2022/1 SGS Borçlar Hukuku Soruları ve Çözümleri

2022/1 dönemi SMMM Staja Giriş Sınavı: Borçlar Hukuku dersinden çıkan 5 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2022/1 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, “müteselsil borçluluk” ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada bulunabilir.
  • B)Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
  • C)Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.
  • D)Alacaklılardan her birinin edim üzerindeki hakları her zaman eşittir.
  • E)Kendisine düşen paydan fazlasını elde eden alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür.
Çözümü göster — doğru cevap D

Bu soru, Türk Borçlar Kanunu'ndaki "Müteselsil Borçluluk" ve "Müteselsil Alacaklılık" kavramlarını ne kadar iyi anladığını ölçen klasik bir soru. Doğru cevap D şıkkıdır.

Gelin, neden D şıkkının yanlış olduğunu ve diğer şıkların neden doğru olduğunu adım adım inceleyelim.

Neden D Şıkkı Yanlıştır? (Doğru Cevap)

Soruda "yanlış olan" ifadeyi istiyor. D şıkkı şunu diyor: "Alacaklılardan her birinin edim üzerindeki hakları her zaman eşittir."

Bu ifade yanlıştır çünkü müteselsil alacaklılıkta alacaklıların hakları otomatik olarak eşit değildir.

  • Kural: Kanun, müteselsil alacaklılıkta alacaklıların birbirine karşı olan haklarını eşit olarak kabul etmez. Eğer taraflar (alacaklılar) aralarında farklı bir anlaşma yapmamışlarsa veya kanun farklı bir hüküm getirmemişse, alacaklılar arasında eşitlik vardır. Ancak bu bir "kural" değil, bir "varsayımdır".
  • İstisna: Alacaklılar arasında farklı paylar belirlenebilir. Örneğin, 100.000 TL'lik bir borç için Alacaklı A'nın %70, Alacaklı B'nin %30 hakkı olabilir. Bu durumda hakları eşit değildir.
  • Özetle: "Her zaman eşittir" ifadesi çok katı ve hatalıdır. Haklar, tarafların anlaşmasına veya kanunun özel bir hükmüne göre değişebilir. Bu yüzden D şıkkı yanlıştır.

Diğer Şıklar Neden Doğru?

Şimdi diğer şıkların neden doğru olduğunu kısaca açıklayalım ki mantığı oturtalım:

  • A Şıkkı (Doğru): Müteselsil borçlulukta, borçluların biri alacaklıdan biri tarafından dava açıldığını veya icra takibi yapıldığını bilmiyorsa, borcun tamamını ödemek zorunda değildir. Borçlu, kendisine bu durum bildirilene kadar borcun tamamını ödeyebilir veya başka bir borçluya ödeme yapabilir. Bu, borçluyu koruyan bir kuraldır.
  • B Şıkkı (Doğru): Müteselsil alacaklılık, borçlunun alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıyan sözleşme ile veya kanunun belirlediği durumlarda (örneğin mirasçılar arasında) doğar. Bu tanım doğrudur.
  • C Şıkkı (Doğru): Müteselsil borçlulukta borçlu, borcun tamamını alacaklılardan herhangi birine ödediği anda borcundan tamamen kurtulur. Alacaklılar arası hesaplaşma borçlunun işi değildir. Bu kuralın temel mantığı budur.
  • E Şıkkı (Doğru): Eğer bir alacaklı, kendisine düşen paydan fazlasını alırsa (örneğin borcun tamamını alırsa), bu fazlalığı diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür. Bu, alacaklılar arasındaki hakkaniyeti sağlar.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu (TBK) Madde 430-440 arasındaki "Müteselsil Borçluluk ve Müteselsil Alacaklılık" konusunu iyi bilmelisin.

Öğrenmen gereken temel noktalar şunlardır:

  • Müteselsil Borçluluk: Borçludan hangisi istenirse, borcun tamamını ödemek zorundadır. Ancak borçlular arası ilişki (iştirak) vardır.
  • Müteselsil Alacaklılık: Alacaklılardan hangisi istenirse, borcun tamamını tahsil edebilir. Ancak alacaklılar arası haklar eşit olmak zorunda değildir; taraflar farklı paylar belirleyebilir.
  • Bildirim Kuralı: Borçlu, kendisine icra veya dava bildirilmedikçe, borcun tamamını ödemek zorunda değildir (A şıkkı).

Sonuç: D şıkkındaki "her zaman eşittir" ifadesi, alacaklılar arasında farklı paylar olabileceği gerçeğini görmezden geldiği için yanlıştır.

Başarılar dilerim!

Soru 2 · 2022/1 · Borçlar Hukuku

Borçlar Hukukunda “olayların normal akışına, genel hayat tecrübelerine göre malvarlığında meydana gelebilecek artışların zarar verici eylem nedeniyle kısmen veya tamamen önlenmesi sonucu meydana gelen zarar” olarak tanımlanan kavram aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Yoksun kalınan kâr
  • B)Müspet zarar
  • C)Menfi zarar
  • D)Fiili zarar
  • E)Manevi zarar
Çözümü göster — doğru cevap A

Bu soru, Borçlar Hukuku'ndaki en temel kavramlardan biri olan "Zarar Türleri" konusunu ölçüyor. Soruda verilen tanıma dikkatlice bakarsak, cevabın A) Yoksun kalınan kâr olduğunu göreceğiz.

Gelin bunu adım adım, sanki bir sınıfta anlatıyormuş gibi açıklayalım:

1. Neden Doğru Cevap "A" (Yoksun Kalınan Kâr)?

Soru metninde geçen "olayların normal akışına, genel hayat tecrübelerine göre malvarlığında meydana gelebilecek artışların... önlenmesi sonucu" ifadesi, hukukta "Yoksun Kalınan Kâr" (veya kaçırdığı kâr) tanımının tam karşılığıdır.

Bunu şöyle hayal edebiliriz: Bir esnafın dükkanı, bir başka kişinin haksız eylemi yüzünden kapatılmıştır. Dükkanın kendisi zarar görmemiş olabilir (fiili zarar yok), ancak dükkan açık olsaydı, normal işleyişe göre o günlerde kazanacağı paralar (kâr) elde edilememiştir. İşte bu elde edilebilecek olan ama elde edilemeyen kâr, "yoksun kalınan kâr"dır.

Kısaca formül şudur:

  • Mevcut durum: Elinde para yok.
  • Normal akış olsaydı: Elinde para olurdu.
  • Sonuç: Aradaki fark, yani yoksun kalınan kâr zarar olarak kabul edilir.

2. Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Diğer şıkların neden bu tanıma uymadığını kısaca inceleyelim:

  • B) Müspet Zarar: Bu, mevcut malvarlığının azalmasıdır. Örneğin, birinin araba çarparak arabanın kaportasını bozması gibi. Soruda "mevcut malın azalması" değil, "gelecekte kazanılması muhtemel olanın kaçırılması" anlatıldığı için bu şık yanlıştır.
  • C) Menfi Zarar: Bu terim genellikle "Müspet Zarar" ile eş anlamlı kullanılır veya mevcut malvarlığındaki azalmayı ifade eder. Yine "gelecek kârın kaçırılması" ile ilgisi yoktur.
  • D) Fiili Zarar: Bu, maddi bir hasarın gerçekleşmiş halidir. Örneğin, bir camın kırılması veya bir eşyanın çalınması. Soruda ise "kazanılması muhtemel olan" bir şeyden bahsedildiği için bu şık da uymaz.
  • E) Manevi Zarar: Bu, maddi olmayan, kişinin huzurunu, onurunu veya duygularını inciten durumlardır. (Örneğin, birinin itibarının zedelenmesi). Soruda açıkça "malvarlığı" ve "kâr"dan bahsedildiği için manevi zarar konusu dışarıda kalır.

3. Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Borçlar Hukuku dersinde "Zarar Türleri" konusunu iyi öğrenmelisin. Özellikle şu iki kavram arasındaki farkı ayırt etmen gerekir:

  • Müspet (Menfi) Zarar: Elindeki varlıkların azalması (Mevcut zarar).
  • Yoksun Kalınan Kâr: Varlıkların azalmamasına rağmen, normal şartlarda kazanılması beklenen kârın elde edilememesi (Gelecek kârın kaçırılması).

Özetle: Soruda "normal akışta kazanılacak olan" ve "elde edilemeyen" kelimeleri geçtiği için cevap A) Yoksun kalınan kâr olmalıdır.

Soru 3 · 2022/1 · Borçlar Hukuku

I. Kamu düzenine aykırılık II. Korkutma III. Aşırı yararlanma IV. Aldatma V. Ahlaka aykırılık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, yukarıdaki sebeplerden hangisi/hangileri sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne sebep olmaz?

  • A)I, II ve V
  • B)I, III ve V
  • C)II, III ve IV
  • D)I, II, III ve IV
  • E)I, II, III, IV ve V
Çözümü göster — doğru cevap C

Bu soruyu bir SMMM stajı öğrencisi gibi düşünerek, sanki bir ders çalışıyormuşuz gibi adım adım çözelim. Sorunun doğru cevabı C şıkkıdır.

Öncelikle sorunun anahtar kelimesine dikkat et: "Kesin hükümsüzlük". 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, bir sözleşmenin kesin hükümsüz olması için o sözleşmenin içeriğinin veya amacı kamu düzenine veya ahlaka aykırı olmalıdır. Yani, sözleşmenin kendisi yasaların veya toplumun kabul ettiği ahlak kurallarının ihlali ise, o sözleşme baştan beri geçersizdir.

Neden C Şıkkı Doğru? C şıkkında yer alan II. Korkutma, III. Aşırı yararlanma ve IV. Aldatma sebepleri, sözleşmenin geçersiz olmasına neden olsa da, bunlar sözleşmeyi "kesin hükümsüz" yapmaz. Bu durumlar sözleşmeyi "iptal edilebilir" (hükümsüz) hale getirir.

  • Korkutma (II): Birini korkutarak sözleşme imzalatmak, sözleşmeyi geçersiz kılar ama bu, sözleşmenin "kesin hükümsüz" olduğu anlamına gelmez. Mağdur olan taraf sözleşmeyi iptal edebilir.
  • Aşırı Yararlanma (III): Birinin acizlik durumundan faydalanarak aşırı kar elde etmek, sözleşmeyi iptal edilebilir kılar.
  • Aldatma (IV): Yanıltma ile sözleşme imzalanması da sözleşmeyi iptal edilebilir hale getirir.

Yani, II, III ve IV maddeleri sözleşmeyi "iptal edilebilir" yapar, "kesin hükümsüz" yapmaz. Soru da tam olarak bunların hangilerinin kesin hükümsüzlük yaratmadığını sorduğu için cevap C şıkkıdır.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • I. Kamu Düzenine Aykırılık: Bu madde sözleşmenin kesin hükümsüz olmasına neden olur. Dolayısıyla "kesin hükümsüzlük yaratmayan" bir madde olmadığı için bu şıkta yer alan I. maddeyi içeren tüm şıklar (A, B, D, E) yanlıştır.
  • V. Ahlaka Aykırılık: Bu madde de sözleşmenin kesin hükümsüz olmasına neden olur. Yine "kesin hükümsüzlük yaratmayan" bir madde olmadığı için bu şıkta yer alan tüm şıklar yanlıştır.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir? Bu soruyu çözmek için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'ndaki "Hükümsüzlük Türleri" konusunu iyi bilmelisin. Özellikle:

  • Kesin Hükümsüzlük (Kamu düzeni ve ahlaka aykırılık durumları) ile İptal Edilebilirlik (Korkutma, aldatma, aşırı yararlanma durumları) arasındaki farkı ayırt etmelisin.
  • Kanun maddelerine göre, bir sözleşmenin "kesin hükümsüz" olması için içeriğinin kamu düzenine veya ahlaka aykırı olması gerektiğini, ancak korkutma, aldatma ve aşırı yararlanma durumlarının ise sözleşmeyi "iptal edilebilir" kıldığını ezberlemelisin.

Özetle: Kamu düzeni ve ahlak varsa sözleşme kesin hükümsüz, korkutma, aldatma ve aşırı yararlanma varsa sözleşme iptal edilebilir olur. Soru "kesin hükümsüzlük yaratmayanları" sorduğu için cevap II, III ve IV'tür.

Soru 4 · 2022/1 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlarda zamanaşımı süresi ne kadardır?

  • A)Davacının zenginleşmeyi geri isteme hakkının olduğunu öğrendiği andan itibaren 1 yıl ve her hâlde sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren 10 yıl
  • B)Davacının zenginleşmeyi geri isteme hakkının olduğunu öğrendiği andan itibaren 2 yıl ve her hâlde sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren 10 yıl
  • C)Davacının zenginleşmeyi geri isteme hakkının olduğunu öğrendiği andan itibaren 2 yıl ve her hâlde sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren 20 yıl
  • D)Davacının zenginleşmeyi geri isteme hakkının olduğunu öğrendiği andan itibaren 3 yıl ve her hâlde sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren 5 yıl
  • E)Sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren 20 yıl
Çözümü göster — doğru cevap B

SMMM staj sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak bu soruyu çok iyi anlamamız gerekiyor. Soru, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'na göre sebepsiz zenginleşme davalarında zamanaşımı süresini soruyor.

Gelin adım adım inceleyelim:

✅ Neden Doğru Cevap B?

Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin başkasının zararına, yasal bir sebebe dayanmadan zenginleşmesidir. Kanun, bu tür davaların açılması için iki farklı zamanaşımı süresi öngörmüştür:

  • Belli Bir Süre (Özel Zamanaşımı): Davacı, zenginleşmenin gerçekleştiğini ve kendisine hak doğduğunu öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl içinde dava açmalıdır. Bu, hakkın öğrenildiği anın başlangıç noktası olmasıdır.
  • Mutlak Süre (Genel Zamanaşımı): Davacının ne zaman öğrendiği önemli olmaksızın, zenginleşme gerçekleştiği tarihten itibaren en geç 10 yıl içinde dava açılmalıdır. 10 yıl geçerse, hak artık düşer.

Bu iki kuralı birleştirdiğimizde; "Öğrenildiği andan itibaren 2 yıl ve her halde gerçekleştiği andan itibaren 10 yıl" ifadesi B şıkkında yer almaktadır. Bu nedenle doğru cevap B'dir.

❌ Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A Şıkkı: Özel zamanaşımını 1 yıl olarak göstermiş. Bu yanlıştır. Sebepsiz zenginleşmede özel süre 1 yıl değil, 2 yıldır. (1 yıl genellikle ticari alacaklarda veya bazı özel durumlarda görülür, ancak burada geçerli değildir).
  • C Şıkkı: Özel zamanaşımını doğru bulmuş (2 yıl) ancak mutlak süreyi 20 yıl olarak göstermiş. Sebepsiz zenginleşmede mutlak süre 10 yıldır, 20 yıl genel borçlar için geçerli olan çok uzun bir süredir.
  • D Şıkkı: Özel zamanaşımını 3 yıl ve mutlak süreyi 5 yıl olarak göstermiş. Bu süreler sebepsiz zenginleşme için kanunda yer almamaktadır.
  • E Şıkkı: Sadece mutlak süreyi (20 yıl) ve öğrenme tarihini hiç dikkate almadan tek bir süre vermiş. Bu, kanunun getirdiği çift süreli yapıyı tamamen göz ardı etmektir.

📚 Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 110'u ve Zamanaşımı konusunu iyi bilmelisin.

Özellikle şunu ezberlemelisin: > "Sebepsiz zenginleşmeden doğan alacaklar, hakkın öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar."

Bu kuralı aklında tutarsan, benzer sorularda hatasız cevap verebilirsin. Başarılar dilerim!

Soru 5 · 2022/1 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, takas ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Borçlunun iflası hâlinde alacaklılar, alacaklarını müflise olan borçlarıyla takas edebilir.
  • B)Asıl borçlunun takas ileri sürme hakkı bulundukça, kefili de alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir.
  • C)Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edemez.
  • D)Takas edilmek istenen alacaklardan biri çekişmeliyse, takas ileri sürülemez.
  • E)Takas, ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir.
Çözümü göster — doğru cevap D

Bu soruda doğru cevap D şıkkıdır çünkü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, takas edilmek istenen alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülemez ifadesi yanlıştır; aslında kanun, alacakların kesinleşmemiş olması (çekişmeli olması) durumunda bile, tarafların takas iradesini bildirmesiyle takasın gerçekleşebileceğini kabul eder, yani çekişmeli olması takası otomatik olarak engellemez.

Diğer şıkları incelediğimizde:

  • A şıkkı doğrudur: İflas durumunda alacaklılar, müflise olan borçlarını kendi alacaklarıyla takas edebilirler (İflas Kanunu hükümleri bu imkânı tanır).
  • B şıkkı doğrudur: Kefil, asıl borçlu takas hakkını kullanabildiği sürece, alacaklıya ödeme yapmaktan kaçınabilir (kefilin bu hakkı asıl borçlunun takas hakkına bağlıdır).
  • C şıkkı doğrudur: Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, kendi borcunu sözleşmenin diğer tarafına olan alacağıyla takas edemez; çünkü bu durumda üçüncü kişinin hakkı zedelenmiş olur.
  • E şıkkı doğrudur: Takas, taraflardan birinin takas iradesini diğerine bildirmesiyle (bir bildirimle) gerçekleşen tek taraflı bir işlemdir.

Bu soruyu çözebilmek için Türk Borçlar Kanunu'ndaki takas (karşılıklı borçların silinmesi) hükümlerini, özellikle takasın gerçekleşme şartları, çekişmeli alacaklarda takas durumu ve kefilin takas hakkı gibi konuları bilmek gerekir.

Özetle, çekişmeli alacakların takası engellemediği kuralını bilerek D şıkkının yanlış ifade olduğunu tespit etmiş olduk.

Borçlar Hukuku dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 4018 çözümlü soru

SMMM Staja Giriş Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

SGS uygulamasıAndroid: Google PlayBilgisayarda web'de çöz