Soru 1 · 2014/2 · Vergi Tekniği
Vergi Usul Kanununa göre öz sermaye nedir? Tanımlayınız. Vergi kanunlarımızın yürürlükte olan
hükümlerine göre öz sermaye tutarının esas alındığı uygulamalar nelerdir? Ana hatlarıyla açıklayınız.
Komisyonun resmî cevabını gör
Öz sermaye VUK’un bilançoya ilişkin esasların yer aldığı 192. maddesinde tanımlanmıştır. Söz konusu madde şöyledir. “ Bilanço, envanterde gösterilen kıymetlerin tasnifli ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle tertiplenmiş hulasasıdır. Bilanço aktif ve pasif olmak üzere iki tabloyu ihtiva eder. Aktif tablosunda mevcutlar ile alacaklar (ve varsa zarar), pasif tablosunda borçlar gösterilir. Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin işletmeye mevzu varlığını (Öz sermayeyi) teşkil eder. Öz sermaye pasif tablosuna kaydolunur ve bu suretle aktif ve pasif tablolarının toplamları denkleşir. İhtiyatlar ve kar ayrı gösterilseler dahi öz sermayenin cüzileri sayılırlar.” Yukarıdaki tanıma göre, öz sermaye bir taraftan bilanço aktif toplamı ile borçlar arsındaki farka, öte yandan müteşebbisin işletmeye koyduğu varlığa eşittir. Görüldüğü üzere öz sermeye sermayeden daha kapsamlı olup, sermayeyi de içermektedir. (Öz sermayenin tanımı 3 puan üzerinden değerlendirilmiştir.) Vergi Kanunlarımızda Öz Sermaye Tutarının Esas Alındığı Uygulamalar: 1- Bilanço Esasında Ticari Kazanç ile Kurum Kazancının Tespitinde Dönem Başı ve Dönem Sonu Öz Sermaye Tutarları Esas Alınmaktadır GVK’nın 38.maddesinde bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında işletme sahibi veya sahiplerince; işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise bu farka ilave olunacağı hükmüne yer verilmiştir. Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, VUK’un değerlemeye ait hükümleri ile GVK’nın 40 ve 41. maddeleri hükümlerine de uyulacaktır. Ayrıca GVK’nın 58. madde hükmü uyarınca bilanço esasında zirai kazanç ticari kazanca ilişkin hükümler de dikkate alınarak belirlenmektedir. Öte yandan KVK’nın 6. maddesinin ikinci fıkrasında da safi kurum kazancının tespitinde, GVK’nın ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı esasına yer verilmiştir. Bu nedenle GVK’nın 38. maddesi kurum kazancının tespitinde de uygulanmaktadır. KVK’nın 17. maddesinde de tasfiye halindeki kurumların vergi matrahının tasfiye karı olduğu, tasfiye karının ise tasfiye döneminin sonundaki servet değeri ile tasfiye döneminin başındaki servet değeri arasındaki olumlu fark olacağı hükme bağlanmıştır. Tasfiye döneminin başındaki ve sonundaki servet değeri ise kurumun tasfiye dönemi başındaki ve sonundaki bilânçosunda görülen öz sermayesidir. ( Bilanço esasında kazanç tespiti bölümü 5 puan üzerinden değerlendirilmiştir.) 2- Örtülü Sermayenin Varlığı Öz Sermaye Tutarına Göre Belirlenmektedir Örtülü sermaye uygulaması KVK’nın 12. maddesinde düzenlenmiştir. Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılmaktadır. Örtülü sermaye borç alınmış görünen ortaklar için herhangi bir hisse sınırı yoktur. Ancak ortakla ilişkili kişilerde, doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oy veya kar payı hakkına sahip olmaları koşulu aranmaktadır. Örtülü sermaye kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, öz sermayenin üç katını aşan kısmı olarak belirlemiştir. Kıyaslamada esas alınacak öz sermaye ise, kurumun VUK uyarınca tespit edilmiş hesap dönemi başındaki öz sermayesidir. KVK’nın 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde de örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancından indirilmeyeceği hükmü yer almaktadır. Kurumların ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayrinakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar, kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar. 5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar tarafından yapılan borçlanmalar, finansal kiralama şirketleri, finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu faaliyetleriyle ilgili olarak ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar örtülü sermaye sayılmamaktadır. Örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. (Cevabın örtülü sermayeye ilişkin bölümü 5 puan üzerinden 3- Öz Sermaye Üzerinden hesaplanan Faizler Gider Kaydedilemez KVK’nın 11/1-a maddesinde öz sermaye üzerinden hesaplanan faizlerin gider kabul edilemeyeceği hükmü bulunmaktadır. (Cevabın bu bölümü 1 puan üzerinden değerlendirilmiştir.) 4- Devralınan Kurumlar ile Tam Bölünmeye Tabi Tutulan Kurum Zararlarının Mahsubu Bu Kurumların Öz Sermayeleri ile Sınırlıdır Kurumlarda zarar mahsubu KVK’nın 9. maddesinde düzenlenmiş olup, anılan Kanunun 9/1-a maddesinde devir halinde devir alınan kurumların devir tarihi itibarıyla öz sermaye tutarını geçmeyen zararları ile tam bölünme işlemi sonucu bölünen kurumun öz sermaye tutarını geçmeyen ve devralınan kıymetle orantılı zararlarının devralan kurumlarca mahsubuna da imkan tanınmıştır. Devir ve bölünme halinde zarar mahsubu, devir işleminin KVK’nın 20. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde yapılmasına, tam bölünme işleminin de 20. maddenin ikinci fıkrası kapsamında gerçekleştirilmesine bağlıdır. Ayrıca son beş yıla ilişkin kurumlar vergisi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması yanında devir alınan kurumun faaliyetine devir veya bölünmenin meydana geldiği hesap döneminden itibaren en az beş yıl süreyle devam edilmesi koşulları da aranmaktadır. Devir halinde, devralan kurum, devralınan kurumun devir tarihindeki öz sermayesi tutarındaki zararı mahsup edebilecektir. Tam bölünme işleminde ise, bölünen kurumun zararlarından, söz konusu kurumun öz sermayesinin devralınan tutarını geçmeyen ve devralınan kıymetle orantılı kısmı mahsup edilebilecektir. Devralınan veya bölünen kurumun zararlarının mahsubu bunların öz sermaye tutarları ile sınırlandığından, öz sermayelerinin sıfır veya negatif olması halinde bu kurumların zararlarının mahsubu söz konusu olmayacaktır. (Cevabın bu bölümü 4 puan üzerinden değerlendirilmiştir.) 5-Girişim Sermayesi Fon Tutarı Öz Sermaye Esas Alınarak Belirlenmektedir 6322 sayılı Kanunla VUK’a eklenen 325/A maddesiyle gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine, girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına sermaye olarak konulması veya girişim sermayesi yatırım fonu paylarının satın alınması amacıyla, ilgili dönem kazancından girişim sermayesi fonu ayırabilme imkanı getirilmiştir. 6322 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun 10. maddesine eklenen (g) bendi ile de VUK’un 325/A maddesine göre girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarların kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirim konusu yapılmasına imkan tanınmıştır. Gelir vergisi mükellefleri yönünden de aynı yönde bir düzenleme bu kanunun 89. maddesinin birinci fıkrasına eklenen
- bent ile yapılmıştır.
Girişim sermayesi fonunun indirim konusu yapılabilmesi için aranan koşulların başında ilgili yılda ayrılan fon tutarının beyan edilen gelirin %10'unu, toplam fon tutarının ise öz sermayenin %20'sini aşmaması ve iki şartın birlikte gerçekleşmesi gelmektedir. Fon ilgili dönem kazancından ayrılacağından, fona alınacak tutar hesap dönemi sonu itibarıyla tespit edilebilecektir. Bu nedenle % 20’lik haddin belirlenmesinde dönem sonu öz sermayesinin esas alınması gerekmektedir. Girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarlar pasifte geçici bir hesapta tutulur. Mükelleflerce, fonun ayrıldığı yılın sonuna kadar girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına veya girişim sermayesi yatırım fonlarına yatırım yapılmaması halinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. Bu fon; amacı dışında herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi, ortaklara dağıtılması, dar mükelleflerce ana merkeze aktarılması veya işin terki, işletmenin tasfiyesi, devredilmesi, bölünmesi ya da girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinin veya girişim sermayesi yatırım fonu katılma paylarının elden çıkarılmasından itibaren altı ay içinde bu maddede belirtilen amaçla yeniden kullanılmaması halinde, bu işlemlerin yapıldığı veya sürenin dolduğu dönemde vergiye tabi tutulur. (Cevabın bu bölümü 5 puan üzerinden değerlendirilmiştir.) 6-Finansman Gider Kısıtlaması Yabancı Kaynakları Öz Kaynaklarını Aşan Mükellefler İçin Söz Konusu Olacaktır İşletmelerin kullandığı yabancı kaynaklara ilişkin giderlerin bir bölümünün kazanç vergileri matrahından indirilememesi esası, daha önce 1.1.1195- 1.1.2004 tarihleri arasında uygulanmıştır. Finansman giderleri kısıtlaması olarak adlandırılan bu uygulama stoklarını LİFO yöntemine değerleyen veya yeniden değerleme yapan ve bu müesseselerin vergisel avantajlarından yararlanan mükellefleri kapsamıştır. Enflasyon düzeltmesine geçilmesiyle birlikte bu uygulamaya son verilmiştir. Finansman gider kısıtlaması 6322 sayılı Kanunla gelir ve kurumlar vergisi kanunlarına eklenen hükümlerle 1.1.2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere yeniden vergi sistemimize dahil edilmiştir. Finansman gider kısıtlamasına ilişkin düzenleme GVK’nın 41. maddesinin 9. bendi yeniden düzenlenerek ve KVK’nın 11. maddesine (i) bendi eklenerek yapılmıştır. Buna göre; kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, aşan kısma münhasır olmak üzere, yatırımın maliyetine eklenenler hariç, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10'unu aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan kısmı kazançtan indirim konusu yapılamayacaktır. Kurumlar vergisi mükelleflerinden kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri uygulama dışında bırakılmıştır. Yukarıdaki hükümler 1.1.2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Ancak uygulanacak oran konusunda Bakanlar Kurulunca henüz bir belirleme yapılmamıştır. Bu nedenle söz konusu hükümlerin uygulanması halen söz konusu değildir. (Cevabın bu bölümü 4 puan üzerinden değerlendirilmiştir. ) 7- Kazancı Bilanço Esasında Saptanan Bir Ferdi İşletmenin Sermaye Şirketine Devri GVK’nın 81. maddesinin 1. fıkrasının 2. bendinde kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması halinde değer artışı kazancı hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. GVK’nın 81. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde de kollektif ve adi komandit şirketlerin (2) numaralı bentte yazılı şartlar dahilinde nev'i değiştirerek sermaye şirketi haline dönüşmesi halinde de değer artışı kazancı hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği hükmü bulunmaktadır. (Cevabın bu bölümü 2 puan 8-Veraset ve İntikal Vergisinde Uygulama Veraset ve İntikal Vergisinin matrahı, intikal eden malların VUK’a göre bulunan değerleridir. Mükellefler ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere Veraset ve İntikal Vergisi mevzuuna giren kıymetlerden ticari sermaye de beyan edilmek durumundadır. Ticari sermaye; bilanço esasına göre defter tutanlarda ölüm tarihine takaddüm eden takvim yılı bilançosuna göre bulunacak öz sermayedir. Mükellefler isterlerse ölüm günü itibariyle çıkaracakları bilançoyu esas alarak öz sermayelerini tespit edebilirler (VİVK md.10). (Cevabın bu bölümü 1 puan üzerinden değerlendirilmiştir.)