Soru 1 · 2016/3 · Vergi Tekniği
Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunan (X) şirketi, TC uyruklu gerçek kişi (A) ve (B)
tarafından % 50 eşit paylı olarak 4.1.1999 tarihinde kurulmuş ve bu tarihte ticaret siciline tescil
edilerek, 8.1.1999 tarihli Türk Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmıştır. Şirket, 1.1.2014
tarihinde tasfiye kararı almış ve bu tarihten sonra da tüm kanuni ödev ve sorumluluklarını yerine
getirmiş olup, tasfiye,10.12.2015 tarihinde sonuçlanmış ve 10.12.2015 tarihinde şirketin kaydı ticaret
sicilinden silinmiştir. Şirketin faaliyette bulunduğu tüm dönemlerde, kanuni temsilciliğini ve
tasfiye memurluğunu iki ortak birlikte üslenmiştir.
Şirket nezdinde, şirketin bağlı olduğu vergi dairesince sosyal güvenlik kurumundan gelen bilgi ve
tespite istinaden vergi incelemesi yapılmak istenmiş, ancak, şirketin tasfiye memurlarına
ulaşılamaması üzerine şirket hakkında 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait işçi ücret ödemelerinde
vergi sorumlusu sıfatıyla şirketin gelir vergisi stopaj matrahlarının takdiri için vergi dairesince
4.1.2016 tarihinde takdir komisyonuna sevk edilmiştir. Takdir komisyonu kararı 3.3.2016 tarihinde
vergi dairesine gelmiş ve vergi dairesince, tasfiye edilmiş şirket adına26.5.2016 tarihinde 2013-
2014 ve 2015 yıllarına ilişkin olarak gelir vergisi stopaj tarhiyatı yapılarak, şirket adına
düzenlenen vergi/ceza ihbarnameleri, şirketin ortaklarından (A)’ya posta yolu ile 6.6.2016 tarihinde
tebliğ edilmiştir.
İSTENEN :
a) “Tarh” kavramını ve “tarhiyatın muhatabı” kavramınıaçıklayınız. Tarh işleminde yapılan
hataların, vergi hatası olup olmadığını açıklayınız.(10 Puan)
b) Yukarıdaki olayda, (X) şirketinin AŞ olması halinde vergi dairesince yapılan tarh işleminin
hukuka uygun olup olmadığını, hukuka uygun değilse yapılması gereken işlemleri yasal
dayanakları ileaçıklayınız. (20 Puan)
c) Yukarıdaki olayda (X) şirketinin kollektif şirket olması halinde vergi dairesince yapılan
tarh işleminin hukuka uygun olup olmadığını, hukuka uygun değilse yapılması gereken
işlemleri yasal dayanakları ile tartışınız. (5 Puan)
Komisyonun resmî cevabını gör
1-a) 213 sayılı VUK m.20’de Verginin tarhı, “vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.” biçiminde tanımlanmıştır. Tarh, idari işlem olup, idare tarafından gerçekleştirilir. Tarh işlemi ile ödenmesi gereken vergi tutarı hesaplanmaktadır. Bu tutarın doğru olarak hesaplanması sorumluluğu idareye ait olup, yapılan hesaplamadaki hata vergi mükellefi/sorumlusuna izafe edilemez. Bir başka deyişle, hesaplama hatasından dolayı mükellefe/sorumluya herhangi bir şekilde sorumluluk yüklenemez. Öte yandan, tarh işlemi, vergi borcunun hesaplanması işlemi olup bu işlemin muhatabının vergi kanunları ile belirlenmesi gerekmektedir. Aksi taktirde, eksik hüküm nedeniyle tarh işlemi yapılamaz. Tarh işlemi yapılacak kişi, vergi kanunlarında verginin mükellefi/sorumlusu olup, açık biçimde kural olarak vergi kanunlarında belirlenmiştir. Örneğin, 193 sayılı GVK m.107’de “gelir vergisinde tarhiyatın muhatabı, 5520 sayılı KVK m.28’de Tarhiyatın muhatabı, tarh zamanı ve tarh yeri, 3065 sayılı KDVK m.44’de KDV açısından tarhiyatın muhatabı düzenlenmiştir. Tarh işleminde yapılan hata VUK m.117’de düzenlenen hesap hatası, muhataptaki hata da yine aynı Kanunun 118 nci maddesinde yer alan vergilendirme hataları arasında sayılmış 3 olup, tarh işleminde yapılan hatanın bahse konu maddelere dayanılarak VUK hükümleri çerçevesinde düzeltilmesi gerekmektedir. 1-b) Ülkemizde şirketlerin kuruluşu ve sona ermesi merasime tabidir. Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, şirketlerin tüzel kişilikleri, ticaret sicilinden silinmeleriyle sona ermektedir. Olayda, adına tarh ve ceza kesme işlemi tesis edilen şirketin tüzel kişiliği de, yukarıda belirtildiği üzere, ticaret sicilinden silindiği 10.12.2015 tarihinde sona ermiş bulunmaktadır. Bu tarihten sonra, adı geçen Şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili hukuken olanaklı değildir. Bunun sonucu olarak, tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına hukuken tarh ve ceza kesme işlemleri tesis edilmemesi gerekmektedir. Çünkü, kural olarak, tesis edilen işlemler de, herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacaktır. Hukuki sonuç doğurmayan; başka deyişle, hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin ise, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesi söz konusu olamaz. Kural olarak bu hukuki durum karşısında; feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirket adına tarhiyat yapılamayacağı sonucu çıkmaktadır. Yapılsa bile şirket sona erdiğinden eski kanuni temsilcilerin ve tasfiye memurlarının şirket adına dava açma ehliyeti de bulunmamaktadır. Çünkü, temsil yetkisi de tüzel kişiliğin ortadan kalkması ile sona ermiştir. Ancak; yukarıdaki genel kuralın istisnası 5520 sayılı KVK’nında yer almaktadır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun, İkinci Kısmının "Tasfiye, Birleşme, Devir, Bölünme ve Hisse Değişimi" başlıklı Dördüncü Bölümünde yer alan "Tasfiye" başlıklı 17. maddesine, 5904 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle, 03.07.2009 tarihinden geçerli olmak üzere eklenen 9. fıkrasında; tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflere tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezaların, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı, bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğunun, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenlemenin gerekçesinde; "tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemine ilişkin olarak kesilecek vergi cezaları dahil her türlü vergi tarhiyatının, tasfiye dönemi için tasfiye memurları adına, tasfiye öncesi dönemleri için kanuni temsilciler müteselsil sorumlu olmak üzere bunlardan herhangi biri adına yapılacağı öngörülmektedir." denilmektedir. Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17. maddesinin 9. fıkrasının, tasfiyesi tamamlanmak suretiyle tüzel kişiliği ortadan kalkmış ve hukuk aleminde varlığı sona ermiş mükellefler hakkında, tasfiye dönemine ve tasfiye öncesi döneme ilişkin olarak yapılacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalar için uygulanması öngörülmüş; bu hükmün, sadece kurumlar vergisi tarhiyatları için uygulanacağı konusunda bir düzenlemeye yer verilmemiş, aksine madde metninde açıkça "her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalar"dan bahsedilmek suretiyle, madde hükmünün, tüm vergi ve cezalar için uygulanması amaçlanmıştır. Bu durumda, söz konusu düzenlemeyi, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenmiş olması nedeniyle, sadece kurumlar vergisine ilişkin olarak uygulanacağı şeklinde yorumlamak; anılan düzenlemenin, tasfiyesi tamamlanan kurumların vergilendirilmesi konusunda genel bir kanun hükmü getirmiş olan Kanun koyucunun iradesinde öngörülmeyen şekilde kurumlar vergisi dışındaki diğer tüm vergiler için uygulanabilirliğini ortadan kaldıracağı gibi, Kanun koyucunun, söz konusu düzenlemeyi yapmaktaki amacına da aykırı olacaktır. Bu yasal düzenleme sonucunda, somut olayda her iki ortak da hem kanuni temsilci hem de tasfiye memuru olduğundan tarhiyatın muhatabı olmaktadır. Söz konusu düzenleme tüm kurumlar vergisi mükelleflerini de kapsamaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere, somut olayda, tüzel kişiliği sona eren şirket adına tarhiyat yapılamaz. Tarhiyatın muhatabı somut olayda ortakların tamamı tarhiyatın muhatabı olup, vergi/ceza ihbarnamelerinin ortaklar adına düzenlenerek yeniden tebliğ edilmesi gerekmektedir. Olmayan şirket adına vergi dairesince yapılan tarh işleminin tebliği hukuken yok hükmünde olup, yapılan tebliğ hukuken geçersizdir. Ayrıca, vergi dairelerince takdir komisyonu kararı üzerine işlem tesis etmeleri kanuni zorunluluk olup, vergi dairesinin takdir komisyonu kararını hıfza kaldırabilmesi de hukuken mümkün değildir. Bu nedenle vergi dairesince takdir komisyonu kararı üzerine gerekli icrai işlemlerin kanuna uygun olarak yapılması gerekmektedir. 1-c) Kollektif Şirketler gelir ve kurumlar vergisi mükellefi değildir. Ancak GVK m.94 uyarınca şirket tüzel kişiliği vergi sorumlusudur. Aynı Kanunun 107/3 üncü maddesinde de Verginin tevkif suretiyle alınması halinde, mükellef hesabına tevkifat yapmaya mecbur olanlar tarhiyatın muhatabı olarak belirlenmiştir. Diğer taraftan gerek Gelir Vergisi Kanunda gerekse Kurumlar Vergisi Kanununda kollektif şirketler açısından bu şirketlerin tasfiyesi sonucunda tarhiyatın muhatabı belirlenmemiştir. Yukarıda açıklanan hüküm de kurumlar vergisi kanununda yer almakta olup, kıyas yolu ile Kollektif Şirketler açısından uygulanamaz. Vergi hukukunda verginin yasallığı ilkesinin sonucu olarak kıyas yasaklanmıştır. Bu durumda, yukarıda açıklandığı şekilde tasfiye edildikten sonra vergi sorumlusu olan kollektif şirketten alınması gereken vergiler şirket adına tarh edilemeyeceği gibi ortaklar adına da tarh edilemez. İşlem tarh aşamasında olduğu için, 6183 sayılı Kanun hükümlerinin de olaya uygulanması hukuken mümkün değildir. 6183 sayılı Kanun doğmuş ve kesinleşmiş kamu alacaklarının tahsil aşamasında uygulanacağından 6183 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak tarhiyatın muhatabı da belirlenemez. Öte yandan, 6762 sayılı Kanunda bulunmayan, fakat uygulamanın ihtiyaçları nedeniyle öğreti ile yargı tarafından benimsenen ve uygulanan “İHYA MÜESSESESİ” 6102 sayılı TTK m.547’ de “ek tasfiye” başlığı altında düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme sadece AŞ’ler için getirilmiş olup, kollektif şirketler için herhangi bir atıf TTK’nda yer almamaktadır. İhya ya da bir başka deyişle ek tasfiye, tasfiye işlemleri tamamlanıp tasfiyenin bitirilmiş olmasına rağmen, daha sonra başkaca tasfiye önlemleri alınmasının zorunlu olduğunun anlaşılması halinde başvurulan geçici bir tedbirdir. Bahse konu 547 nci maddede ek tasfiye şartları da örnekleme yolu ile sayılmıştır. Bu durumda kollektif şairket 5 adına tarhiyat yapılabilmesi için önce vergi dairesince ihya davası açılarakşirketin canlandırılması gerekmektedir. Şirketin ihyası davasında, ihya gerekçeleri delilleri ile birlikte sunulmalıdır. Bu davayı, şirketin tasfiye memuru, son yönetim kurulu üyeleri, şirket ortakları veya şirket alacaklıları açabilmektedir. Bu çerçevede davanın tarhiyatı yapacak vergi dairesince açılması gerekmektedir. Davalılar ise şirketle birlikte şirketin üyesi olduğu Ticaret Sicil Müdürlüğüdür. Açılan bu davanın haklı görülmesi durumunda şirketin ihyasına karar verilir ve şirket yeniden ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik yeniden kazanılır. Ancak ihyadan sonra şirket yalnızca ihya sebebiyle ilgili işlemleri yapabilme ehliyetine sahiptir. Bu ihtilafın sonuçlanmasıyla birlikte şirket yeniden ticaret sicilinden silinir. Öte yandan, 6102 sayılı TTK m.237 nci maddesinde yer alan “Şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı birinci derecede şirket sorumludur. Ancak; şirkete karşı yapılan icra takibi semeresiz kalmış veya şirket herhangi bir sebeple sona ermiş ise, yalnız ortak veya ortakla birlikte şirket aleyhine dava açılabilir ve takip yapılabilir.” Hükmüne dayanılarak şirket ortakları adına tarhiyat yapılabilmesi mümkün olmakla birlikte, söz konusu maddede sadece “icra takibi” denildiğinden, tarh edilen ve kesinleşmemiş vergi ve cezalar için de bu madde uygulanamaz. Sonuç olarak, vergi kanunlarında kollektif şirket açısından doğan bu hukuki boşluğun yasal düzenleme yapılarak giderilmesi gerektiği izahtan varestedir.