2022/3 SGS Borçlar Hukuku Soruları ve Çözümleri

2022/3 dönemi SMMM Staja Giriş Sınavı: Borçlar Hukuku dersinden çıkan 6 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2022/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, sözleşmelerin koşula bağlanması ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Geciktirici koşula bağlı bir sözleşmede borcun konusunu oluşturan şey, koşulun gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul gerçekleştiğinde, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararların sahibi olamaz; bunları karşı tarafa teslim etmekle yükümlüdür.
  • B)Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder.
  • C)Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür.
  • D)Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin hükümleri, koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar; aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz.
  • E)Taraflardan biri, geciktirici nitelikteki koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır.
Çözümü göster — doğru cevap A

SMMM staj sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak bu soruyu çok iyi analiz etmelisin. Soru, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun koşul hükümlerini (maddeler 157-160 arası) sorguluyor.

Soruda "yanlış olan" ifadeyi bulmamız isteniyor ve doğru cevap A şıkkı. Hadi gel, nedenini adım adım açıklayalım.

Neden A Şıkkı Yanlış? (Doğru Cevap)

A şıkkında şunlar yazıyor: "Geciktirici koşula bağlı bir sözleşmede... koşul gerçekleştiğinde, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararların sahibi olamaz; bunları karşı tarafa teslim etmekle yükümlüdür."

Bu ifade yanlıştır çünkü Türk Borçlar Kanunu'na göre durum tam tersidir.

  • Kural: Geciktirici koşula bağlı bir sözleşmede, koşul gerçekleştiğinde sözleşme geçmişe etkili olarak hüküm ifade eder (TBK m. 159).
  • Ne Anlama Geliyor? Koşul gerçekleştiğinde, sanki sözleşme o tarihten beri geçerliymiş gibi düşünülür. Dolayısıyla, koşul gerçekleşene kadar eline geçen şeyler (örneğin kiralanan evde oturma, kiralanan aracı kullanma gibi), koşul gerçekleştiği andan itibaren geçerli olan bir hak olarak kabul edilir.
  • Sonuç: Alacaklı, koşul gerçekleşene kadar elde ettiği yararların sahibi olur. Karşı tarafa bunları iade etmek zorunda değildir. Sadece, eğer bu yararlar "haksız zenginleşme" kapsamına giriyorsa veya başka bir özel durum varsa o zaman iade edilebilir, ancak genel kural "koşul gerçekleştiğinde geçmişe etki eder ve yararlar kalıcı olur" şeklindedir.

A şıkkı, "yararların sahibi olamaz" diyerek bu genel kuralı tersine çevirdiği için yanlış ifadeyi seçmiş oluyoruz.

Diğer Şıklar Neden Doğru? (Yanlış Şıklar)

Sınavda "yanlış olanı" bulmamız gerektiği için, diğer şıkların doğru yasal hükümleri yansıtması gerekir.

  • B Şıkkı (Doğru): Geciktirici koşula bağlı sözleşme, aksi kararlaştırılmadıkça koşulun gerçekleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Bu TBK m. 158'e göre doğrudur.
  • C Şıkkı (Doğru): Koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir fiili sağlamak amacıyla konulmuşsa, o sözleşme kesin olarak hükümsüzdür. Bu, TBK m. 159'un birinci fıkrasında açıkça belirtilmiştir.
  • D Şıkkı (Doğru): Bozucu koşula bağlı sözleşme, koşul gerçekleştiğinde geçmişe etki etmeden sona erer. Yani sözleşme o ana kadar geçerli kalmıştır, sadece bundan sonra biter. Bu TBK m. 160'a uygundur.
  • E Şıkkı (Doğru): Taraflardan biri, geciktirici koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır. Bu, TBK m. 159'un ikinci fıkrasının temel kuralıdır.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 157-160 arası "Koşul" konusunu çok iyi bilmelisin. Özellikle şu iki kavramı birbirinden ayırmak ve kurallarını ezberlemek gerekir:

  • Geciktirici Koşul: Sözleşmenin hüküm ifade etmesini erteleyen koşuldur. Koşul gerçekleşince sözleşme geçmişe etkili olur ve elde edilen yararlar kalıcı olur.
  • Bozucu Koşul: Sözleşmenin hüküm ifade etmesini durduran koşuldur. Koşul gerçekleşince sözleşme geçmişe etki etmeden sona erer.

Özetle: Sınavda "koşul gerçekleştiğinde elde edilen yararlar iade edilir" gibi bir ifade gördüğünde, hemen şüpheye düş ve TBK'nın "geçmişe etki" kuralını hatırla. Bu ifade genellikle yanlış şıkkı oluşturur.

Başarılar dilerim!

Soru 2 · 2022/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, aşağıdakilerden hangisi haksız fiil sonucu meydana gelen zararın tazmininde, tazminattan indirim halleri arasında değildir?

  • A)Zarar görenin zararı doğuran fiile razı olması
  • B)Zarar görenin zararın doğmasında etkili olması
  • C)Zarar görenin zararın artmasında etkili olması
  • D)Zarar görenin tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırması
  • E)Zararın mücbir sebep sonucu meydana gelmesi
Çözümü göster — doğru cevap E

Bu soru, SMMM stajı ve genel hukuk bilgisi açısından çok önemli bir konu olan "Haksız Fiil ve Tazminat" konusunu test ediyor. Sorunun doğru cevabı E şıkkıdır.

Gelin, bu cevabı neden doğru bulduğunu ve diğer şıkların neden elendiğini adım adım inceleyelim.

Neden Doğru Cevap E Şıkkı?

Soruda "tazminattan indirim halleri" soruluyor. Yani, zarar gören kişiye ödenmesi gereken para miktarının, bazı durumlarda neden azaltıldığını arıyoruz.

E şıkkı ("Zararın mücbir sebep sonucu meydana gelmesi") bir indirim durumu değil, tazminat yükümlülüğünün tamamen ortadan kalkması durumudur.

  • Mantık: Eğer bir zarar, "mücbir sebep" (öngörülemez ve kaçınılmaz dış etkenler, örneğin deprem, savaş veya ani bir yangın gibi) sonucu oluştuysa, bu durumda haksız fiil işleyen kişi hiçbir tazminat ödemekle yükümlü değildir. Yani para üzerinden bir indirim yapılmaz, para sıfırlanır.
  • Kanun: Türk Borçlar Kanunu'na göre mücbir sebep, sorumluluğu tamamen kaldırır. Bu yüzden bu durum "tazminattan indirim" kategorisine girmez.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Diğer şıklar (A, B, C ve D), hukukta "Haksız Fiilde Sorunluğun Azaltılması" (Tazminattan İndirim) kurallarına dahildir. Yani bu durumlarda zarar gören kişiye para ödenir, ancak miktarı azaltılır.

  • A) Zarar görenin zararı doğuran fiile razı olması: Eğer zarar gören kişi, zararın oluşacağını önceden biliyor ve buna izin vermişse (örneğin bir riskli sporu kabul etmişse), tazminat miktarı azaltılır veya tamamen kaldırılır. Bu bir indirim sebebidir.
  • B) Zarar görenin zararın doğmasında etkili olması: Zarar görenin kendi hatasıyla zararın oluşmasına neden olması durumunda, tazminat miktarı hatanın oranına göre azaltılır. (Örneğin, yaya yoldan geçerken dikkatsizlik edip araba çarpması).
  • C) Zarar görenin zararın artmasında etkili olması: Zarar oluştuğu halde, zarar görenin bunu büyütmeye çalışması veya büyütmekten kaçınmaması durumunda, büyüyen kısım için tazminat ödenmez. Bu da bir indirim sebebidir.
  • D) Zarar görenin tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırması: Bu madde, zarar görenin, zararlı eylemi yapan kişinin durumunu kötüleştirmesine veya sorumluluğu artırmasına neden olan davranışlarını ifade eder. Bu durumda da tazminat miktarı azaltılır.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu (TBK) Madde 50 ve 51'i bilmelisin.

  • TBK Madde 50: Haksız fiil sorumluluğu ve genel kuralları.
  • TBK Madde 51: "Haksız fiilde sorumluluğun azaltılması" başlığını taşır. Bu madde, zarar görenin hatası, rızası veya zararın büyümesindeki etkisi gibi durumlarda tazminatın nasıl azaltılacağını düzenler.
  • TBK Madde 49: Mücbir sebep durumunda sorumluluğun tamamen kalkacağını belirtir.

Özetle: Soru "indirim" (azaltma) istiyor, sen ise "tamamen yok olma" (mücbir sebep) durumunu buldun. Bu yüzden E şıkkı, indirim halleri arasında değildir ve doğru cevap budur.

Soru 3 · 2022/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, sözleşmelerin şekli ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A)Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe veya taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmamışsa, genel kural olarak hiçbir şekle bağlı değildir.
  • B)Bütün sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması zorunludur.
  • C)Bütün sözleşmeler sözlü olarak geçerli şekilde kurulabilir.
  • D)Kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmelerin geçerliliği resmi şekilde yapılmasına bağlıdır.
  • E)Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılamaz.
Çözümü göster — doğru cevap A

Bu soru, SMMM staja giriş sınavının temel taşlarından biri olan "Sözleşmelerin Şekli" konusunu ölçüyor. Sorunun doğru cevabı A şıkkıdır. Gelin, bunu sanki bir ders çalışıyormuşuz gibi adım adım inceleyelim.

Neden Doğru Cevap A Şıkkı?

Türk Borçlar Kanunu'na (TBK) göre sözleşmelerin şekli ile ilgili en temel kural "Şekil Özgürlüğü" ilkesidir.

Bu ilke şunu der: "Her şey serbesttir, kanun veya taraflar başka bir şey söylemedikçe."

  • Kanun ne diyor? Kanun, sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı, sözlü veya resmi bir şekle tabi olmasını zorunlu kılmamıştır. Yani, sen ve karşı tarafınız bir anlaşma yaptınız ve bunu sadece el sıkışarak veya telefonla sözlü olarak yaptınız; kanun buna engel değilse, bu sözleşme geçerlidir.
  • İstisnalar: Sadece kanun "Bu sözleşme mutlaka yazılı olmalı" derse (örneğin kira sözleşmeleri veya taşınmaz satımı gibi) veya taraflar "Biz bu işi mutlaka noter onaylı yapalım" diye kendi aralarında kararlaştırırsa, o zaman şekil şartı doğar.

A şıkkı tam olarak bu genel kuralı anlatıyor: "Kanun aksi bir şey söylemedikçe ve taraflar da özel bir şekil kararlaştırmadıkça, sözleşmeler hiçbir şekle bağlı değildir." Bu yüzden doğru cevap budur.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Şimdi diğer şıklara bakalım ve neden elendiğini görelim:

  • B Şıkkı (Yanlış): "Bütün sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması zorunludur."
  • Neden? Bu ifade çok katı ve yanlıştır. Günlük hayatta yaptığımız çoğu sözleşme (market alışverişi, taksiye binme, arkadaşına borç verme gibi) sözlüdür ve geçerlidir. Her şeyin yazılı olması zorunluluğu, ticari hayatı felç ederdi.
  • C Şıkkı (Yanlış): "Bütün sözleşmeler sözlü olarak geçerli şekilde kurulabilir."
  • Neden? Bu da aşırı bir genellemedir. Kanun bazı sözleşmeleri resmi şekle bağlamıştır. Örneğin, bir ev satışı sözleşmesi sadece sözlü olarak yapılamaz; tapu dairesinde resmi olarak yapılması gerekir. Sadece sözlü olan bu sözleşme geçersizdir.
  • D Şıkkı (Yanlış): "Kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmelerin geçerliliği resmi şekilde yapılmasına bağlıdır."
  • Neden? Bu, A şıkkının tam tersidir. Kanun, sözleşmeleri "resmi şekle" (noter onayı gibi) bağlamaz. Resmi şekil, sadece kanunun açıkça belirttiği durumlarda (taşınmaz devri gibi) gerekir. Genel kural serbestliktir.
  • E Şıkkı (Yanlış): "Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılamaz."
  • Neden? Kanun sözleşmeyi şekle bağlamasa bile, taraflar kendi aralarında "Bu sözleşmeyi mutlaka yazılı yapalım" diye kararlaştırabilirler. Tarafların iradesiyle şekil şartı getirilebilir, bu yasaklanamaz.

Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için "Sözleşmelerin Şekli" ve "Şekil Özgürlüğü İlkesi" konusunu iyi bilmelisin.

Özetle ezberlemen gereken kural şudur:

  • Genel Kural: Sözleşmeler şekilsizdir (serbesttir).
  • İstisna 1: Kanun aksi öngörürse (Örn: Taşınmaz satımı).
  • İstisna 2: Taraflar kendi aralarında şekil şartı kararlaştırırsa.

Doğru cevap: A

Soru 4 · 2022/3 · Borçlar Hukuku

Tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmede iki tarafın karşılıklı edimleri arasında açık bir oransızlık söz konusudur. Bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, zarar görenin, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceği süre aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl
  • B)Zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl
  • C)Zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak üç yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak on yıl
  • D)Zor durumun doğduğu tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl
  • E)Zor durumun doğduğu tarihten başlayarak beş yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak on yıl
Çözümü göster — doğru cevap B

Bu soru, Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) "Zor Durum" (TBK m. 27) kurumunu ve bu durumda hakların ne kadar süreyle kullanılacağını sorguluyor. SMMM stajı için bu konu, sözleşmelerin geçerliliği ve hakların zamanaşımı süresi açısından çok kritiktir.

Gelin soruyu adım adım çözelim:

1. Neden Doğru Cevap B'dir?

Soruda tarif edilen durum, TBK Madde 27'de düzenlenen "Zor Durum" halidir. Yani, bir tarafın zor bir durumdan yararlanılarak, diğer tarafa karşı çok ağır bir yük altına sokulması söz konusudur.

Kanun, bu durumda zarar görenin (mağdur olan tarafın) ne yapabileceğini ve bu hakkı ne kadar süreyle kullanabileceğini belirler:

  • Hak Ne Zaman Başlar? Hak, zor durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren başlar. (Zor durum devam ediyorsa, o sırada sözleşmeden çıkma veya düzeltme hakkı kullanılamaz, çünkü zor durum bitene kadar beklenir).
  • Süre Ne Kadardır? Kanun, bu hakkın 1 yıl içinde kullanılmasını şart koşar. Yani zor durum bitince, 1 yıl içinde mahkemeye başvurup sözleşmeyi feshetmeli veya edimleri dengelemelisiniz.
  • Kesin Süre (Hükümsüzlük): Eğer 1 yıl içinde hak kullanılmazsa, bu hak sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tamamen yok olur. Bu 5 yıl, "kesin süre"dir; yani 1 yılın dolması beklenmeden, sözleşmenin kurulduğu tarihten 5 yıl geçerse hak artık kullanılamaz.

Özetle:

  • Başlangıç: Zor durumun ortadan kalktığı tarih.
  • Kullanım Süresi: 1 yıl.
  • Kesin Süre: Sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 5 yıl.

Bu tanıma en uygun ifade B şıkkıdır: "Zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl."

2. Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A Şıkkı: Süreyi 2 yıl olarak belirtmiş. Oysa kanun 1 yıl demiştir. Bu, zamanaşımı sürelerini karıştırmaktan kaynaklanan bir hatadır.
  • C Şıkkı: Hem süreyi 3 yıl hem de kesin süreyi 10 yıl olarak göstermiş. Bu sayılar TBK'da zor durum için geçerli değildir.
  • D ve E Şıkları: Başlangıç tarihini "Zor durumun doğduğu tarihten" başlatmışlar. Bu en büyük hatadır. Zor durum devam ettiği sürece mağdur, sözleşmeden çıkma veya düzeltme hakkını kullanamaz. Hak, zor durum bittiğinde (ortadan kalktığında) başlar. Bu yüzden başlangıç tarihi "doğduğu" değil, "ortadan kalktığı" olmalıdır.

3. Hangi Konuyu Bilmek Gerekiyor?

Bu soruyu çözmek için Türk Borçlar Kanunu Madde 27 (Zor Durum) ve Madde 28 (Zor Durumun Sonuçları) konularını iyi bilmelisin.

Özellikle şunlara dikkat etmelisin:

  • Zor Durumun Tanımı: İki taraflı sözleşmede açık oransızlık ve zor durumun kötüye kullanılması.
  • Hak Kullanma Süresi: Zor durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl.
  • Kesin Süre: Sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 5 yıl.

Küçük bir ipucu: Sınavlarda "başlangıç tarihi" ve "süre" en çok karıştırılan yerlerdir. "Zor durum"da başlangıç her zaman "ortadan kalkma"dır, "doğma" değil. Bu farkı hatırlarsan, benzer soruları kolayca çözersin.

Başarılar dilerim!

Soru 5 · 2022/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümlerine göre, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişinin eylemlerinden doğan sorumluluğuna ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A)Kişi, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybettiği sırada verdiği zararları gidermekle hiçbir zaman yükümlü değildir.
  • B)Kişinin ayırt etme gücünü geçici olarak kaybettiği sırada verdiği zararları giderme yükümlülüğünün doğabilmesi için hukuken ergin olması gerekir.
  • C)Kişinin ayırt etme gücünü geçici olarak kaybettiği sırada verdiği zararları giderme yükümlülüğünün doğabilmesi için zararın sözleşmeye aykırılıktan doğması gerekir.
  • D)Kişi, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybettiği sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; ancak, ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
  • E)Kişi, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybettiği sırada verdiği zararları gidermekle her durumda yükümlüdür; sorumluluktan kurtulabilmesi imkânı yoktur.
Çözümü göster — doğru cevap D

SMMM staja giriş sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak bu soruyu çok iyi anlamamız gerekiyor. Soru, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun haksız fiil (hukuka aykırı zarar verme) hükümlerine dayanıyor. Özellikle "ayırt etme gücü" kavramı ve bunun geçici olarak kaybedilmesi durumu soruluyor.

Gelin, doğru cevabı (D şıkkını) neden doğru olduğunu adım adım inceleyelim ve diğer şıkların neden hatalı olduğunu görelim.

✅ Neden Doğru Cevap D Şıkkı?

TBK Madde 41'e göre, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak kanun, bu kişiyi tamamen bağlamaz; bir istisna getirir.

  • Kural: Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, zarar verdiğinde sorumludur.
  • İstisna (Kurtulma Yolu): Eğer kişi, ayırt etme gücünü kaybetmesinde kusuru olmadığını (yani bu durumu kendisi yaratmamışsa, örneğin ani bir bayılma, felç geçirme veya başkasının zehirlemesi gibi) ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.

D şıkkı tam olarak bu kuralı ve istisnayı ifade eder: "Sorumludur, ancak kusursuz olduğunu ispat ederse kurtulur." Bu nedenle doğru cevap D'dir.

❌ Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Şimdi diğer seçeneklerin neden mantıksız ve hukuka aykırı olduğunu kısaca açıklayalım:

  • A Şıkkı (Yanlış): "Hiçbir zaman yükümlü değildir" der. Bu çok hatalıdır. Kanun, geçici ayırt etme gücü kaybında sorumluluğu varsayar. Sadece kusursuzluğu ispat edilirse sorumluluk kalkar, yoksa yükümlülük devam eder.
  • B Şıkkı (Yanlış): "Hukuken ergin olması gerekir" der. Bu gereksiz bir şarttır. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden küçükler de sorumludur. Sorun, erginlikte değil, ayırt etme gücünün geçici kaybı ve kusur durumundadır.
  • C Şıkkı (Yanlış): "Zararın sözleşmeye aykırılıktan doğması gerekir" der. Soru haksız fiil (sözleşme dışı) ile ilgilidir. Sözleşme yoksa veya sözleşme dışı bir zarar varsa da haksız fiil hükümleri uygulanır. Bu şartın burada bir yeri yoktur.
  • E Şıkkı (Yanlış): "Her durumda yükümlüdür; kurtulma imkânı yoktur" der. Bu, TBK Madde 41'in getirdiği "kusursuzluk ispatı" hakkını yok sayar. Kanun, kusursuzluğu ispat eden kişiyi korur.

📚 Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için Hukukun Temel Kavramları dersinde veya Borçlar Hukuku'nun Haksız Fiiller bölümünde şu konuyu iyi bilmelisiniz:

> TBK Madde 41: Ayırt Etme Gücünü Geçici Olarak Kaybedenlerin Sorumluluğu

Özet Kural:

  • Ayırt etme gücü geçici olarak kaybeden kişi sorumludur.
  • Ancak, ayırt etme gücünü kaybetmesinde kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

Başarılar dilerim! Bu kuralı ezberlemek yerine mantığını (sorumluluk var, ama kusursuzluk ispatı varsa yok) kavramak sınavda size çok yardımcı olacaktır.

Soru 6 · 2022/3 · Borçlar Hukuku

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, sebepsiz zenginleşen kişi, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa aşağıdaki hukuki sonuçlardan hangisi doğar?

  • A)Sebepsiz zenginleşenin geri verme yükümlülüğü kalmaz; ancak, zenginleşmeyi Devlet’e bedelsiz şekilde devir yükümlülüğü doğar.
  • B)Zenginleşme elden çıktığı için sebepsiz zenginleşenin geri verme yükümlülüğü kalmaz.
  • C)Sebepsiz zenginleşen zenginleşme miktarının sadece yarısını geri vermekle yükümlüdür.
  • D)Sebepsiz zenginleşen zenginleşme miktarının iki katını geri vermekle yükümlüdür.
  • E)Sebepsiz zenginleşen zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür.
Çözümü göster — doğru cevap E

SMMM staj sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak bu soruyu çok iyi anlamamız gerekiyor. Soru, Sebepsiz Zenginleşme konusundaki en kritik kurallardan birini test ediyor. Cevabın E şıkkı olduğunu biliyoruz, şimdi gel seninle bunu adım adım, sanki bir ders çalışıyormuşuz gibi açıklayalım.

1. Neden Doğru Cevap "E" Şıkkıdır?

Öncelikle sorunun temelini oluşturan durumu hatırlayalım: Bir kişi, hukuki bir sebebe dayanmadan başkasının malını veya parasını almış ve zenginleşmiştir. Buna Sebepsiz Zenginleşme denir.

Kanun (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md. 41), bu durumu iki duruma ayırır:

  • İyiniyetli (Bilmeden) Zenginleşen: Kişi, "Ben bunu almamıştım, hataydı" diyerek iyiniyetli olduğunu ispatlarsa, zenginleştiği malı elden çıkarmışsa geri ödeme yükümlülüğü kalmaz.
  • Kötiniyetli (Bilerek) Zenginleşen: Kişi, "Bunu almamın bir sebebi yoktu, bunu biliyordum" diyerek iyiniyetli olmaksızın (kötiniyetli) hareket etmişse durum farklıdır.

Kural şudur: Eğer sebepsiz zenginleşen kişi, zenginleştiği malı veya parayı kötiniyetli olarak elden çıkarmışsa (yani başkasına vermişse veya harcamışsa), bu durum onun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kanun, kötiniyetli kişiyi korumaz. Bu kişi, elden çıkardığı malın değerini tamamen geri ödemekle yükümlüdür.

Bu yüzden E şıkkı doğrudur: "Sebepsiz zenginleşen zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür."

2. Diğer Şıklar Neden Yanlış?

Şimdi diğer şıklara bakalım ve neden elendiğini görelim:

  • A Şıkkı (Yanlış): Devlet'e devir yükümlülüğü diye bir kural yoktur. Sebepsiz zenginleşme hukukunda, malı elden çıkaran kötiniyetli kişi, malı devlete değil, hak sahibine geri ödemek zorundadır. Bu şık tamamen uydurma bir kuraldır.
  • B Şıkkı (Yanlış): Bu şık, iyiniyetli olan kişi için geçerli olan kuralı anlatır. Eğer kişi "Bunu almamın bir sebebi yoktu ama ben bunu bilmiyordum" derse ve malı elden çıkarmışsa geri ödeme yükümlülüğü kalmaz. Ancak soruda "iyiniyetli olmaksızın" (yani bilerek/kötiniyetli) denmiştir. Bu durumda sorumluluk tamamen kişiye aittir.
  • C Şıkkı (Yanlış): Kanun, kötiniyetli kişiye "yarısını öde" gibi bir indirim yapmaz. Bu, iyiniyetli kişi için de geçerli olmayan bir kuraldır. Kötiniyetli kişi tam sorumludur.
  • D Şıkkı (Yanlış): Kanun, sebepsiz zenginleşen kişiye "iki katını öde" gibi bir ceza (tazminat) yükümlülüğü getirmez. Sebepsiz zenginleşme hukuku, zenginleşmeyi geri iade etmeyi amaçlar, ceza vermez. Dolayısıyla iki katı ödeme kuralı da yoktur.

3. Hangi Konuyu Bilmek Gerekir?

Bu soruyu çözmek için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 41'i ve Sebepsiz Zenginleşme kurumunu iyi bilmelisin.

Özellikle şu ayrımı ezberlemelisin:

  • İyiniyetli ise ve malı elden çıkardıysa → Geri ödeme yükümlülüğü KALMAZ.
  • Kötiniyetli ise ve malı elden çıkardıysa → Geri ödeme yükümlülüğü TAMAMEN KALIR.

Özetle: Sınavda "iyiniyetli olmaksızın" ifadesini gördüğün an, hemen "tam geri ödeme" kuralını hatırla ve E şıkkını işaretleyebilirsin.

Başarılar dilerim!

Borçlar Hukuku dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 4018 çözümlü soru

SMMM Staja Giriş Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

SGS uygulamasıAndroid: Google PlayBilgisayarda web'de çöz