2018/2 SGS Borçlar Hukuku Soruları ve Çözümleri

2018/2 dönemi SMMM Staja Giriş Sınavı: Borçlar Hukuku dersinden çıkan 6 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2018/2 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, ifa yeri ve zamanı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)İfa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
  • B)Borcun ifası için ayın ortası belirlenmişse, bundan ayın on beşinci günü anlaşılır.
  • C)Aksine bir anlaşma yoksa parça borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir.
  • D)Aksine bir anlaşma yoksa borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir.
  • E)İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.
Çözümü göster — doğru cevap C

SMMM staj sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak bu soruyu çok iyi analiz etmelisin. Soru, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun borcun ifası (yeri ve zamanı) ile ilgili hükümlerini ölçüyor.

Hadi gel, soruyu adım adım çözelim ve neden C şıkkının doğru cevap (yani yanlış olan ifade) olduğunu öğrenelim.

1. Neden C Şıkkı Doğru Cevap (Yanlış İfade)?

Soruda "yanlış olan hangisidir?" diye soruluyor. C şıkkı şunu diyor: "Aksine bir anlaşma yoksa parça borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir."

Bu ifade yanlıştır ve bu yüzden cevap C'dir.

Neden? TBK m. 100'e göre, taraflar yer belirlemedikse borcun ifa yeri şu sıraya göre belirlenir:

  • Parça borçlar (örneğin taksitli borçlar) için ifa yeri, borçlunun ödeme zamanındaki yerleşim yeridir.
  • Sadece tek bir borç varsa ve yer belirlenmemişse, o zaman alacaklının yerleşim yeri aranır.

C şıkkı, parça borçlar için kuralı tersine çevirmiş ve "alacaklının yerleşim yeri" demiştir. Oysa kanun, parça borçlarda borçlunun yerleşim yerini esas alır. Bu kuralı bilmek, bu soruyu çözmek için yeterlidir.

2. Diğer Şıklar Neden Doğru (Yanlış Değil)?

Diğer şıkların neden "yanlış ifade" olmadığına bakalım, böylece mantığı pekiştirelim:

  • A Şıkkı (Doğru İfade): Eğer borcun ifa zamanı veya süresi, tatil gününe denk gelirse, borç kendiliğinden tatil biten ilk iş gününe ertelenir. Bu, TBK m. 101'deki açık bir kuraldır.
  • B Şıkkı (Doğru İfade): Eğer borcun ifa zamanı "ayın ortası" olarak belirtilmişse, kanun bunu ayın 15. günü olarak kabul eder. Bu da TBK m. 102'deki tanımdır.
  • D Şıkkı (Doğru İfade): Eğer taraflar saat belirlememişse, borcun ifası ve kabulü alışılmış iş saatleri içinde yapılır. Bu, TBK m. 103'te yer alan kuraldır.
  • E Şıkkı (Doğru İfade): Eğer borcun ifa zamanı belirlenmemişse, borç doğduğu an muaccel (istenebilir) olur. Yani alacaklı hemen istemeye hak kazanır. Bu, TBK m. 104'teki genel kuraldır.

3. Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 100, 101, 102, 103 ve 104 numaralı maddeleri arasındaki farkları iyi bilmelisin. Özellikle şunlara dikkat etmelisin:

  • İfa Yeri Kuralı: Parça borçlarda ifa yeri borçlunun yerleşim yeridir (Alacaklının değil).
  • İfa Zamanı Kuralı: Belirtilmemişse borç doğduğu an muaccel olur.
  • Tatil ve Saat Kuralı: Tatil gününe denk gelirse iş günü, saat belirsizse iş saatleri esas alınır.

Özetle: Sınavda "parça borç" ve "ifa yeri" kelimelerini gördüğünde aklına hemen "Borçlunun yerleşim yeri" gelmelidir. Eğer şıkta "Alacaklının yerleşim yeri" yazıyorsa, o şık yanlıştır ve doğru cevaptır.

Başarılar dilerim!

Soru 2 · 2018/2 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, aşağıdakilerden hangisi yenilik doğuran hakların özelliklerinden biri değildir?

  • A)Devredilmesi mümkün olmayan haklardandır.
  • B)Yenilik doğuran haklardan, kullanıldıktan sonra dönmek mümkün değildir.
  • C)İlke olarak şarta bağlanamazlar.
  • D)İlke olarak zamanaşımına bağlı olmayıp, hak düşürücü süreye tabidirler.
  • E)Bir defa kullanılmakla tükenen, sona eren haklardır.
Çözümü göster — doğru cevap A

Bu soruda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre "yenilik doğuran hakların" (örneğin fesih, sözleşmeden dönme veya iptal gibi haklar) temel özelliklerini ayırt etmemiz isteniyor. Doğru cevap olan A şıkkı, bu hakların "devredilmesi mümkün olmayan haklar" olduğu yönündeki iddiasıyla yanlıştır; çünkü yenilik doğuran haklar, ilke olarak devredilebilir haklardır. Yani, bir kişi bu hakkı başkasına devredebilir (örneğin, bir sözleşmeden dönme hakkını üçüncü bir kişiye devretmek mümkündür), bu yüzden "devredilmesi mümkün olmayan" ifadesi bu hakların bir özelliği değildir.

Diğer şıklara bakarsak: B şıkkı doğrudur çünkü bu haklar kullanıldıktan sonra geri alınamaz (geri dönüşü yoktur); C şıkkı da doğrudur çünkü yenilik doğuran haklar, ilke olarak bir şarta bağlanamazlar; D şıkkı doğru olup, bu haklar zamanaşımına değil, hak düşürücü süreye tabidir; E şıkkı ise doğrudur çünkü bu haklar bir kez kullanıldığında tükenir ve sona erer. Bu soruyu çözebilmek için yenilik doğuran hakların nitelikleri, devredilebilirliği ve hak düşürücü süre ile zamanaşımı arasındaki fark konularını bilmek gerekir.

Özetle, yenilik doğuran haklar devredilebilir olduğu için A şıkkındaki "devredilmesi mümkün olmayan" ifadesi bu hakların bir özelliği değildir.

Soru 3 · 2018/2 · Borçlar Hukuku

I. Zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması hâlinde, fiil hukuka aykırı sayılmaz. II. Üçüncü kişilere karşı da savunmada bulunulabilir. III. Muhtemel, gelecekteki bir tehlikeyi önlemek için de savunma yapılabilir. IV. Haklı savunmadan söz edebilmek için, kişinin kendisinin ya da üçüncü bir kişinin şahıs veya malvarlığına yönelmiş hukuka aykırı bir saldırı olmalıdır. V. Haklı savunmada bulunan, yalnızca saldıranın mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Haklı savunma hâli ile ilgili, yukarıdakilerden hangisi/hangileri doğrudur?

  • A)Yalnız I
  • B)Yalnız V
  • C)I ve IV
  • D)II ve III
  • E)II, III ve V
Çözümü göster — doğru cevap C

SMMM staja giriş sınavında hukuk soruları genellikle mantık ve temel hukuk ilkelerine dayanır. Bu soruyu bir öğrenci gibi adım adım inceleyelim.

Öncelikle sorunun doğru cevabının C) I ve IV olduğunu belirtelim. Şimdi nedenini açıklayalım.

Neden C Şıkkı Doğru?

Haklı savunma (meşru müdafaa), Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlenmiş temel bir kurumdur. Sorudaki maddeleri tek tek değerlendirelim:

  • I. Madde Doğrudur: "Zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması hâlinde, fiil hukuka aykırı sayılmaz."
  • Açıklama: Bu haklı savunmanın en temel özelliğidir. Eğer birisi sana saldırırsa ve sen kendini savunmak için ona zarar verirsen, bu eylem "hukuka aykırı" kabul edilmez. Yani senin yaptığın şey yasal bir eylemdir, bu yüzden tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaz. Bu madde doğrudur.
  • IV. Madde Doğrudur: "Haklı savunmadan söz edebilmek için, kişinin kendisinin ya da üçüncü bir kişinin şahıs veya malvarlığına yönelmiş hukuka aykırı bir saldırı olmalıdır."
  • Açıklama: Haklı savunma yapabilmek için mutlaka mevcut ve hukuka aykırı bir saldırı olması gerekir. Sadece kendine değil, başkasına (üçüncü kişiye) da saldırı varsa onu koruyabilirsin. Ancak bu saldırı mutlaka mevcut olmalı, hukuka aykırı olmalı ve kişinin canına veya malına yönelik olmalıdır. Bu madde de doğrudur.

Bu iki madde (I ve IV) birleştiğinde C şıkkı doğru cevap olur.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Diğer maddelerdeki hataları şöyle düzeltelim:

  • II. Madde (Yanlış): "Üçüncü kişilere karşı da savunmada bulunulabilir."
  • Hata: Bu ifade eksik ve yanıltıcıdır. Haklı savunma sadece "üçüncü kişilere karşı" yapılamaz; kendine karşı da yapılabilir. Ayrıca, üçüncü kişiye karşı savunma yapabilmek için o üçüncü kişinin saldırıya uğramış olması gerekir. Sorudaki ifade, savunmanın sadece üçüncü kişiye yönelik olduğu izlenimini veriyor ki bu yanlıştır. Daha doğrusu, hem kendine hem de başkasına karşı savunma yapılabilir. Ancak hukuk literatüründe bu madde genellikle "sadece üçüncü kişiye" ifadesiyle yanlış kabul edilir çünkü kendine karşı savunma da mümkündür.
  • III. Madde (Yanlış): "Muhtemel, gelecekteki bir tehlikeyi önlemek için de savunma yapılabilir."
  • Hata: Bu, haklı savunma için en kritik hatadır. Haklı savunma için saldırının mevcut olması gerekir. Gelecekte olabilecek bir tehlikeyi (muhtemel tehlikeyi) önlemek için yapılan eyleme "önleyici müdahale" denir, bu haklı savunma değildir. Saldırı henüz başlamamışsa veya bitmişse haklı savunma yapılamaz.
  • V. Madde (Yanlış): "Haklı savunmada bulunan, yalnızca saldıranın mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz."
  • Hata: Bu ifade çok karışık ve yanlış bir cümle kuruyor. Haklı savunma durumunda kişi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Sadece "saldıranın mallarına" değil, saldıranın canına veya malına verdiği zarardan da sorumlu değildir. Cümledeki "yalnızca" kelimesi ve "sorumlu tutulamaz" ifadesinin kurgusu, sanki başka bir sorumluluk doğuyormuş gibi yanlış bir izlenim veriyor. Aslında haklı savunma yapan kişi tamamen sorumluluktan kurtulur.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Borçlar Hukuku'nun "Haksız Fiiller" bölümündeki "Haklı Savunma (Meşru Müdafaa)" konusunu iyi bilmelisin.

Hatırlaman gereken 3 temel kural şunlardır:

  • Mevcutluk: Saldırı henüz başlamamışsa veya bitmişse savunma yapılamaz (Gelecek tehlikeler için yapılamaz).
  • Hukuka Aykırılık: Saldırı mutlaka hukuka aykırı olmalıdır. Yasal bir görev (örneğin polislerin suçluyu yakalaması) savunma sayılmaz.
  • Sonuç: Haklı savunma yapan kişi, hukuka aykırı fiil işlemediği için hiçbir şekilde tazminat ödemek zorunda değildir.

Soru 4 · 2018/2 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, alacağın devrinin geçerlilik şekli ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A)Noter tarafından onaylanması gereken yazılı şekil
  • B)Adi yazılı şekil
  • C)Noter tarafından düzenlenmesi gereken yazılı şekil
  • D)Sözlü şekil
  • E)Şekil serbestisi ilkesine tabi olup, tarafların istediği şekil
Çözümü göster — doğru cevap B

Bu soruyu bir SMMM stajı öğrencisi gibi düşünerek, sanki bir ders çalışıyormuşsun gibi adım adım açıklayalım. Sorunun doğru cevabı B şıkkıdır.

Neden Doğru Cevap B (Adi Yazılı Şekil)?

Türk Borçlar Kanunu'na (TBK) göre alacağın devri (bir alacağın bir kişiden başka birine devredilmesi), şekil serbestisi ilkesine tabidir. Yani, alacağın devri için özel bir noter onayı veya çok karmaşık bir yazı düzeni şart değildir.

Kanun, alacağın devrini geçerli kılmak için sadece yazılı olmasını şart koşar. Ancak bu yazının "noter onaylı" veya "resmi" olması gerekmez. Tarafların kendi aralarında hazırladıkları, imzalanmış basit bir yazı (adi yazılı şekil) yeterlidir.

  • Özetle: Alacağın devri için noter şartı yoktur, sadece yazılı olması yeterlidir. Bu da "Adi yazılı şekil"i doğru cevap yapar.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Şimdi diğer seçenekleri neden elendiğini kısaca inceleyelim:

  • A ve C Şıkları (Noter Onayı/Düzenlemesi): Bu şıklar yanlıştır çünkü alacak devri için kanun noter onayı veya noter tarafından düzenleme şartı aramamaktadır. Eğer alacak devri noter onaylı olmasaydı, çok fazla ticari işlemde (örneğin fatura devri, tahsilat devri gibi) işler dururdu. Kanun, işleri kolaylaştırmak için noter şartını kaldırmıştır.
  • D Şıkkı (Sözlü Şekil): Alacak devri sözlü olarak yapılamaz. Sadece yazılı olmalıdır. Sözlü anlaşmalar alacak devri için geçersizdir.
  • E Şıkkı (Şekil Serbestisi): Bu şık en çok kafa karıştıran kısımdır. "Şekil serbestisi" ilkesi genellikle sözleşmelerin geçerliliği için geçerlidir. Ancak alacak devri özel bir durum olduğu için tamamen şekil serbestisi yoktur; yazılı olması zorunludur. Yani "istediği şekil" (örneğin sözlü) serbest değildir. Bu yüzden bu şık da yanlıştır.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 194'ü ve "Alacağın Devri" konusunu iyi bilmelisin.

Hatırlaman gereken temel kural şudur: > Alacağın devri, yazılı olmalıdır. Ancak bu yazının noter onaylı olması gerekmez; adi yazılı şekil yeterlidir.

Başarılar dilerim!

Soru 5 · 2018/2 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, aşağıdakilerden hangisi sözleşmelerde kesin hükümsüzlük sebebi değildir?

  • A)Kanunun emredici hükümlerine aykırılık
  • B)Kişilik haklarına aykırılık
  • C)Örf ve âdet kurallarına aykırılık
  • D)Kamu düzenine aykırılık
  • E)Ahlaka aykırılık
Çözümü göster — doğru cevap C

Bu soru, SMMM stajı ve genel hukuk bilgisi açısından çok önemli bir konuyu, yani "Sözleşmelerin Geçersizliği"ni test ediyor. Doğru cevap C şıkkıdır.

Gelin, bu durumu bir öğrenciye anlatır gibi adım adım inceleyelim.

Neden C Şıkkı Doğru Cevap?

Soruda "kesin hükümsüzlük sebebi değildir" diye soruluyor. Yani, hangisi sözleşmeyi baştan beri geçersiz kılmaz?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na (TBK) göre, bir sözleşmenin kesin hükümsüz (hiç var olmamış gibi) sayılması için kanunun belirlediği çok özel durumlar vardır. Bu durumlar şunlardır:

  • Kanunun emredici hükümlerine aykırılık: Kanun "bunu yapamazsın" dediği halde sözleşme bunu içeriyorsa.
  • Kamu düzenine aykırılık: Toplumun genel düzenini bozan işlemler.
  • Ahlaka aykırılık: Toplumun genel ahlak kurallarını ihlal eden işlemler.
  • Kişilik haklarına aykırılık: Kişinin onur, şeref ve mahremiyetini zedeleyen işlemler.

C şıkkındaki "Örf ve âdet kurallarına aykırılık" ise sözleşmeyi kesin hükümsüz kılmaz.

  • Neden? Çünkü Türk hukukunda örf ve âdetler, sözleşmelerin geçerliliği için birincil kaynak değildir. Örf ve âdetler, kanun boşluğunu doldurmak için veya sözleşme yorumlanırken dikkate alınır. Ancak bir sözleşme sadece örf ve âdete aykırı olduğu için "kesin hükümsüz" olmaz. Eğer örf ve âdet, kanunun emredici bir hükmüne veya kamu düzenine aykırı değilse, sözleşme geçerli kalabilir. Bu nedenle bu madde, TBK'da belirtilen kesin hükümsüzlük sebeplerinden biri değildir.

Diğer Şıklar Neden Yanlış (Yani Neden Hükümsüzlük Sebebidir)?

Diğer şıkların hepsi TBK Madde 27'de açıkça belirtilen ve sözleşmeyi kesin hükümsüz kılan sebeplerdir:

  • A) Kanunun emredici hükümlerine aykırılık: Kanun "yasak" dediği bir şeyi sözleşmeye koymak, o sözleşmeyi baştan beri yok eder. (Bu bir hükümsüzlük sebebidir).
  • B) Kişilik haklarına aykırılık: Bir sözleşme ile birinin onurunu veya mahremiyetini ihlal etmek, sözleşmeyi geçersiz kılar. (Bu bir hükümsüzlük sebebidir).
  • D) Kamu düzenine aykırılık: Toplumun genel düzenini bozan sözleşmeler kesin hükümsüzdür. (Bu bir hükümsüzlük sebebidir).
  • E) Ahlaka aykırılık: Toplumun genel ahlak kurallarına aykırı sözleşmeler de kesin hükümsüzdür. (Bu bir hükümsüzlük sebebidir).

Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 27'yi (Sözleşmelerin Hükümsüzlüğü) ezberlemeniz veya iyi anlamanız gerekir.

Özetle: Kanun, sözleşmeyi "kesin hükümsüz" kılan sebepleri sayarken örf ve âdeti bu listede bulundurmamıştır. Bu yüzden "Örf ve âdet kurallarına aykırılık" kesin hükümsüzlük sebebi değildir ve doğru cevap C şıkkıdır.

Başarılar dilerim!

Soru 6 · 2018/2 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, aşağıdakilerden hangisi borçlu temerrüdünün kusuru gerektirmeyen sonuçlarından biridir?

  • A)Temerrüt faizi
  • B)Gecikme tazminatı
  • C)Olumsuz (menfi) zarardan sorumluluk
  • D)Aşkın zarardan sorumluluk
  • E)Beklenmedik hâlden sorumluluk
Çözümü göster — doğru cevap A

Bu soruyu bir SMMM stajı öğrencisi gibi düşünerek, sanki bir hoca sana anlatıyormuş gibi adım adım açıklayalım. Sorunun doğru cevabı A şıkkıdır.

Öncelikle sorunun temel mantığını anlamamız gerekiyor: Borçlu Temerrüdü (gecikme), borçlunun borcunu vaktinde yerine getirmemesidir. Kanun, borçluyu gecikme durumunda farklı sorumluluklara tabi tutar. Ancak bu sorumlulukların bazıları borçlunun "kusuru"na (hatalı davranışına) bağlıyken, bazıları sadece "gecikme" olayına bağlıdır ve kusur aranmaz.

Neden Doğru Cevap A (Temerrüt Faizi)?

Temerrüt faizi, borcun vadesinde ödenmemesi durumunda, borçlunun gecikmesinden kaynaklanan bir "kullanım bedeli"dir.

  • Kural: Türk Borçlar Kanunu'na göre, temerrüt faizi kusur gerektirmez. Yani borçlu borcunu neden gecikmiş olursa olsun (hata yapmış olsun, yapmamış olsun, hatta zorunlu bir durumdan dolayı gecikmiş olsa bile), borcunu ödemeyi geciktirdiği sürece temerrüt faizi ödemek zorundadır.
  • Mantığı: Para zaman değerlidir. Borçlu parayı vaktinde vermediği için, alacaklıya bu para kullanma imkânını vermemiştir. Bu bir ceza değil, alacaklının kaybettiği zamanın telafisidir. Bu yüzden borçlunun "kusurlu" olup olmadığına bakılmaz, sadece "gecikme" durumu vardır.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Diğer şıkların neden doğru cevap olamayacağını kısaca inceleyelim:

  • B) Gecikme Tazminatı: Bu, borçlunun gecikmesinden doğan olumlu zararı (örneğin, alacaklının gecikme yüzünden başka bir işten kaybettiği kârı) karşılar. Kanun, gecikme tazminatının ödenmesi için borçlunun kusurlu olması gerektiğini belirtir. Kusur yoksa bu tazminat doğmaz.
  • C) Olumsuz (Menfi) Zarardan Sorumluluk: Bu, borçlunun borcunu yerine getirmemesi yüzünden alacaklının uğradığı olumsuz zararları (örneğin, borcunu geç ödediği için alacaklının başkasına borçlanmak zorunda kalıp ödediği ekstra faiz) kapsar. Bu sorumluluk da borçlunun kusuruna bağlıdır.
  • D) Aşkın Zarardan Sorumluluk: Bu, borçlunun borcunu yerine getirmemesi yüzünden alacaklının uğradığı beklenmedik ve olağanüstü zararları kapsar. Bu durum da borçlunun kusurlu olması durumunda söz konusu olur.
  • E) Beklenmedik Hâlden Sorumluluk: Bu, borçlunun borcunu yerine getirmemesi yüzünden alacaklının uğradığı olağanüstü ve öngörülemez zararları kapsar. Bu da yine kusur gerektirir.

Özetle; B, C, D ve E şıklarındaki tüm sorumluluklar borçlunun "kusuru"na bağlıdır. Sadece A şıkkındaki Temerrüt Faizi, borçlunun kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, sadece gecikme durumu oluştuğu anda doğar.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu (TBK) Madde 109 ve 110 maddelerini iyi bilmelisin. Özellikle:

  • Borçlu Temerrüdü kavramı.
  • Temerrüt faizi ile diğer tazminat türleri arasındaki kusur farkı.
  • Kanunun, temerrüt faizinin bir "ceza" değil, bir "kullanım bedeli" olduğunu ve kusur aramadan doğduğunu.

Başarılar dilerim!

Borçlar Hukuku dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 4018 çözümlü soru

SMMM Staja Giriş Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

SGS uygulamasıAndroid: Google PlayBilgisayarda web'de çöz