2010/3 YMM Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler Soruları ve Çözümleri

2010/3 dönemi Yeminli Mali Müşavirlik (YMM) Sınavı: Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler dersinden çıkan 5 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2010/3 · Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Holding şirketleri tarafından yurtiçi ve yurtdışı bankalardan kredi sağlanması ve temin edilen söz
konusu kredinin bağlı şirketlere kullandırılan kısmına ilişkin faiz, komisyon, kur farkı vb. giderlerin grup
şirketlerine yansıtılması işlemlerinin Katma Değer Vergisi karşısındaki durumunu açıklayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

Holding şirketlerinin bağlı şirketlerine kredi verme işlemi finansman hizmeti niteliğinde olduğundan, KDV Kanunu’nun 1/1. maddesi uyarınca vergiye tabi bulunmaktadır. Ancak, söz konusu işlemin BSMV kapsamına girmesi halinde anılan Kanunu’nun 17/4-e maddesi hükmü uyarınca KDV’den müstesna olacağı tabiidir. Şirketlerin zaman zaman nakit fazlalıklarını faiz karşılığında, ortaklarına, iştiraklarına veya üçüncü şahıslara borç para verdikleri konusuyla sıkça karşılaşılmaktadır. Bu şekilde verilen paralar karşılığında elde edilen faizlerin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisine veya KDV’ne mi tabi olduğu konusu uygulamada tartışmalara yol açmıştır. Bu konuda farklı görüşlere rastlanılmaktadır, Danıştay’ın farklı kararları bulunmaktadır. Ancak 6009 Sayılı Kanunun 1. Maddesi ile 6802 sayılı Kanununun 28/ 3. Fıkrasında yapılan değişiklikle bu tartışmaya son verilmiştir. Anılan fıkra, “90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre ikraz işleriyle uğraşanlarla ikinci fıkrada belirtilen muamele ve hizmetlerden herhangi birini esas iştigal konusu olarak yapanlar bu Kanunun uygulanmasında banker sayılırlar. Bir şahsın münhasıran altın alım ve satımı ile uğraşması banker sayılmasını gerektirmez.” Hükmünü ihtiva etmektedir. Madde hükmünün tetkikinden anlaşılacağı, herhangi bir borç verme işleminin BSMV’ye tabi olabilmesi için, borç verenin bu faaliyeti esas iştigal konusu yapması gerekmektedir. 22.Ekim.2010 Tarih ve 27737 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 87 Seri No.lu Gider Vergileri Genel Tebliğinde aşağıdaki açıklamalar yer almaktadır. “6802 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen işlemleri esas iştigal konusu olarak yapanlar, bu işlemleri ilgili kanunlarla yetkilendirilmek veya izin verilmek suretiyle yürüten kişileri ifade etmektedir. Dolayısıyla bunların 6802 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen işlemleri “esas iştigal konusu” olarak BSMV ye tabi olacak, bunlar dışındakilerin aynı fıkrada belirtilen işlemleri “esas iştigal konusu” olmadığından KDV ye tabi olacaktır. Örnek : İnşaat alanında faaliyet gösteren (B) A.Ş. nin bir grup şirketi olan (C) A.Ş. ye ödünç para vermesi (B) A.Ş. nin esas iştigal konusu olarak değerlendirilemeyeceğinden BSMV ye tabi olmayacaktır.” Yukarda yer alan açıklama ve Kanun hükümlerine göre; a. Türkiye’de BSMV’ne tabi tutulmamış olan yurt dışı kredi işlemlerinin mahiyet itibariyle BSMV’ne tabi olan yurt içi bankacılık hizmetlerinden farksızdır. Yurtiçi ve yurtdışı bankalardan sağlanan krediler nedeniyle ödenen faiz, komisyon vb. ödemeler Kanunun 17/4-e maddesine göre KDV’den istisnadır b. Holding tarafından bağlı şirketlere sağlanan finansman temini işlemi hizmet niteliği taşıdığından bu hizmetin karşılığını teşkil eden faiz, komisyon vb. ödemeler üzerinden esas itibariyle KDV hesaplanması gerekir. c. Ancak yurt içi ve yurt dışı bankalardan sağlanılan kredi tutarına ilişkin masrafların herhangi bir fark ilave etmeksizin bağlı şirkete aynen yansıtılması, aslı vergiye tabi olmayan bir işleme ilişkin masraf aktarımı mahiyetinde olduğundan KDV’ye tabi tutulmayacaktır. Kredi aktarımı dolayısıyla masraflara ilaveten herhangi bir bedel alınması halinde ise bu bedel üzerinden KDV hesaplanacaktır. Yurt dışından temin edilen banka kredilerinin grup şirketlerine kullandırılan kısmına ilişkin faiz, komisyon, kur farkı v.b giderlerin krediyi kullanan grup şirketlerine herhangi bir fark ilave edilmeksizin aktarılması işlemi sonucunda, lehe alınan herhangi bir bedel olmaması halinde yapılan işlem KDV’ye tabi olmayacaktır.

Soru 2 · 2010/3 · Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Nakliye işleri ile uğraşan (A) A.Ş. aktiflerinde kayıtlı bir kamyon trafik kazası sonucu hurdaya
çıkması (pert olan) dolayısıyla sigorta şirketinden 100 000 TL sigorta tazminat bedeli almış hurdaya çıkan
araç 1000 TL bedelle satılmıştır.
Bu işlemlerin KDV karşısındaki durumunu açıklayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

Trafik kazası sonucu kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle hurdaya çıkan araç dolayısıyla sigorta şirketinden alınan tazminat ile hurda aracın satışından elde edilen bedel ve aracın alımı sırasında yüklenilen ve indirim konusu yapılan KDV konusunda yapılacak işlemler aşağıda belirtilmiştir. 3065 sayılı KDV Kanunu’nun 1/1 maddesinde; Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu, 17/4-g maddesinde; külçe altın, külçe gümüş, kıymetli taşlar (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zebercet , inci, kübik, inconia) döviz, para, damga pulu, değerli kağıtlar, hisse senedi, tahvil ile metal, plastik, lastik, kauçuk, kağıt, cam hurda ve atıkları (hurda metalden elde edilen külçeler dahil) tesliminin KDV’den istisna olduğu, 29/1 maddesinde; mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi indirebilecekleri, 30/c maddesinde ise; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığının yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere , zayi olan mallara ait KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı, Hükümlerine yer verilmiştir. -Trafik kazası geçiren araç için sigorta şirketinden alınan tazminat: Yukarda yer alan Kanun hükümlerine göre, mükelleflerin aktiflerine/işletmelerine kayıtlı aracın kaza neticesinde pert olması nedeniyle sigorta şirketinden alınacak sigorta tazminat bedeli bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından bu mükellefler tarafından sigorta şirketi adına düzenlenecek 100 000 TL’lık faturada KDV hesaplanmayacaktır. -Hurda aracın satışı: Tamir ve bakımından sonra kullanılması mümkün olmayan ve hurda belgesi alınmış olan hurda araçların mükellef tarafından 1 000 TL bedelle şahıslara teslimi Kanunun 17/4-g maddesi kapsamında KDV’nden istisna olacaktır. Hurdaya çıkan araç dolayısıyla indirilen KDV’nin durumu: Diğer taraftan, söz konusu aracın alışında ödenen ve ilgili dönemde indirim konusu yapılan KDV’nin kazanın meydana geldiği dönemde “indirilebilir KDV” niteliğini kaybedip “indirilemeyecek KDV” haline gelmektedir. Bu nedenle kaza sonucu pert olan araca ilişkin olarak yüklenilen ve indirim konusu yapılan vergilerin pert olma fiilinin meydana geldiği vergilendirme döneminde düzeltilerek ilgili dönem KDV beyannamesinde, hesaplanan KDV’ye ilave edilmek suretiyle beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

Soru 3 · 2010/3 · Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler

(A) A. Ş. Toptan gıda ticareti işiyle uğraşmaktadır. Mükellef (A) Mart 2010 beyannamesinde
indirimli oranda KDV’ye tabi gıda maddeleri teslimi dolayısıyla 100 000 TL KDV alacağı bulunmaktadır.
Mükellef (A)’nın indirimli oranda Katma Değer Vergisine tabi işlemlerden kaynaklanan 100 000 TL KDV
alacağının nakden ve mahsuben iadesini en geç talep edilebileceği tarihleri belirtiniz.

Komisyonun resmî cevabını gör

KDV Kanunu’nun 29/2 maddesi; ”28. madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan vergi, borçlarına mahsuben ödenir.Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi izleyen yıl içinde talep edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin yukarıda sayılan borçlarına mahsuben iade edilir.” Hükmünü amirdir. İndirimli oranda vergiye tabi işlemlerden doğan KDV alacaklarının nakden veya mahsuben iadesine ilişkin usul ve esaslar 74, 76, 85, 99,101, 105 ve 106 Seri No.lu KDV Genel Tebliğleri ve 41 No.lu KDV Sirküleri ile belirlenmiştir. Bakanlar Kurulunca vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetler dolayısıyla yüklenilen ve işlemlerin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirim yoluyla giderilemeyen KDV tutarı, mükellefin talebine göre yılı içinde mahsuben, yılı içinde mahsuben iade edilmeyen kısmı ise izleyen yılda nakden veya mahsuben iade edilmektedir. a. Aylık Mahsuben İadenin Yıl İçerisinde En Geç Talep Edilebileceği Tarih Mükellefler indirimli orana tabi işlemleri nedeniyle yüklendikleri ve indirim yoluyla telafi edemedikleri vergileri için talep edebilecekleri KDV tutarını 74 ve 76 seri no.lu KDV Genel Tebliğlerinin ilgili bölümlerindeki açıklamalara uygun olarak aylar itibari ile ve kümülatif olarak hesaplayacaklar, bu şekilde yapılacak hesaplar sonunda iade tutarının ilgili yıl için belirlenen alt limiti (2010 yılı için 13 300 TL) geçtiği dönemde aşan kısmını, izleyen dönemlerde ise tamamının mahsuben iadesini talep edebileceklerdir. Buna göre, mükellefin indirimli orana tabi işlemlerden doğan (100 000 -13 300=) 86 700 TL KDV alacağının, işlemin yapıldığı Mart 2010 beyannamesinin verildiği tarihten itibaren yıl içinde mahsuben iadesinin talep edilmesi mümkündür. Aylık mahsuben iade talebinin en geç 2010 yılı Aralık dönemi beyannamesi ile yapılması mümkündür. Aralık ayına ait KDV beyannamesi izleyen yılın Ocak ayı içinde verilebildiğinden, 2010 yılının muhtelif dönemlerine ait mahsup taleplerinin bu beyannameye dayanılarak yerine getirilmesi mümkün bulunmaktadır. 2011 Ocak ayı içinde verilebilen bu beyannamede gösterilen iade alacağının ay bütünlüğü de göz önüne alınarak 2011 Ocak ayı içinde muaccel hale gelecek vergi ve SSK prim borçlarına mahsubu talep edilmesi ve bu taleplerin 2010 esas alınmak sureti ile “Yıl içindeki mahsup talebi” olarak kabul edilmesi mümkün bulunmaktadır. b. Yılı İçerisinde Mahsup Edilemeyen Vergilerin İade Talebi En Geç Ertesi Yıl Kasım Ayına Ait KDV Beyannamesi İle Yapılmalıdır İndirimli orana tabi işlemleri bulunan mükellefler hak kazandıkları iade miktarını cari yılın son dönemine kadar mahsuba konu edebilecekleri gibi, bir sonraki yılda da 99 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin 1.5. bölümdeki açıklamalara göre nakden veya mahsuben geri alabileceklerdir. Mükelleflerin indirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan iade alacağının ait olduğu aylık dönemde mahsubunun talep edilmesi ihtiyaridir. İndirimli orana tabi işlemleri bulunan mükellefler, hak kazandıkları iade tutarını ait olduğu yılda vergilendirme dönemleri itibariyle talep edebilecekleri gibi cari yılın sonraki herhangi bir döneminde de toplu olarak mahsuba konu edebileceklerdir. Bir takvim yılı içerisinde indirimli oranda vergiye tabi işlemlerle ilgili olarak yüklendiği vergileri kanuni süresinde verdiği KDV beyannamelerinde iade talep etmeyerek indirim yoluyla gidermeyi tercih eden mükelleflerin hak kazandıkları iade miktarını cari yılın sonraki dönemlerinde mahsuba konu edebilecekleri gibi, bir sonraki yılda da nakden veya mahsuben geri alabileceklerdir. İndirimli orana tabi işlemlerden doğan iade alacağının yılı içinde mahsuben mahsup edilemeyen kısmının, izleyen yıl içinde mükellefin isteğine bağlı olarak, nakden veya mahsuben iade edilebilecektir. İade talebi en erken izleyen yılın Ocak dönemine ait olup Şubat ayı içinde verilecek, en geç Kasım dönemine ait olup Aralık ayı içinde verilecek KDV beyannameleri ile yapılabilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalara göre, Mükellef (A)’nın indirimli oranda Katma Değer Vergisine tabi işlemlerden kaynaklanan 86 700 TL KDV alacağının 2010 yılında mahsuben iadesini talep etmemesi halinde, söz konusu alacağını nakden veya mahsuben iadesini en geç 2011 Kasım dönemine ait olup 20 Aralık 2011 tarihine kadar verilecek herhangi bir aylık beyanname ile talep edilebilir.

Soru 4 · 2010/3 · Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Damga Vergisinde vergiyi doğuran olayın meydane geldiği tarih ile döviz kazandırıcı faaliyetlerin
kısmen veya tamamen gerçekleşmemesi hallerini de dikkate alınarak zamanaşımı uygulamasını kısaca
açıklayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 19’uncu maddesinde, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile vergi alacağının doğduğu hüküm altına alınmış, 113’üncü maddesinde de zamanaşımının, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması olduğu hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun “Zamanaşımı süreleri” başlıklı 114 üncü maddesinde ise; “Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.” Hükmünü amırdır. Damga Vergisinde zamanaşımı uygulaması yukarıdaki hükümlere tabidir. Damga Vergisinde zamanaşımı süresini belirleyebilmek için vergiyi doğuran olayın meydane geldiği anın tespiti önem taşımaktadır. 1-Kağıdın Türkiye’de düzenlenmesi halinde vergiyi doğuran olayın meydane gelmesi: 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, “Bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga Vergisine tabidir. Bu Kanundaki kağıtlar terimi, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade eder.” Hükmü yer almaktadır. Madde hükmü uyarınca, Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olacağı, bu Kanundaki kağıtlar teriminin ise, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeleri ifade etmektedir. Yukarıda belirtilen Kanun hükümleri çerçevesinde kağıt üzerine tesis edilen bir mükellefiyet türü olan Damga Vergisi uygulamasında vergiyi doğuran olay; 488 sayılı Kanunu’nun 1. maddesinde de açıklandığı üzere, anılan Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer alan kağıtların düzenlenmesi (yazılıp imzalanması) veya kağıtların elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde düzenlendiği anda meydana gelir ve söz konusu kağıdı imza edenler vergi mükellefi olurlar. 2-Yurt dışında ve Türkiye’deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtlarda vergiyi doğuran olay 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinin son fıkrasında, “Yabancı memleketlerle Türkiye’deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların, Türkiye’de; -Resmi dairelere ibraz edildiği, -Üzerine devir veya ciro işlemleri yürütüldüğü veya -Herhangi bir suretle hükümlerinden faydalanıldığı takdirde damga vergisine tabi tutulacağı,” ve dolayısıyla vergiyi doğuran olayın meydana geleceği hükme bağlanmıştır. Yukarda belirtilen şekilde düzenlenen kağıtlara ilişkin Damga Vergisini doğuran olay meydane gelmekte ve vergi alacağı doğmaktadır. Söz konusu vergi alacağı, doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmemesi halinde zamanaşımına uğrar. 3- Zamanaşımlı Kağıdın Hükmünden Yeniden Yararlanılması Halinde Damga Vergisi Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin 4. fıkrasında, “ Damga vergisine tabi olup vergi ve cezası zaman aşımına uğrayan evrakın hükmünden tarh zaman aşımı süresi dolduktan sonra faydalanıldığı takdirde mezkur evraka ait vergi alacağı yeniden doğar.” Hükmü yer almaktadır. Buna göre, vergi alacağının doğduğu yılı takip eden yıldan başlayarak beş yıl içinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğramaktadır. Ancak Damga vergisine tabi olup vergi ve cezası zaman aşımına uğrayan kağıdın hükmünden tarh zaman aşımı süresi dolduktan sonra yararlanıldığı takdirde vergi alacağı yeniden doğmakta ve 5 yıllık zaman aşımı süresi ertesi takvim yılının başından itibaren işlemeye başlamaktadır. 4- Yatırımları veya İhracatı Teşvik Belgesi Kapsamında Düzenlenen Kağıtlarda Zamanaşımı Yatırımları ve ihracatı teşvik etmek amacıyla Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıkları tarafından mükelleflere düzenledikleri bir kısım kağıtlara şartlı olarak damga vergisi istisnası tanınmaktadır. Taahhüt edilen ihracatın gerçekleşmemesi veya teşvik belgesindeki şartların yerine getirilmemesi halinde alınmayan damga vergisi, ceza ve gecikme faizi ile birlikte 213 ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilmektedir. Öte yandan, Damga Vergisi Kanunu’na 5035 sayılı Kanunla eklenen Ek 2. maddesi; “Döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesnadır. Döviz kazandırıcı faaliyetlerin kısmen veya tamamen gerçekleştirilmemesi halinde, gerçekleşmeyen kısma ait alınmayan damga vergisi, mükelleflerden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ceza ve gecikme faizi ile birlikte geri alınır. Yukarıda belirtilen hususlarda damga vergisi istisnası uygulamak suretiyle işlem yapan kuruluşlar, istisnaya konu işlemin mahiyeti ile alınmayan vergi tutarını, işlemin yapıldığı tarihi takip eden otuz gün içinde ilgililerin gelir veya kurumlar vergisi bakımından bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar. Döviz kazandırıcı faaliyetin gerçekleşmediğinin tespit edildiği tarihi takip eden otuz gün içinde, bu durumu vergi dairesine bildirmeyen kuruluşlar damga vergisi, ceza ve gecikme faizinin ödenmesinden ilgililerle birlikte müteselsilen sorumludurlar.” Hükmünü amirdir. Diğer taraftan Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin 3. fıkrası uyarınca “Şarta bağlı istisna veya muafiyet uygulamaları sonucu kısmen veya tamamen alınmayan vergilere ilişkin zamanaşımı süresi, istisna veya muafiyet şartlarının ihlâl edildiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren başlar. “ hükmü yer almaktadır. Yukarıya alınan Kanun hükümlerinin bir arada incelenmesinden anlaşılacağı üzere, döviz kazandırıcı işlemlere ilişkin Damga Vergisi zamanaşımı başlangıcının, istisna ve muafiyet şartlarının ihlal edildiği ve dolayısıyla taahhüt süresinin sona ermesi ile belgenin iptal edildiği tarih olmaktadır.

Soru 5 · 2010/3 · Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Veraset Ve İntikal Vergisi Kanunu bakımından;
a. Vergi matrahını belirleyiniz.
b. Mükelleflerin ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere aşağıda belirtilen malların hangi değerleme ölçülerine
göre değerleyerek beyanname düzenlemek zorunda olduklarını açıklayınız.
-Ticari sermaye,
-Gayrimenkuller,
-Menkul mallar ve gemiler
-Kooperatif hissesi,
c. Mükellef tarafından ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere, borç ve istisnalar indirildikten sonra menkul
mallar 50 000 Tl, Gayrimenkul mallar 100 0000 TL. olmak üzere toplam 150 000 TL beyan edilmiştir.
idarece aynı değerleme ölçülerine göre menkul mallar 110 000 TL ve gayrimenkul mallar 300 000 TL olmak
üzere 410 000 TL değer takdir edilmiştir. Bu duruma göre cezasız ve ceza uygulanması gereken matrah
miktarını hesaplayınız.

Komisyonun resmî cevabını gör

a. Veraset Ve İntikal Vergisi Kanunu’nun Matrahı 7338 sayılı Veraset Ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 10.maddesi hükmü uyarınca, Veraset ve İntikal Vergisinin matrahı, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunan değerleridir. İndirilmesi gereken borç ve masraf varsa, matrah, bu indirimler yapıldıktan sonra kalan miktardır. b.İlk Tarhiyatta Dikkate Alınacak Değerleme Ölçüleri Mükellefler ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere Veraset ve İntikal Vergisi mevzuuna giren mallardan Kanunun 10.maddesinde belirlenen değerleme ölçülerinden faydalanarak Kanunda değerleme ölçüsü belirtilmeyenler bakımından ise Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ile ilgili 3'üncü bölümündeki esaslara göre değerlemek ve beyannamelerinde göstermek zorundadırlar.

  • Ticari sermaye; bilanço esasına göre defter tutanlarda ölüm tarihine takaddüm eden takvim yılı

bilançosuna göre bulunacak öz sermaye, ticari sermaye olarak dikkate alınacaktır. Mükellefler isterlerse ölüm günü itibariyle çıkaracakları bilançoyu esas alarak öz sermayelerini tespit edebilirler. İşletme esasına göre defter tutanlarla basit usulde mükellefiyete tabi olanlar da ticari sermaye olarak murisin ölüm tarihindeki ticari varlığı beyan edilir. Öz sermaye veya ticari varlık, bu maddedeki esaslara göre bu maddede hüküm olmayan hallerde Vergi Usul Kanununun iktisadi işletmelere dahil kıymetleri değerleme ile ilgili 2'inci bölümündeki esaslara göre tespit olunur.

  • Gayrimenkuller; ticari işletmeye dahil olsun veya olmasın ölümün meydane geldiği yıla ait Emlak Vergisine

esas olan değerle değerlemeye tabi tutulup beyannamede gösterilmesi gerekir. -Menkul Mallar Ve Gemiler; rayiç bedelle değerlenir. Rayiç bedel normal alım satım değeridir. Bu nedenle, mirasa dahil menkul mallarla gemilerin normal alım satım bedeli ile beyan edilmesi gerekmektedir. -Kooperatif Hissesi; alacak olarak kabul edilmesi gereken kooperatif hissesinin Vergi Usul Kanunu’nun 281. Maddesine göre mukayyet değeri (ölüm tarihine kadar ödenen aidatlar toplamı) ile değerlendirilmesi gerekmektedir. c. Veraset Ve İntikal Vergisinin Tarhı Veraset Ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 10/g maddesinin 4. Paragrafına göre, “İdare yukarıdaki esaslara göre beyan edilen bu değerler üzerinden vergiyi beyannamenin verildiği tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde tarh eder. Tarh edilen vergiler intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunacak değerlerine göre ikmal edilir. İlk tarhiyatta nazara alınmak üzere mükellefler tarafından bu maddedeki esaslara göre beyan edilen miktar ile idarece aynı değerleme ölçülerine göre bulunan miktar arasındaki farka ait vergi (gayrimenkuller hariç), vergi ziyaı cezasının yarısı ile birlikte alınır. Ancak, menkul mallar ile gemilere ilişkin değerlemelerde % 50'ye kadar bulunacak fark için ceza uygulanmaz.” Hükmünü amirdir. Mükellef tarafından ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere, borç ve istisnalar indirildikten sonra menkul mallar 50 000 TL, Gayrimenkul mallar 100 0000 TL. olmak üzere toplam 150 000 TL beyan edilmiştir. idarece aynı değerleme ölçülerine göre menkul mallar 110 000 TL ve gayrimenkul mallar 300 000 TL olmak üzere 410 000 TL değer takdir edilmiştir. Bu duruma göre cezasız ve ceza uygulanması gereken matrah miktarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır. Soruda borç miktarı verilmediği için, borçların beyan edilen değerlere ilavesi söz konusu değildir. Öte yandan istisna tutarı ilk ve son tarhiyatta da istisna dikkate alındığı için sonucu değiştirmeyeceğinden hesaplamaya dahil edilmemiştir. Diğer taraftan, ilk tarhiyatta ve ilk tarhiyattan sonra idarece yapılacak son tarhiyatta da gayrımenkuller için vergi değeri esas alınacağı için, gayrımenkuller için rayiç bedel takdiri yapılmayacaktır. Mükellefin gayrimenkul beyanı emlak vergisi değerinden düşük olduğu için düzeltilecek, ancak ceza uygulanmayacaktır. Buna göre; Menkul mallar : 50 000 TL Menkul mallar Beyanın %50’si : 25 000 TL Gayrımenkuller : 300 000 TL 50 000 + 25 000 + 300 000 =375 000 TL. cezasız matrah ve 410 000 – 375 000 = 35 000 TL ceza uygulanması gereken matrah olacaktır.

Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 1045 çözümlü soru

Yeminli Mali Müşavirlik (YMM) Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

YMM Sınavı uygulaması