesinde düzenlenen sorumluluk bakımından, kanuni temsilci amme alacağının tahsil edilememiş olmasında kusuru bulunmadığını, kendi dışında gelişen bir olay nedeniyle amme alacağının asıl borçludan tahsil edilemediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. iv. AATUHK’nın mükerrer 35’inci maddesine göre kanuni temsilci şahsi mal varlığından tahsil edilen tüm alacak ve fer’ileri için asıl borçluya rücu edebilir. VUK’un 10’uncu maddesinde ise kanuni temsilcilerin ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri belirtilmektedir. Dolayısıyla, kanuni temsilci vergiye bağlı diğer alacaklar için (gecikme zammı, gecikme faizi) yaptığı ödemeyi rücu etme olanağı yoktur. Vergi cazaları açısından da kanuni temsilcinin rücu etme imkânı yoktur.