2017/3 SGS Borçlar Hukuku Soruları ve Çözümleri

2017/3 dönemi SMMM Staja Giriş Sınavı: Borçlar Hukuku dersinden çıkan 6 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2017/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf ne kadar süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır?

  • A)Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde
  • B)Korkutmanın başladığı tarihten itibaren beş yıl içinde
  • C)Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak üç yıl içinde
  • D)Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak altı ay içinde
  • E)Korkutmanın başladığı tarihten itibaren üç yıl içinde
Çözümü göster — doğru cevap A

SMMM stajı ve genel hukuk bilgisi açısından bu konu çok önemlidir. Hadi adım adım açıklayalım.

Neden Doğru Cevap A Şıkkıdır?

Kanun, bir sözleşme korkutma (tehdit) sonucu yapıldığında, mağdur olan tarafın bu durumu bildirmesi için bir süre tanır. Ancak bu süre, korkutmanın başladığı tarihten değil, korkutmanın etkisinin tamamen bittiği tarihten itibaren işler.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 44/2'ye göre: > "Korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyi onamamış veya verdiği şeyi geri istememişse, sözleşmeyi onamış sayılır."

Buradaki mantık şudur: Korku devam ederken mağdurun iradesi tamamen baskı altındadır. Korku bittiği an, kişi artık özgür iradesiyle hareket edebilir. Kanun, bu özgür iradeyi kullanmak için kişiye 1 yıl süre verir. Eğer bu 1 yıl içinde "Ben bu sözleşmeyi kabul etmiyorum" demezse, kanun bunu "Sözleşmeyi kabul ettim (onadım)" olarak kabul eder.

Bu nedenle A şıkkı ("Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde") doğrudur.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • B ve E Şıkları (Başlangıç Tarihi Hatası): Bu şıklar sürenin "korkutmanın başladığı tarihten" itibaren hesaplandığını söylüyor. Bu yanlıştır. Korku devam ederken mağdurun iradesi kısıtlıdır; bu yüzden süre korku bitince başlar. Ayrıca "beş yıl" ve "üç yıl" süreleri de bu madde için kanunda yer almamaktadır.
  • C Şıkkı (Süre Hatası): Sürenin başlangıç tarihini doğru bulmuş (korkutmanın etkisinin ortadan kalkması) ancak süreyi "üç yıl" olarak belirtmiştir. Kanun bu durum için 3 yıl değil, 1 yıl öngörmüştür.
  • D Şıkkı (Süre Hatası: Başlangıç tarihi doğru olsa da, süreyi "altı ay" olarak vermiştir. Korkutma durumunda süre 6 ay değil, 1 yıldır. (Not: 6 ay süre genellikle "hile" veya bazı özel durumlarda geçerli olabilir, ancak korkutma için 1 yıldır).

Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 44'ü ve "İrade Sakatlıkları" konusunu iyi bilmelisin.

Özellikle şunlara dikkat etmelisin:

  • Başlangıç Tarihi: Korkutma ve hile durumlarında süre, olayın başladığı değil, etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren işler.
  • Süre Uzunluğu: Korkutma durumunda onama süresi 1 yıldır. (Hile durumunda ise 1 yıl, ancak başlangıç tarihi farklı olabilir; bu ayrımı iyi ayırt etmelisin).
  • Sonuç: Bu 1 yıl içinde harekete geçilmezse, sözleşme onaylanmış (geçerli) kabul edilir.

Başarılar dilerim, bu kuralı ezberlemek yerine mantığını (korku bitince 1 yıl) kavramak sınavlarda işini kolaylaştıracaktır.

Soru 2 · 2017/3 · Borçlar Hukuku

I. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından kaynaklanan zenginleşme II. Gerçekleşmemiş bir sebebe dayanan zenginleşme III. Sona ermiş bir sebebe dayanan zenginleşme IV. Geçerli olmayan bir sebebe dayanan zenginleşme V. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan genel hükümlere göre, yukarıdaki hâllerin hangilerinde, malvarlığında azalma olan kişinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteme hakkı doğmaz?

  • A)I ve II
  • B)I ve V
  • C)II ve III
  • D)III ve IV
  • E)IV ve V
Çözümü göster — doğru cevap B

Sebebsiz zenginleşme kurallarının temel amacı, hukuki bir neden olmaksızın birinin malvarlığının artması ve bunun karşılığında diğerinin zarar görmesini engellemektir; ancak kanun koyucu, bazı özel durumlarda bu hakkın doğmasını istememiştir. Soruda doğru cevap olan B şıkkı (I ve V) doğrudur çünkü Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi, zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından (I. madde) ve ahlaki bir ödevin yerine getirilmesinden (V. madde) kaynaklanan zenginleşmelerde, malvarlığında azalma olan kişinin geri isteme hakkı olmadığını açıkça belirtir. Yani, bir borç zamanaşımına uğramış olsa bile borçlu bunu bilerek veya bilmeyerek öderse, bu ödeme hukuki bir neden (borcun varlığı) olduğu için geri istenemez; benzer şekilde, ahlaki bir görevi (örneğin birine yardım etmek) yerine getirmek için yapılan harcamalar da hukuki bir borç değil, ahlaki bir yükümlülük olduğu için geri talep edilemez.

Diğer şıkları incelediğimizde; II, III ve IV numaralı haller (gerçekleşmemiş, sona ermiş veya geçerli olmayan sebepler) tam tersine, hukuki bir nedenin yokluğunda veya geçersizliğinde oluştuğu için geri isteme hakkı doğuran hallerdir. Bu soruyu çözebilmek için Sebebsiz Zenginleşme konusundaki genel hükümleri ve özellikle Türk Borçlar Kanunu Madde 72'deki "geri isteme hakkının doğmadığı haller" listesini ezberlemeniz veya iyi anlamanız gerekmektedir. Sonuç olarak, zamanaşımına uğramış borçların ifası ve ahlaki ödevlerin yerine getirilmesi, kanunen geri isteme hakkının doğmadığı istisnai durumlardır.

Soru 3 · 2017/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, taraflar arasında aksine bir anlaşma bulunmadığı durumlarda parça borçlarının ifa yeri kural olarak neresidir?

  • A)Alacaklının ifa zamanındaki yerleşim yeri
  • B)Alacaklının ifa zamanında tercih edeceği herhangi bir yer
  • C)Borç konusunun sözleşmenin kurulduğu sırada bulunduğu yer
  • D)Borçlunun sözleşmenin kurulduğu sıradaki yerleşim yeri
  • E)Alacaklının sözleşmenin kurulduğu sıradaki yerleşim yeri
Çözümü göster — doğru cevap C

Bu soru, SMMM stajı ve genel hukuk bilgisi açısından çok önemli bir konuya, yani "Borçların İfa Yeri"ne (borcun nerede yerine getirileceğine) dokunuyor. Doğru cevap C şıkkıdır.

Gelin bu kuralı adım adım, sanki bir ders çalışıyormuşuz gibi inceleyelim.

Neden C Şıkkı Doğru?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na (TBK) göre, taraflar sözleşmede "borcun nerede ifa edilecek" diye özel bir yer belirlememişlerse, kanun bir varsayılan kural getirir. Bu kuralın mantığı şudur:

Eğer borcun konusu bir mal veya eşya ise (örneğin; bir araba satışı, bir eşya teslimi), borçlunun malı alacaklıya teslim etmesi gerekir. Kanun, bu durumda borcun yerine getirileceği yeri, malın sözleşmenin kurulduğu sırada bulunduğu yer olarak belirler.

  • Mantığı: Satıcı, malı kendi deposundan veya iş yerinden teslim ediyorsa, alacaklının o malı almaya gitmesi veya malın oraya taşınması gerekir. Kanun, bu durumu en makul ve pratik olan yer olarak kabul eder.
  • Örnek: Ali, İstanbul'daki dükkanında duran bir buzdolabını Ayşe'ye satıyor. Sözleşmede "teslim yeri" yazmıyorsa, buzdolabının sözleşme imzalandığı sırada İstanbul'da olduğu için, ifa yeri İstanbul'dur. Ayşe buzdolabını almaya İstanbul'a gider.

Bu nedenle C şıkkı ("Borç konusunun sözleşmenin kurulduğu sırada bulunduğu yer") TBK m. 100 uyarınca doğru cevaptır.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Diğer şıkların neden kabul edilemeyeceğini kısaca açıklayalım:

  • A ve E Şıkları (Alacaklının yerleşim yeri): Eğer borcun konusu para ise veya özel bir durum yoksa, borcun ifa yeri genellikle borçlunun yerleşim yeri veya iş yeri olabilir. Ancak soru "parça borçları" (mal teslimi gibi) için genel kuralı sorduğunda, alacaklının yerleşim yeri kural değildir. Alacaklıyı sürekli takip etmek veya borçlunun malı alacaklının evine göndermek zorunda kalması, ticari hayatın akışına aykırıdır.
  • B Şıkkı (Alacaklının tercihi): Kanun, taraflar arasında bir anlaşma yokken, tek taraflı olarak alacaklının "istediğim yere getir" demesine izin vermez. Bu, borçluyu belirsiz ve zor duruma sokar.
  • D Şıkkı (Borçlunun yerleşim yeri): Bu şık genellikle para borçları için geçerli bir kuraldır (TBK m. 100/2). Ancak soru genel bir "borç konusu" (mal, hizmet vb.) sorduğu için, malın bulunduğu yer (C şıkkı) öncelikli kuraldır. Borçlunun sadece oturduğu yer, malın nerede durduğunu belirlemez.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 100'ü ve "Borçların İfa Yeri" konusunu iyi bilmelisin.

  • Özet Kural:
  • Taraflar sözleşmede yeri belirlememişse,
  • Borç konusu mal ise -> Malın sözleşme kurulurken bulunduğu yer (Doğru Cevap: C).
  • Borç konusu para ise -> Borçlunun yerleşim yeri veya iş yeri (Genelde borçlunun ikametgahı).

Sonuç: Soruda "parça borçları" (mal teslimi gibi) ve "aksine anlaşma yok" denildiği için, malın sözleşme anındaki konumu belirleyicidir. Doğru cevap C'dir.

Soru 4 · 2017/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, öneri ve kabul ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
  • B)Telefon, bilgisayar gibi araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olmayanlar arasında yapılmış sayılır.
  • C)Fiyat göstererek mal sergilenmesi veya tarife gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır.
  • D)Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
  • E)Ismarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz ve bu şeyi alan kişi onu göndermekle yükümlü değildir.
Çözümü göster — doğru cevap B

SMMM stajı için hazırlık yaparken bu soruyu çok iyi anlamamız gerekiyor. Soru, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'na göre sözleşme kurma aşamalarından biri olan "Öneri ve Kabul" konusunu test ediyor.

Hadi gel, soruyu adım adım inceleyelim.

🎯 Doğru Cevap Neden B Şıkkıdır?

Soruda "yanlış olan" ifadeyi bulmamız isteniyor. B şıkkı yanlıştır ve bu yüzden doğru cevaptır.

Neden? Kanun maddesine göre; telefon, bilgisayar veya internet gibi araçlarla doğrudan iletişim (örneğin telefon görüşmesi veya canlı sohbet) sırasında yapılan öneri, "hazır olanlar arasında" yapılmış sayılır.

  • B şıkkının hatası: "Hazır olmayanlar arasında yapılmış sayılır" demiştir. Bu ifade kanuna aykırıdır. Çünkü telefonla konuşurken karşınızdaki kişi anında cevap verebiliyorsa, bu bir "hazır olanlar" arası iletişimdir.
  • Doğru Kural: Eğer bir e-posta gönderirseniz ve cevap gelmesi bekleniyorsa, bu "hazır olmayanlar" arası iletişimdir. Ancak telefon veya canlı sohbet gibi anlık iletişim araçları "hazır olanlar" kategorisindedir.

❌ Diğer Şıklar Neden Doğru (Yani Soru İçin Yanlış Değil)?

Diğer şıkların kanuna uygun olduğunu ve bu yüzden sorunun cevabı olamayacağını kısaca açıklayalım:

  • A Şıkkı (Doğru İfade): Kabul için bir süre belirlenirse, öneren kişi o sürenin bitimine kadar geri çekilemez. Bu, sözleşme güvenliği içindir. Kanunla tam uyumludur.
  • C Şıkkı (Doğru İfade): Mağazada ürünün üzerine fiyat yazılması veya bir tarifenin gönderilmesi, genellikle bir "öneri" olarak kabul edilir. Aksi açıkça belirtilmediği sürece, bu ürünün satılacağına dair bir teklif sayılır. Kanunla uyumludur.
  • D Şıkkı (Doğru İfade): Karşınızda hazır olan birine (örneğin yüz yüze veya telefona) öneri yaptınız ve hemen kabul edilmedi. Bu durumda öneren kişi, önerisiyle bağlılıktan kurtulur. Yani "hayır" cevabı gelince teklif düşer. Kanunla uyumludur.
  • E Şıkkı (Doğru İfade): Sizden habersiz bir ürün gönderilir ve siz onu kabul etmezseniz, bu bir sözleşme kurma çabası (öneri) sayılmaz. Kanun, "ismarlanmamış eşya gönderme"yi yasaklar ve alan kişiyi hiçbir yükümlülük altına sokmaz. Kanunla uyumludur.

📚 Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 14, 15 ve 16'yı iyi bilmelisin. Özellikle şu iki kavramı ayırt etmelisin:

  • Hazır olanlar arası iletişim: Telefon, yüz yüze konuşma gibi anlık iletişim. (Burada öneri hemen kabul edilmezse öneren kurtulur).
  • Hazır olmayanlar arası iletişim: E-posta, mektup gibi cevap verilmesi için zaman geçen iletişim. (Burada öneri, cevap verilebilecek bir süre içinde kabul edilmezse öneren kurtulur).

Özetle: Soruda "telefon" gibi anlık bir araçtan bahsedilip bunun "hazır olmayanlar" arası iletişim olduğu söylenmiş. Bu bilgi hatası, şıkkın yanlış olmasını ve doğru cevabın B olmasını sağlar.

Başarılar dilerim!

Soru 5 · 2017/3 · Borçlar Hukuku

Borçların ifasına ilişkin aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir.
  • B)Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça, borçlu edimini erken ifa edemez.
  • C)Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir.
  • D)Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödenebilir.
  • E)Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.
Çözümü göster — doğru cevap B

SMMM staja giriş sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak bu soruyu çok iyi analiz etmelisin. Soru, Borçlar Hukuku'ndaki "İfa" (Borcu Yerine Getirme) konusunu test ediyor.

Öncelikle sorunun ne istediğine bakalım: "Aşağıdakilerden hangisi YANLIŞTIR?" diyor. Doğru cevap B şıkkıdır. Şimdi gel, neden B'nin yanlış olduğunu ve diğerlerinin neden doğru olduğunu adım adım açıklayalım.

Neden Doğru Cevap B Şıkkı?

B şıkkı şunu diyor: "Borçlu edimini erken ifa edemez." (Yani borçlu borcunu vadesinden önce ödeyemez.)

Bu ifade YANLIŞTIR ve bu yüzden doğru cevaptır. Çünkü Türk Borçlar Hukuku'na göre (TBK m. 100), borçlu borcunu vadesinden önce yerine getirebilir. Ancak burada önemli bir şart vardır: Alacaklının menfaati zedelenmemelidir.

Eğer borçlu borcunu erken öderse ve bu durum alacaklının zararına oluyorsa (örneğin erken ödenen para ile alacaklı başka bir iş yapamıyorsa), alacaklı bu erken ödemeyi reddedebilir. Ama kural şudur: Borçlu borcunu vadesinden önce ödeyebilir, alacaklı sadece kendi menfaati zarar görüyorsa reddedebilir. B şıkkı ise "hiçbir koşulda erken ödeme yapılamaz" gibi mutlak bir yasak koyduğu için hukuka aykırıdır ve yanlıştır.

Diğer Şıklar Neden Doğru (Yani Sorunun Cevabı Olamaz)?

Şimdi diğer şıkların neden doğru olduğunu, yani neden "yanlış" seçeneği olamayacaklarını kısaca görelim:

  • A Şıkkı (Doğru İfade): Borcun bizzat borçlu tarafından yapılması gerekir. Ancak borcun ifası için borçlunun şahsının önemli olmadığı durumlarda (örneğin bir işi yapmak yerine başkasının yapması yeterliyse), borçlu borcunu başkasına yaptırabilir. Bu ifade hukuki olarak doğrudur.
  • C Şıkkı (Doğru İfade): Borcun tamamı belli ve vadesi gelmişse (muaccel), alacaklı borcun kısmen ödenmesini reddedebilir. Yani "Ben borcumun tamamını istiyorum, yarısını ödeyip geçme" diyebilir. Bu, alacaklının hakkıdır ve ifade doğrudur.
  • D Şıkkı (Doğru İfade): Eğer sözleşmede "dolarla ödeyeceğim" denmişse ve aynen ödeme şartı yoksa, ödeme günü döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilerek ödenir. Bu, dövizle borçlananlarda uygulanan temel kuraldır ve ifade doğrudur.
  • E Şıkkı (Doğru İfade): Eğer borçlu bir kısmını ödediyse ve alacaklıda kefalet, rehin gibi güvenceler varsa, borçlu bu ödemeyi güvencesi en iyi olan borçtan düşemez. Ödemeyi önce güvencesiz olan borca, sonra güvenceli olanlara mahsup etmesi gerekir. Bu ifade de hukuki olarak doğrudur.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Borçlar Hukuku ders kitabının "Borçların İfası" bölümünü iyi çalışmalısın. Özellikle şu iki maddeyi ezberlemelisin:

  • Erken İfa (TBK m. 100): Borçlu borcunu vadesinden önce ödeyebilir. Alacaklı sadece kendi menfaati zarar görüyorsa reddedebilir. (B şıkkının hatası buradadır).
  • Kısmi İfa ve Mahsup Kuralları: Alacaklının kısmi ödemeyi reddetme hakkı ve güvencelerin mahsubu sırası.

Özetle: Sınavda "yanlış" olanı bulurken, "hiçbir zaman erken ödeme yapılamaz" gibi mutlak yasaklar içeren şıklara dikkat et. Çünkü hukukta genellikle esneklik vardır ve erken ödeme, alacaklının menfaati korunmak kaydıyla mümkündür.

Başarılar dilerim!

Soru 6 · 2017/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, aşağıdakilerden hangisi aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça hukuki işlemden doğan temsil yetkisinin sona erme hâllerinden biri değildir?

  • A)Temsilcinin ölümü
  • B)Temsilcinin fiil ehliyetini kaybetmesi
  • C)Temsilcinin iflas etmesi
  • D)Temsilci aleyhine icra takibi başlatılması
  • E)Temsilcinin gaipliğine karar verilmesi
Çözümü göster — doğru cevap D

Bu sorunun doğru cevabı D şıkkıdır, çünkü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinde belirtilen temsil yetkisinin kendiliğinden sona erme hâllerinden biri "temsilci aleyhine icra takibi başlatılması" değildir; kanun koyucu, temsilcinin borçlu olması veya hakkında icra takibi yürütülmesi durumunun, temsil yetkisini otomatik olarak sona erdireceğini kabul etmemiştir. Aksine, A, B, C ve E şıklarında yer alan ölüm, fiil ehliyetini kaybetme, iflas ve gaiplik hâlleri, kanunda açıkça sayılan ve aksi kararlaştırılmadıkça temsil yetkisini sona erdiren yasal sebeplerdir. Bu soruyu çözebilmek için Türk Borçlar Kanunu'nun "Temsil" başlıklı bölümünde yer alan ve temsil yetkisinin sona erme hâllerini düzenleyen 506. maddesini ezberlemeniz veya iyi bilmeniz gerekmektedir.

Borçlar Hukuku dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 4018 çözümlü soru

SMMM Staja Giriş Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

SGS uygulamasıAndroid: Google PlayBilgisayarda web'de çöz