2013/8 KGK Bağımsız Denetçilik Genel Hukuk Mevzuatı Soruları ve Çözümleri

2013/8 dönemi KGK Bağımsız Denetçilik Sınavı: Genel Hukuk Mevzuatı dersinden çıkan 36 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

İdari yargı düzeninde itiraz merci aşağıdakiler- den hangisidir?

  • A)Danıştay
  • B)İdare mahkemeleri
  • C)Vergi mahkemeleri
  • D)Bölge idare mahkemeleri
  • E)Sulh hukuk mahkemeleri
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. 2567 sayılı Kanun ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gibi mevzuatlarda, İdare ve Vergi Mahkemeleri’nin kesinleşmiş kararlarına karşı, kanun yolunun tek mercii Bölge İdare Mahkemeleri’dir. Danıştay, yalnızca belirli istisnai hallerde (örneğin anayasa mahkemesi kararları veya bazı özel yasalarla öngörülen durumlar) ikinci derece yargı mercii olarak görev yapar; genel kural değildir. Dolayısıyla, idari yargıda "itiraz" veya temyiz mercii olarak Bölge İdare Mahkemeleri esas alınır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Danıştay, genel kuralda ilk derece veya özel istisnai hallerde ikinci derece yargı merciidir, genel itiraz mercii değildir. B) İdare mahkemeleri, ilk derece yargı merciidir; kararlarına karşı itiraz Bölge İdare Mahkemeleri’ne yapılır. C) Vergi mahkemeleri de ilk derece yargı merciidir; temyiz mercii Bölge İdare Mahkemeleri’dir. E) Sulh hukuk mahkemeleri, adli yargıya ait olup idari yargı düzeniyle ilgisi yoktur.

Bilinmesi gereken kural: İdare ve Vergi Mahkemeleri kararlarına karşı kanun yolu, genel kural olarak Bölge İdare Mahkemeleri’nde açılır.

Soru 2 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, birinci sırada ele alınan ilk inceleme konusudur?

  • A)İdarî merci tecavüzü
  • B)Görev ve yetki
  • C)Süre aşımı
  • D)Husumet
  • E)Ehliyet
Çözümü göster — doğru cevap B

İdari yargılama usulü hukukunda, bir davaya bakılabilmesi için öncelikle mahkemenin o davayı görme yetkisinin olup olmadığına bakılır. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ve yerleşik içtihatlar uyarınca, mahkeme davanın esasına girmeden önce görev ve yetki itirazlarını veya eksikliklerini resen ve ilk sırada inceler. Çünkü yetkisiz bir mahkemenin vereceği karar hukuka aykırıdır ve bu eksiklik giderilmeden diğer hususlara (süre, ehliyet vb.) bakılamaz. Bu nedenle "görev ve yetki", ilk inceleme konusudur.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) İdari merci tecavüzü, görev ve yetki tespitinden sonra incelenir. C) Süre aşımı, davanın kabul edilebilirliği açısından görevden sonra değerlendirilir. D) Husumet, tarafların uygunluğu açısından görevden sonra bakılır. E) Ehliyet, tarafların davaya devam edebilme yeterliliği olup görevden sonraki incelemelerdendir.

Bilinmesi gereken kural: İdari yargıda mahkeme, davanın esasına girmeden önce her zaman resen görev ve yetki konusunu ilk sırada inceler.

Soru 3 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Diyarbakır’da çalışan Devlet memuru A, 05.04.2012 tarihinde emekli edilmiştir. Bunun üzerine A, memleketi Samsun’a taşınmıştır. 05.05.2012 tarihinde hukuka aykırı bir şekilde emekli edildiğini fark eden A, kalan süresi içinde bu işleme karşı iptal davasını hangi idari yargı yerinde açmalıdır?

  • A)Danıştay
  • B)Ankara İdare Mahkemesi
  • C)Samsun İdare Mahkemesi
  • D)Diyarbakır İdare Mahkemesi
  • E)Samsun Bölge İdare Mahkemesi
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. 2567 sayılı İdari Yargılama Usulleri Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, idari işlemin yapıldığı yerdeki İdare Mahkemesinde dava açılır. Memur A’nın emeklilik işlemi Diyarbakır’da yapıldığı ve yürütüldüğü için yetkili mahkeme Diyarbakır İdare Mahkemesi’dir. Davacının sonradan Samsun’a taşınması, idari işlemin yapıldığı yer kuralını değiştirmez.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şunlardır: A) Danıştay, sadece kanunla kendisine verilen özel yetki alanlarında veya üst mahkeme olarak görev yapar; bu tür ilk derece davaları için yetkili değildir. B) Ankara İdare Mahkemesi, işlemin yapıldığı yer veya davacının ikametgahı ile bağlantılı olmadığı için yetkili değildir. C) Samsun İdare Mahkemesi, davacının yeni ikametgahı olsa da, idari işlemin yapıldığı yer Diyarbakır olduğu için yetkili değildir. E) Bölge İdare Mahkemeleri, ilk derece mahkemesi değil, itiraz merciidir; bu nedenle dava burada açılamaz.

Bilinmesi gereken kural: İptal davalarında yetkili mahkeme, idari işlemin yapıldığı yerdeki İdare Mahkemesidir; davacının ikametgahı değişse bile bu kural geçerliliğini korur.

Soru 4 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Yetki devrine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

  • A)Yetki devri kısmi olamaz.
  • B)Yetki devri kanunda öngörülmüş olmalıdır.
  • C)Yetki devri yazılı olmalı ve ilgililerine duyurul- malıdır.
  • D)Yetki devrinde işlemin gerçek sahibi yetkiyi devralandır.
  • E)Yetki devri ile devredilen konudaki icrai karar alma yetkisi bir makamdan diğerine geçer.
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. 5018 sayılı Kamu Mali Kontrol Kanunu’nun 56. maddesine göre yetki devri, kanunla öngörülen hallerde ve yazılı olarak yapılır. Devir, ilgililerine duyurulur ve işlemin gerçek sahibi devredendir. Bu düzenleme, yetki devrinin kısmi veya tam olabileceğini açıkça kabul eder. Dolayısıyla "Yetki devri kısmi olamaz" ifadesi mevzuata aykırıdır ve yanlıştır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: B) Yetki devri, 5018 sayılı Kanun’un 56. maddesi gibi kanunlarda açıkça öngörülmedikçe yapılamaz. C) Yetki devri, hukuki kesinlik ve şeffaflık amacıyla yazılı yapılmalı ve ilgililerine duyurulmalıdır. D) Yetki devrinde, işlemi yapan ve sorumluluğu taşıyan gerçek sahibi devredendir. E) Yetki devrinin temel amacı, ilgili konudaki icrai karar alma yetkisini bir makamdan diğerine geçirmektir.

Bilinmesi gereken kural: Yetki devri, kanunda öngörülen hallerde yazılı olarak, kısmi veya tam olarak yapılabilir ve ilgililerine duyurulmalıdır.

Soru 5 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

I- Dava açılmış olması, kural olarak işlemin yürütmesini durdurmaz. II- İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması, yürütmesinin durdurulması için yeterlidir. III- Yürütmenin durdurulması kararları gerekçe gösterilerek verilmelidir. Yürütmenin durdurulmasına ilişkin yukarıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

  • A)Yalnız I
  • B)Yalnız II
  • C)Yalnız III
  • D)I ve II
  • E)II ve III
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır.

Neden Doğru? İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 27’ye göre, yürütmenin durdurulması için davacının, iptal davasının açılmasından kaynaklanan hakkaniyet ve menfaat dengesinin lehine olması ve iptal davasının açılmasından kaynaklanan ağırlıkla zarar görme ihtimali gibi iki temel şartın birikmesi gerekir. Sadece işlemin açıkça hukuka aykırı olması (II. ifade), bu ağır şartları tek başına karşılamaz. Bu nedenle II. ifade yanlıştır.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • I. İfade Doğrudur: İdari işlemler, hukuki güvenlik ve kamu hizmetlerinin aksamaması ilkesi gereği, dava açılmasıyla otomatik olarak durmaz (İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 27/1).
  • III. İfade Doğrudur: İdare mahkemeleri, yürütmenin durdurulması kararlarını gerekçeli olarak vermekle yükümlüdür (İYUK m. 27/4).

Bilinmesi gereken kural: Yürütmenin durdurulması, işlemin hukuka aykırılığından ziyade, davanın açılmasından doğan menfaat ve zarar dengesinin lehine olmasına bağlıdır.

Soru 6 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Bir şahsın fiil ve muamelelerinin sebebini, sonuçlarını, kapsam ve etkilerini anlama ve bunlara uygun olarak hareket etme iktidarına ne ad verilir?

  • A)Fiil ehliyeti
  • B)Hak ehliyeti
  • C)Temyiz kudreti
  • D)Haksız fiil ehliyeti
  • E)Hukuki muamele ehliyeti
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Soruda tanımlanan kavram, Temyiz Kudretidir. Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 26’ya göre, bir kimsenin fiil ve muamelelerinin sebebini, sonuçlarını, kapsam ve etkilerini anlama ve bunlara uygun hareket etme iktidarına temyiz kudreti denir. Bu yeti, kişinin sorumluluk alabilmesi için öncelikle sahip olması gereken zihinsel olgunluktur.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir:

  • A) Fiil ehliyeti: Temyiz kudretine sahip olmanın yanı sıra, kanunla belirlenen yaş şartını da taşımak demektir; tanım sadece zihinsel anlama yetisini içerir.
  • B) Hak ehliyeti: Her insanın doğumdan itibaren sahip olduğu hak ve borçlara konu olma yetisidir; zihinsel bir değerlendirme gerektirmez.
  • D) Haksız fiil ehliyeti: Zarar verme eyleminin hukuki sonuçlarını anlama yetisidir; genel muamele ehliyetinden farklı bir alt kavramdır.
  • E) Hukuki muamele ehliyeti: Tam fiil ehliyetine sahip olmak demektir; tanımda belirtilen temel zihinsel yetkinlikten daha kapsamlıdır.

Bilinmesi gereken kural: Temyiz kudreti, fiil ehliyetinin temel taşıdır; ancak tam fiil ehliyeti için temyiz kudretinin yanı sıra yasal yaş şartının da gerçekleşmesi gerekir.

Soru 7 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi kısıtlama nedenlerin- den biri değildir?

  • A)Akıl zayıflığı
  • B)Savurganlık
  • C)Kötü yaşama tarzı
  • D)Alkol bağımlılığı
  • E)Yaş küçüklüğü
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 406, kısıtlamanın temel gerekçelerini sayar. Bu maddede; akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, savurganlık ve kötü yaşama tarzı açıkça kısıtlama nedenleri olarak yer alır. Ancak yaş küçüklüğü, kısıtlama değil, ehliyetin (hukuki işlem yapma yeterliliğinin) başlangıç noktasıdır. Küçükler, yaşlarına göre ayırt etme gücüne sahip olsalar bile, kanunen tam ehliyetleri yoktur ve bu durum "kısıtlama" kapsamında değerlendirilmez. Dolayısıyla yaş küçüklüğü, kısıtlama kararı verilmesini gerektiren bir neden değildir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri:

  • A) Akıl zayıflığı: TMK m. 406/a uyarınca kısıtlamanın açık bir nedenidir.
  • B) Savurganlık: TMK m. 406/c uyarınca malvarlığını tehlikeye atan savurganlık kısıtlama sebebidir.
  • C) Kötü yaşama tarzı: TMK m. 406/d uyarınca aile düzenini veya geçimini tehlikeye düşüren kötü yaşam tarzı kısıtlama sebebidir.
  • D) Alkol bağımlılığı: TMK m. 406/b uyarınca alkol bağımlılığı kısıtlamanın açık bir nedenidir.

Bilinmesi gereken kural: Kısıtlama, ehliyetin yokluğundan değil, mevcut ehliyetin kötüye kullanılması veya tehlikeye atılması durumlarında koruyucu hukuk müdahalesi olarak uygulanır; yaş küçüklüğü ise ehliyetin henüz tam olarak kazanılmadığı bir durumdur.

Soru 8 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Bağımsız ve sürekli hak niteliğini hiçbir şekil- de kazanamayan irtifak hakkı aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Geçit hakkı
  • B)Üst hakkı
  • C)Kaynak hakkı
  • D)İntifa hakkı
  • E)Mecra irtifakı
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre irtifak hakları, bir taşınmazın diğerine hizmet etmesi amacıyla kurulan sınırlı malî haklardır ve genellikle belirli bir süre veya ömür boyu için kurulabilirler. Ancak İntifa hakkı, bir taşınmazın veya bir mal grubunun kullanılması ve gelirlerinden yararlanılması amacıyla kurulan, kişinin kendi kişiliğine bağlı, sürekli hak niteliğinde olmayan bir mülkiyet sınırlamasıdır. İntifa hakkı, genellikle ömür boyu veya belirli bir süre için kurulur ve bu süre dolduğunda veya hak sahibi öldüğünde sona erer. Bu nedenle, intifa hakkı "bağımsız ve sürekli hak" olarak sınıflandırılmaz.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Geçit hakkı, bir taşınmazın diğerine hizmet etmesi amacıyla kurulan sürekli bir irtifak hakkıdır. B) Üst hakkı, bir taşınmazın üzerinde bina yapma hakkını veren sürekli bir irtifak hakkıdır. C) Kaynak hakkı, bir taşınmazdan su çıkarma hakkını veren sürekli bir irtifak hakkıdır. E) Mecra irtifakı, bir taşınmazın suyun akışına hizmet etmesi amacıyla kurulan sürekli bir irtifak hakkıdır.

Bilinmesi gereken kural: İntifa hakkı, kişisel bir hak olup süreli veya ömür boyu kurulabilir, bu nedenle sürekli bir irtifak hakkı değildir.

Soru 9 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi intifa hakkının konu- su olamaz?

  • A)Taşınır mal
  • B)Zilyetlik
  • C)Taşınmaz mal
  • D)Maddi duran varlık
  • E)Hak
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre intifa hakkı, bir şeyin mülkiyet hakkına dokunmaksızın o şeyin faydasını çıkarma yetkisi verir. TMK m. 766 ve devamı hükümlerine göre intifa hakkının konusu; taşınır ve taşınmaz mallar, ticari işletme ve haklar olabilir. Bu nedenle A, C, D ve E şıkları intifa hakkının konusu olabilir.

Ancak zilyetlik, bir mal üzerinde fiili hakimiyet kurma halidir (bir durum/hak değil, bir olgudur). Intifa hakkı, somut bir hak veya mal üzerinde kurulabilen bir ayni haktır. Zilyetlik, üzerinde bağımsız bir ayni hak (intifa hakkı gibi) kurulabilecek bir "konu" (nesne) değildir; aksine intifa hakkı kuran kişinin zilyetlik sıfatını da haiz olması beklenir. Dolayısıyla zilyetlik, intifa hakkının konusu olamaz.

Bilinmesi gereken kural: Intifa hakkı, taşınır/taşınmaz mal, işletme ve haklar üzerinde kurulabilir; zilyetlik ise bir hak değil fiili bir durum olduğundan konu olamaz.

Soru 10 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Bir verginin konusunu, matrahını, yükümlüsü- nü ve oranlarını belirlemeye aşağıdakilerden hangisi yetkilidir?

  • A)Gelir İdaresi Başkanlığı
  • B)Maliye Bakanlığı
  • C)Bakanlar Kurulu
  • D)Vergi Dairesi
  • E)TBMM
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır (TBMM). Anayasa’nın 73. maddesi uyarınca, vergilerin konusunu, matrahını, oranlarını, istisnaları ve muafiyetleri ile diğer esasları belirleme yetkisi doğrudan ve yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Bu, vergi kanunlarının parlamento tarafından çıkarılması ilkesinin (kanunilik ilkesi) temel taşını oluşturur.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Gelir İdaresi Başkanlığı, vergi idaresi ve tahsilatı yapar ancak kanun koyucu değildir. B) Maliye Bakanlığı, bütçe ve mali politikaları hazırlar ancak vergi kanunlarını çıkarma yetkisine sahip değildir. C) Bakanlar Kurulu, kanun yetkisiyle çıkarılan kanun hükmünde kararname hariç olmak üzere, vergi esaslarını belirleyemez. D) Vergi Dairesi, yerel bir idari birimdir ve sadece uygulayıcı rol üstlenir.

Bilinmesi gereken kural: Vergi kanunları, Anayasa’nın 73. maddesi gereği sadece TBMM tarafından çıkarılabilir; yürütme organları bu yetkiye sahip değildir.

Soru 11 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Mirasçıların sorumluluğu ile ilgili olarak hangi- si söylenemez?

  • A)Mirasçılar mükellefin yerine geçerler.
  • B)Mirasçılar miras payları oranında sorumludurlar.
  • C)Vergi borçlarından sorumlulukları müteselsil değildir.
  • D)Mirası reddeden mirasçının vergi borcundan sorumluluğu yoktur.
  • E)Tutulan defter uyarınca mirasın kabul edilmesi hâlinde, defterde yazılı olmayan borçlardan da sorumludurlar.
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır.

Neden Doğru? Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 116’ya göre, mükellefin ölümü halinde mirasçılar, mirası kabul etmeleri şartıyla vergi borçlarından miras payları oranında sorumludur. Mirasçılar, mükellefin "yerine" geçerek tüm hak ve yükümlülükleri birebir devralmaz; sorumluluk miras payıyla sınırlıdır. Bu nedenle "mükellefin yerine geçerler" ifadesi hukuki olarak yanlıştır.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • B: VUK m. 116 uyarınca sorumluluk miras payları oranındadır, bu ifade doğrudur.
  • C: Mirasçılar arasında müteselsil (ortak) sorumluluk yoktur, her biri kendi payıyla sorumludur, bu ifade doğrudur.
  • D: Mirası reddeden kişi, mirasın bir parçası haline gelmediği için vergi borcundan sorumlu tutulamaz, bu ifade doğrudur.
  • E: VUK m. 117’ye göre, defter tutulmuşsa mirasçılar sadece defterde kayıtlı borçlardan sorumlu tutulur; ancak soruda "defterde yazılı olmayanlardan da sorumludurlar" denilerek yanlış bir durum ima edilmiş gibi görünse de, asıl hata A şıkkındaki "yerine geçme" kavramının temel yanlışlığıdır. (Not: Sorunun mantığında E şıkkı genellikle "sorumlu değildir" şeklinde doğru bir ifadeyle gelir, ancak burada A şıkkı açıkça VUK’un temel ilkesine aykırıdır).

Bilinmesi gereken kural: Mirasçılar, mükellefin yerine geçmez; sadece miras payları oranında ve müteselsil olmayan şekilde vergi borçlarından sorumludur.

Soru 12 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Vergi borcunun belirlenmesi aşağıdakilerden hangisiyle gerçekleşir?

  • A)Tahakkuk
  • B)Tarh
  • C)Tebliğ
  • D)Vergiyi doğuran olay
  • E)Tahsil
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B) Tarh'tır.

Neden Doğru? Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 106’ya göre, vergi borcunun miktarının belirlenmesi işlemine tarh denir. Tarh, vergi idaresinin vergiyi doğuran olayı tespit edip, vergi matrahını ve dolayısıyla vergi miktarını kesin olarak saptamasıdır. Bu işlem, borcun hukuki varlığını ve miktarını nihai olarak belirleyen idari işlemdir.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A) Tahakkuk: Verginin hukuki olarak doğduğu anı ifade eder, ancak miktarı kesin olarak belirlemez.
  • C) Tebliğ: Tarh işleminin mükellefe bildirilmesidir; borcu belirlemez, sadece haber verir.
  • D) Vergiyi doğuran olay: Borcun hukuki temelini oluşturur ancak idari bir belirleme işlemi değildir.
  • E) Tahsil: Borcun mükelleften tahsil edilerek hazineye aktarılması aşamasıdır; belirleme işlemi değildir.

Bilinmesi gereken kural Vergi borcunun miktarının hukuki ve kesin olarak belirlenmesi işlemi "tarh"dır; tahakkuk sadece doğuşu, tebliğ bildirimi, tahsil ise ödemeyi ifade eder.

Soru 13 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Kendisi mükellefi olmadığı bir verginin hesap- lanarak kesilmesi ve ödenmesi ve buna ilişkin biçimsel ödevlerin yerine getirilmesi açısın- dan vergi idaresine karşı muhatap olan kişi hangisidir?

  • A)Fiili mükellef
  • B)Kanuni mükellef
  • C)Vergi sorumlusu
  • D)Aracı mükellef
  • E)Vergi taşıyıcısı
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu’na (VUK) göre, vergi sorumlusu; kendisi mükellef olmasa da, başkasına ait verginin hesaplanmasını, kesilmesini, beyanını veya ödenmesini sağlayan ve buna ilişkin biçimsel ödevleri yerine getirmekle yükümlü kılınan kişidir. Soruda tanımlanan durum, VUK’un vergi sorumluluğu hükümleriyle birebir örtüşmektedir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Fiili mükellef, vergi borcunu fiilen ödeyen ancak yasal yükümlülük sahibi olmayan kişidir. B) Kanuni mükellef, vergi borcunu doğuran olayın gerçekleştiği kişi olup, sorudaki "kesme ve ödev" tanımı onun özelliği değildir. D) Aracı mükellef, vergi beyannamesini düzenleyip sunan ancak borçlu olmayan kişidir. E) Vergi taşıyıcısı, vergi yükünü ekonomik olarak karşılayan kişidir ve idari yükümlülük sahibi değildir.

Bilinmesi gereken kural: Vergi sorumlusu, mükellef olmadığı bir verginin tahakkuk, kesim ve ödenmesi süreçlerindeki idari yükümlülükleri üstlenen kişidir.

Soru 14 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Vergi Usul Kanununun 93. maddesi, vergi- lendirme ile ilgili olup hüküm ifade edecek bilumum vesika ve yazıların mükellefe tebliğ edileceğini hükme bağlamaktadır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi tebliğ edilecek belge- lerden değildir?

  • A)Tahakkuk fişi
  • B)Ödeme emri
  • C)Yoklama fişi
  • D)Vergi ihbarnamesi
  • E)Takdir komisyonu kararı
Çözümü göster — doğru cevap A

Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 93. maddesi, vergilendirme ile ilgili vesika ve yazıların mükellefe tebliğ edilmesini zorunlu kılar. Bu kapsamda, vergi matrahı ve vergi miktarını belirleyen tahakkuk fişi, mükellefin borcunu ödemeye çağran ödeme emri, vergi beyanının eksik veya hatalı olduğunu bildiren vergi ihbarnamesi ve vergi matrahının takdir edilen tutarını gösteren takdir komisyonu kararı doğrudan vergilendirme işlemlerini içerir. Bu nedenle bu belgelerin tebliği VUK 93. maddesi gereğince zorunludur.

Diğer şıklara gelindiğinde; yoklama fişi, mükellefin vergi levhası düzenlenmesi veya vergi kayıtlarının tutulması amacıyla yapılan idari bir işlem belgesidir. Vergilendirme (matrah ve vergi miktarının tespiti) ile doğrudan ilgisi bulunmadığı için VUK 93. maddesi kapsamında tebliğ edilmesi gereken belgeler arasında yer almaz.

Bilinmesi gereken kural: VUK 93. maddesi sadece vergilendirme (matrah/vergi tespiti) ve tahsilatı sağlayan belgeleri kapsar; yoklama fişi gibi idari kayıt belgeleri bu kapsam dışındadır.

Soru 15 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini yerine getirmemesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi durumunda aşağıdakilerden hangisi gerçek- leşmiş olur?

  • A)Vergi mahremiyetini ihlal
  • B)Genel usulsüzlük
  • C)Özel usulsüzlük
  • D)Kaçakçılık
  • E)Vergi ziyaı
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 358’e göre, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya zamanında ödenmemesi sonucu devlete gelmesi gereken vergi geliri, Vergi Ziyaı olarak kabul edilir. Bu durum, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ödevlerini yerine getirmemesinden kaynaklanan temel bir sonuçtur.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Vergi mahremiyetini ihlal, yetkili olmayan kişilere vergi bilgisi sızdırılmasıdır. B) Genel usulsüzlük, defter tutma, beyan verme gibi genel usul kurallarına aykırılıktır. C) Özel usulsüzlük, fatura düzenleme, irat kaydetme gibi özel usul kurallarına aykırılıktır. D) Kaçakçılık, vergi kanunlarına aykırı fiillerle vergi yükünü tamamen ortadan kaldırmaya yönelik suçtur.

Bilinmesi gereken kural: Verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya ödenmemesi sonucu doğan gelir kaybı, hukuki tanım olarak "Vergi Ziyaı"dır.

Soru 16 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

B, A’ya olan ve çeşitli nedenlerden kaynakla- nan toplam 20.000 TL’lik borcu için bir bono düzenlemiş ve A’ya teslim etmiştir. Taraflar, aralarındaki borç ilişkisinin bu bono çerçeve- sinde devam edeceğini kararlaştırmışlardır. Yukarıdaki olaya göre B’nin A’ya verdiği bu borç senedinin hukukî niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)İbra
  • B)Takas
  • C)Yenileme
  • D)Birleşme
  • E)Mevcut borcu güçlendirme
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 170. maddesine göre, tarafların mevcut bir borç ilişkisini sona erdirip yerine yeni bir borç ilişkisi koymasına borç yenileme denir. Olayda B’nin A’ya olan 20.000 TL’lik borcu, tarafların "bu borç ilişkisinin bu bono çerçevesinde devam edeceğini kararlaştırmaları" ile eski borç sona ermiş, yerine yeni bir senetli borç ilişkisi kurulmuştur. Bu durum, hukuki nitelik bakımından açık bir borç yenileme örneğidir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) İbra, borcun sona ermesi anlamına gelir, yeni bir borç yaratmaz. B) Takas, iki tarafın da birbirine olan borçlarını karşılıklı olarak silmesi işlemidir. D) Birleşme, alacaklı ile borçlunun aynı kişide toplanması sonucu borcun sona ermesidir. E) Mevcut borcu güçlendirme, borç ilişkisinin devam ettiği ve yenilenmediği durumlarda geçerlidir.

Bilinmesi gereken kural: Tarafların açık iradesiyle eski borcu sona erdirip yerine yeni bir borç ilişkisi kurması, hukuki olarak borç yenileme sayılır.

Soru 17 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Şahin, antika vazosunu satıp yerine ihtiyacı olan tabak takımını almak istemektedir. Anti- kadan hiç anlamayan Şahin, antikaya meraklı olduğunu bildiği komşusu Elif’e vazoyu satın almasını teklif eder. Elif, gerçekte 800 TL’ye satılabileceğini bildiği hâlde bu konuda dene- yimsiz olan Şahin’e vazo için 300 TL verebile- ceğini söyler. Şahin, vazonun değerini buldu- ğunu düşünerek kabul eder. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

  • A)Şahin, aldatmaya dayanarak sözleşmeyi iptal edebilir.
  • B)Bu sözleşme aşırı yararlanma nedeniyle iptal edilebilir.
  • C)Gerçek durumu öğrenen Şahin, yanılmayı ileri sürerek sözleşmeyi iptal edebilir.
  • D)Esaslı noktalarında taraflar uyuşmamış oldu- ğundan bu sözleşme yok hükmündedir.
  • E)Bir satım sözleşmesinde alıcının öneride bulunması gerektiğinden, bu sözleşme kesin olarak hükümsüzdür.
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B'dir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 41, "Aşırı Yararlanma"yı düzenler. Bir tarafın deneyimsizliği, zayıflığı, bağımlılığı veya acziyeti nedeniyle, sözleşme sırasında veya sonrasında ortaya çıkan önemli bir dengesizlikten diğer tarafın bilerek yararlanmasına dayanıyorsa, zarar gören taraf sözleşmeyi iptal edebilir. Şahin'in antika konusunda deneyimsiz olması ve Elif'in bu durumu bilerek 300 TL teklif etmesi, m. 41'deki şartları oluşturur.

A şıkkı yanlıştır çünkü aldatma (hile) için kasıtlı bir yanıltma eylemi gerekir; burada Elif sadece sessiz kalmış, açık hile yapmamıştır. C şıkkı yanlıştır çünkü Şahin'in vazonun değerini bildiği varsayımıyla hareket ettiği ve Elif'in teklifini kabul ettiği için "yanılma" (hata) iddiası zayıftır; asıl sorun fiyat dengesizliğidir. D şıkkı yanlıştır çünkü tarafların iradesi vazonun satışı konusunda birleşmiştir, esaslı noktalarda uyuşmazlık yoktur. E şıkkı yanlıştır çünkü teklif ve kabul ile sözleşme kurulur; alıcının teklif vermesi sözleşmeyi hükümsüz kılmaz.

Bilinmesi gereken kural: Deneyimsizlikten bilerek yararlanılan durumlarda sözleşme, aldatma değil, aşırı yararlanma nedeniyle iptal edilebilir.

Soru 18 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Zamanaşımı ile ilgili olarak aşağıdaki ifadeler- den hangisi doğrudur?

  • A)Taşınır rehininde zamanaşımı işlemeye devam eder.
  • B)Bir senette ikrar edilmiş borçta yeni zamanaşı- mı süresi daima on yıldır.
  • C)Asıl borçluya karşı zamanaşımı kesildiğinde kefil için de kesilmiş olmaz.
  • D)Müteselsil borçlulardan birinin zamanaşımın- dan feragat etmesi, diğerlerini de etkiler.
  • E)Müteselsil borçlulardan birine karşı zamana- şımının kesilmesinden diğer borçlular etkilen- mez.
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 143/1 hükmüne göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi veya feragat edilmesi, diğer müteselsil borçlulara da tanınır. Bu kural, müteselsil borçluluk ilişkisinin doğası gereği, alacaklının hakkını korumak ve hukuki belirsizliği önlemek amacıyla getirilmiştir. Dolayısıyla, bir borçluya yapılan ihtar veya ödenme gibi işlemler, diğerlerinin de sorumluluğunu devam ettirir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Taşınır rehninde rehinli alacak, rehinli taşınırın teslimi veya kaydı ile ilgili olarak özel düzenlemeler bulunur; genel kural bu ifadeyle sınırlı değildir. B) Senette ikrar edilmiş borçta yeni zamanaşımı süresi, borcun niteliğine göre değişir; daima 10 yıl değildir. C) Asıl borçluya karşı zamanaşımın kesilmesi, kefil lehine de etki eder; kefil de bu kesintiden yararlanır. E) Müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi, diğerlerini de etkiler; bu ifade kanuna aykırıdır.

Bilinmesi gereken kural: Müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi veya feragat edilmesi, diğer müteselsil borçlulara da tanınır.

Soru 19 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Temerrüt faizine ilişkin olarak aşağıdaki ifade- lerden hangisi yanlıştır?

  • A)Hâkim temerrüt faizine resen hükmedemez.
  • B)Temerrüt faizi ödenmesi için borçlunun temer- rüde düşmede kusurlu olmasına gerek yoktur.
  • C)Temerrüt faizi sadece para borçlarında söz konusu olur.
  • D)Temerrüt faizi ödenmesi için zararın ispatına gerek yoktur.
  • E)Temerrüt faizi zararı karşılama amacı ile veril- mez.
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Temerrüt faizi, borçlunun temerrüde düşmesi halinde alacaklıyı, gecikme nedeniyle uğradığı zararın (örneğin enflasyon kaybı veya alternatif yatırım getirisi) karşılanması amacıyla ödenen bir tazminat niteliğindedir. Yargıtay içtihatları ve hukuk doktrini, temerrüt faizinin asıl amacının alacaklının maddi zararını telafi etmek olduğunu kabul eder. Dolayısıyla "zararı karşılama amacı ile verilmez" ifadesi hukuki gerçeklere aykırıdır ve yanlıştır.

Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Hâkim, davanın konusuna giren temerrüt faizine ancak istem üzerine (alacaklının talebiyle) hükmeder, resen hükmedemez. B) Temerrüt, borçlunun kusuruna bağlı değildir; sadece sürenin geçmesi ve gecikme yeterlidir. C) Temerrüt faizi, para borçlarında uygulanır; cins borçlarında farklı düzenlemeler vardır. D) Temerrüt faizi, yasal bir tazminat olup alacaklının özel bir zararını ispat etmesini gerektirmez.

Bilinmesi gereken kural: Temerrüt faizi, alacaklının gecikme zararı olan enflasyon ve fırsat maliyetini karşılamak amacıyla ödenen yasal bir tazmandır.

Soru 20 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi Türk Borçlar Kanunu’na göre borcu sona erdiren nedenler- den değildir?

  • A)Zamanaşımı
  • B)İbra
  • C)Yenileme
  • D)Birleşme
  • E)Takas
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 141-165 arasında düzenlenen borçların sona ermesi nedenleri arasında ibra (B), yenileme (C), birleşme (D) ve takas (E) açıkça yer almaktadır. Bu nedenler, borç ilişkisini hukuki olarak sonlandırır. Oysa zamanaşımı (A), borcun kendisini yok etmez; yalnızca alacaklının hakkını mahkemede ileri sürmesini engelleyen bir savunma hakkı doğurur. Yani borç hukuki varlığını korur, ancak icra yoluyla tahsil edilemez hale gelir. Bu nedenle zamanaşımı, TBK’da borçların sona ermesi nedenleri arasında sayılmaz.

Diğer şıkların yanlışlığı: B şıkkı (İbra), alacaklının borcu serbest bırakmasıyla borcu sona erdirir. C şıkkı (Yenileme), eski borç yeni bir borçla değiştirilerek sona erer. D şıkkı (Birleşme), alacaklı ile borçlu aynı kişide birleşince borç sona erer. E şıkkı (Takas), karşılıklı alacakların birbirini karşılama suretiyle borçların sona ermesidir.

Bilinmesi gereken kural: Zamanaşımı borcu yok etmez, sadece alacağın mahkeme yoluyla tahsilini engeller; bu nedenle TBK’da borçların sona ermesi nedenleri arasında yer almaz.

Soru 21 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi tek taraflı bir hukukî işlem değildir?

  • A)İhtar
  • B)Temsil yetkisi verme
  • C)Sözleşme
  • D)İcap
  • E)Vasiyetname
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır (Sözleşme).

Neden Doğru? Sözleşme, iki veya daha fazla tarafın birbirine karşı aynı yönde veya zıt yönde irade beyanlarını birleştirerek hukuki sonuç doğurmasını sağlayan çift taraflı (veya çok taraflı) bir hukuki işlemdir. Tek taraflı işlemlerin aksine, sözleşmede karşı tarafın rızası ve kabulü şarttır. Bu nedenle sözleşme, tek taraflı işlem tanımına uymaz.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A) İhtar: Borçluya tebligatla yapılan, tek taraflı irade beyanıdır ve alacaklının tek taraflı iradesiyle doğrudur.
  • B) Temsil yetkisi verme: Temsilciye verilen yetki, yetki verenin tek taraflı irade beyanı ile kurulur ve iptal edilebilir.
  • D) İcap: Tek taraflı bir irade beyanı olup, karşı tarafın kabulüyle sözleşme kurulmasını sağlar; ancak icapçı için tek taraflı bağlayıcılık söz konusudur.
  • E) Vasiyetname: Mirasçının tek taraflı irade beyanıdır ve vasiyetçi hayattayken tek taraflı olarak değiştirilebilir veya geri alınabilir.

Bilinmesi gereken kural: Sözleşme, tarafların irade birliğiyle kurulan çift taraflı hukuki işlemdir; diğer seçenekler ise tek taraflı irade beyanıyla doğrudan hukuki sonuç doğuran tek taraflı işlemlerdir.

Soru 22 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklen- meyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olgu- ları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi” aşağıdakilerden hangi- si ile ifade edilir?

  • A)Aşırı ifa güçlüğü
  • B)Hafif ifa güçlüğü
  • C)Ayıplı ifa güçlüğü
  • D)Tam ifa imkânsızlığı
  • E)Kısmî ifa imkânsızlığı
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 138/1’e göre, sözleşme sırasında taraflarca öngörülüp öngörülmediği önemli olmaksızın, ancak öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması ve bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olan olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi hali aşırı ifa güçlüğü olarak adlandırılır. Bu hüküm, sözleşmenin bağlayıcılığı ilkesi ile adalet ve dürüstlük ilkeleri arasındaki dengeyi sağlar.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B şıkkı, dürüstlük kurallarına aykırı düşmeyecek hafif zorlukları kapsar ve hukuki sonuç doğurmaz. C şıkkı, TBK’da tanınan bir hukuk terimi değildir. D ve E şıkları, ifanın tamamen veya kısmen imkânsız hale geldiği durumları ifade eder; oysa sorudaki tanım, ifanın hala mümkün ancak aşırı derecede ağır olduğu bir durumu tanımlar.

Bilinmesi gereken kural: Aşırı ifa güçlüğü, öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü durumlar nedeniyle ifanın dürüstlük kurallarına aykırı derecede borçlu aleyhine değişmesi halinde, borçlunun sözleşmeden çıkma veya sözleşmenin uyarlanmasını talep etme hakkını doğuran özel bir hukuk kurumudur.

Soru 23 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi doğrudan iflas se- beplerinden biri değildir?

  • A)Borçlunun ödemelerini tatil etmesi
  • B)Borçlunun yerleşim yerinin belli olmaması
  • C)Teklif edilen konkordatonun tasdik edilmesi
  • D)İlama dayanan alacağın icra emrine rağmen ödenmemesi
  • E)Borçlunun haciz yoluyla takip sırasında malla- rını saklaması
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 184. maddesi, iflas sebeplerini açıkça sayar. Buna göre, konkordato tasdiki borçlunun yükümlülüklerini yeniden düzenleyip ödemeyi taahhüt etmesidir; bu durum iflası önleyen, dolayısıyla iflas sebebi olmayan bir hukuksal sonuçtur.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Ödemeleri tatil etmek, iflasın klasik ve doğrudan sebeplerindendir. B) Yerleşim yerinin belli olmaması, alacaklıların hakkını korumak için kanunen iflas sebebi sayılmıştır. D) İcra emrine rağmen ilama dayalı alacağın ödenmemesi, iflasın maddi sebeplerinden biridir. E) Malları saklamak, iflasın önlenmesine yönelik suç niteliğindeki bir iflas sebebidir.

Bilinmesi gereken kural: Konkordato tasdiki, borçlunun iflastan kurtulma çabasıdır ve iflas sebebi değil, aksine iflasın önleyici bir yoludur.

Soru 24 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi icra takip işlemlerin- den biri değildir?

  • A)Haciz işlemleri
  • B)Satış İşlemleri
  • C)Ödeme emri düzenlenmesi
  • D)Ödeme emri tebliğ edilmesi
  • E)Takip talebinde bulunulması
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. İcra ve İflas Kanunu’na göre, icra takibi; haciz, satış ve ödeme emri gibi işlemler bütünüdür. Ancak "takip talebinde bulunulması", takibin başlangıcını sağlayan dava/talep aşamasıdır, icra memurunun yaptığı resen yürüttüğü icra işlemlerinden biri sayılmaz. Talep, takibi başlatan aksiyondur; haciz, satış ve ödeme emri ise bu talep üzerine icra dairece yapılan hukuki işlemlerdir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu:

  • A) Haciz işlemleri: Alacağın teminat altına alınması için yapılan temel icra işlemidir.
  • B) Satış İşlemleri: Haczedilen malın nakde çevrilerek alacağın ödenmesi için yapılan zorunlu icra işlemidir.
  • C) Ödeme emri düzenlenmesi: Takibin resmi olarak başlatıldığı ve borçluya tebliğ edilmek üzere hazırlanan temel icra belgesidir.
  • D) Ödeme emri tebliğ edilmesi: Borçluya hakkını savunma imkânı tanıyan ve icra takibinin geçerliliği için zorunlu olan resmi icra işlemidir.

Bilinmesi gereken kural: İcra takibi, talep ile başlar; ancak haciz, satış ve ödeme emri gibi işlemler, icra memurunun yetkisiyle yürüttüğü icra işlemleridir, talep ise taraflardan gelen bir istektir.

Soru 25 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

6102 sayılı Ticaret Kanunu hükümlerine göre aşağıda yer alan tür değiştirme örneklerinden hangisi hukuken geçerli değildir?

  • A)Kooperatifin limited şirkete dönüşmesi
  • B)Limited şirketin anonim şirkete dönüşmesi
  • C)Limited şirketin komandit şirkete dönüşmesi
  • D)Kollektif şirketin paylı komandit şirkete dönüş- mesi
  • E)Adi komandit şirketin kollektif şirkete dönüş- mesi
Çözümü göster — doğru cevap C

6102 sayılı Ticaret Kanunu’nun 140. maddesi, tür değiştirmenin ancak ticaret şirketleri arasında yapılacağını açıkça hükme bağlar. Kanun, tür değiştirmenin, şirketlerin birleşmesi veya bölünmesi gibi kurumsal dönüşüm işlemlerine benzer şekilde, aynı hukuki statüdeki varlıklar arasında geçerli olduğunu kabul eder.

A şıkkı doğrudur; kooperatifler de özel mevzuat uyarınca belirli şartlarla ticaret şirketlerine dönüşebilir veya kanun koyucu bu tür dönüşümlere izin verir. B şıkkı doğrudur; limited şirketin anonim şirkete dönüşmesi, sermaye yapısı ve yönetim organları açısından en yaygın ve hukuken geçerli dönüşüm türüdür. D şıkkı doğrudur; kollektif şirket, paylı komandit şirkete dönüşebilir. E şıkkı doğrudur; adi komandit şirket, ortaklarının tamamının sorumlu ortak olması koşuluyla kollektif şirkete dönüşebilir.

C şıkkı ise yanlıştır. Limited şirket, komandit şirkete dönüşemez. Çünkü limited şirketin tüm ortakları sınırlı sorumluluk taşır ve yönetim hakları vardır; komandit şirket ise en az bir sorumlu ortak ve bir komandite ortak gerektirir. Limited şirketin yapısı, komandit şirketin zorunlu ortaklık yapısına (sorumlu/komandite ayrımı) doğrudan ve tek başına dönüşemeyecek şekilde farklıdır. Bu dönüşüm, kanunda öngörülen bir istisna olmadığı için hukuken geçerli değildir.

Bilinmesi gereken kural: 6102 sayılı TK’ya göre tür değiştirme, kanunda açıkça izin verilen istisnalar dışında, aynı şirket türü veya uyumlu ticaret şirketleri arasında yapılabilir; limited şirketin komandit şirkete dönüşümü bu kapsamda değildir.

Soru 26 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi kambiyo senetlerinin zamanaşımını kesen sebeplerden biri değildir?

  • A)Noterden ihtarname keşidesi
  • B)Davanın ihbar edilmesi
  • C)Takip talebinde bulunulması
  • D)Dava açılması
  • E)Alacağın iflas masasına bildirilmesi
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Kambiyo senetlerinde (bono, çek, poliçe) zamanaşımını kesen sebepler, Türk Borçlar Kanunu’nun 150. maddesinde sayılan hallerdir. Bu maddede açıkça; davanın açılması, davaya eşdeğer işlemler (takip talebi, iflas masasına bildirim vb.) ve alacağın kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edilmesi yer alır. Noterden ihtarname göndermek, borçluya tebligat niteliği taşısa da, yargı veya icra yoluna başvuru sayılmadığı için zamanaşımını kesmez; sadece zamanaşımını durdurur (TBK m. 146).

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri:

  • B) Davanın ihbar edilmesi: İhbar, yargı yoluna başvurunun resmi kayda geçirilmesi anlamına gelir ve zamanaşımını keser.
  • C) Takip talebinde bulunulması: İcra takibi başlatmak, yargı dışı bir hukuki işlem olarak zamanaşımını kesen geçerli bir sebeptir.
  • D) Dava açılması: Asliye hukuk veya ticaret mahkemesinde dava açmak, zamanaşımını kesen en temel sebeplerden biridir.
  • E) Alacağın iflas masasına bildirilmesi: İflas sürecinde alacağın bildirilmesi, yargısal bir işlem niteliği taşıdığı için zamanaşımını keser.

Bilinmesi gereken kural: Noter ihtarname zamanaşımını kesmez, sadece durdurur; kesilmesi için mutlaka dava açılması, icra takibi veya iflas bildirimi gibi resmi yargı/icra işlemi şarttır.

Soru 27 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi ticari temsilcinin özel yetkisi olmadan yapamayacağı işlemler arasında sayılır?

  • A)Tacir adına kefil olmak
  • B)Tacir adına borç almak
  • C)Taciri mahkemede temsil etmek
  • D)Tacir adına bono düzenlemek
  • E)Ticari işletmeyi devretmek
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 406/1-b hükmüne göre, ticari temsilcinin özel yetkisi olmaksızın yapamayacağı işlemler arasında ticari işletmeyi devretmek açıkça sayılmıştır. Bu işlem, temsilcinin genel yetki kapsamının ötesinde, tacirin varlığı ve itibarı açısından hayati önem taşıdığından özel bir yetki gerektirir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Tacir adına kefil olmak, TTK m. 406/1-a uyarınca özel yetki gerektiren bir işlem değildir. B) Tacir adına borç almak, temsilcinin genel yetki kapsamına giren ve özel yetki gerektirmeyen bir işlemdir. C) Taciri mahkemede temsil etmek, hukuki süreçlerde gerekli olan standart bir yetkidir ve özel yetki gerektirmez. D) Ticari işletmeyi devretmek dışında kalan bono düzenleme gibi bazı senet işlemleri, genel yetki kapsamında değerlendirilebilir veya özel düzenlemeler gerektirir ancak devir kadar mutlak yasak değildir.

Bilinmesi gereken kural: Ticari işletmenin devri, TTK’ya göre özel yetki gerektiren ve temsilcinin tek başına yapamayacağı en kritik işlemlerden biridir.

Soru 28 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Tacir olmanın aşağıda yer alan sonuçlarından hangisi esnaflar bakımından da uygulanır?

  • A)Ticari defter tutma yükümlülüğü
  • B)Basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü
  • C)Ticaret unvanı seçme ve kullanma mecburiyeti
  • D)Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa bile ücret ve faiz isteme hakkı
  • E)Ücret ve cezai şartın aşırı olduğu iddiasıyla indirilmesini talep edememe
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 43. maddesi uyarınca, tacirler arasında yapılan işlemlerde taraflar ücret veya faiz kararlaştırmamış olsa bile, tacir bu haklardan yararlanabilir. Bu kural, ticari işlemlerdeki profesyonelliği ve öngörülebilirliği temellendirir. Esnaflar da Ticaret Kanunu’na göre tacir sayıldığından, bu hüküm onlar için de geçerlidir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Esnaflar, belirli şartlar altında ticari defter tutma yükümlülüğünden muaf tutulabilirler; bu yükümlülük her esnaf için mutlak değildir. B) Basiretli iş adamı standardı, ticari riskleri ve mesleki bilgi birikimini gerektirdiğinden esnaflar için tam olarak uygulanmaz. C) Esnafların ticaret unvanı kullanma mecburiyeti yoktur; sadece esnaf unvanını kullanabilirler. E) Esnaflar da diğer borçlular gibi, aşırı ücret veya cezai şart durumunda mahkemeden indirim talep edebilirler.

Bilinmesi gereken kural: Esnaflar, Ticaret Kanunu gereği tacir statüsünde oldukları için, tacirler lehine düzenlenen özel hükümlerden (örneğin ücret/faiz hakkı) yararlanır.

Soru 29 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi ticari işletmenin un- surlarından biri değildir?

  • A)Üretim yapılması
  • B)Faaliyetinin sürekli olması
  • C)Faaliyetinin bağımsız olması
  • D)Esnaf faaliyeti sınırının aşılması
  • E)Gelir elde etmenin hedeflenmesi
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Ticari işletme, TTK m.27 uyarınca, kendi adına, kendi hesabına, sürekli ve bağımsız olarak ticari faaliyet gösteren ve gelir elde etmeyi hedefleyen ekonomik birimdir. Bu tanım, işletmenin unsurlarını açıkça sıralar.

A şıkkı (Üretim yapılması) yanlıştır çünkü ticari işletme, üretim yapmak zorunda değildir; hizmet sunumu veya alım-satım gibi diğer ticari faaliyetlerle de kurulabilir. Üretim, ticaretin sadece bir alt dalıdır, zorunlu unsur değildir.

B şıkkı (Süreklilik) doğrudur; tek seferlik işler ticari işletme sayılmaz, faaliyetin devamlılığı esastır. C şıkkı (Bağımsızlık) doğrudur; faaliyetin başkasının emri altında değil, kendi iradesiyle yürütülmesi gerekir. D şıkkı (Esnaf sınırı) doğrudur; TTK’ya göre esnaf sınırı aşılması, faaliyetin ticari nitelik kazanıp ticari işletme sayılması için kritik bir eşiktir. E şıkkı (Gelir hedefi) doğrudur; kâr amacı veya gelir elde etme niyeti, ticari faaliyetin temel motivasyonudur.

Bilinmesi gereken kural: Ticari işletmenin zorunlu unsurları süreklilik, bağımsızlık, gelir hedefi ve esnaf sınırı aşımıdır; üretim yapmak zorunlu değildir.

Soru 30 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi kıymetli evrakın ba- rındırdığı hakkın özelliklerinden biri değildir?

  • A)Devredilebilir olma
  • B)Ekonomik değeri olma
  • C)Özel hukuka ilişkin olma
  • D)Zamanaşımına uğramama
  • E)Alacak, ortaklık, mülkiyet / rehin hakkı olma
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Kıymetli evrak, üzerinde taşıdığı hakkın (örneğin alacak veya mülkiyet) bir varlık olması nedeniyle ekonomik değere sahiptir (B doğru). Bu haklar, tarafların iradesiyle devredilebilir (A doğru) ve genellikle özel hukuk düzenlemelerine tabidir (C doğru). Evrakın kendisi, hakkın varlığını ispatlayan ve devrini kolaylaştıran bir araçtır; ancak evrakın taşıdığı asıl hak (örneğin bir alacak), Zamanuşumu Kanunu hükümlerine tabi olarak zamanaşımına uğrar. Kıymetli evrakın kendisi zamanaşımından muaf değildir; aksine, üzerindeki hakların süresi dolabilir. Bu nedenle "Zamanaşımına uğramama" özelliği yanlıştır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu:

  • A: Kıymetli evrak üzerindeki haklar, kanunen yasaklanmadıkça devredilebilirdir.
  • B: Evrak, maddi olmayan bir hakka konu olan ekonomik değeri temsil eder.
  • C: İlişkiler taraflar arasındaki özel hukuk kurallarına tabidir.
  • E: Evrak, alacak, mülkiyet veya rehin gibi hakları temsil edebilir.

Bilinmesi gereken kural: Kıymetli evrak, üzerindeki hakkın ispatı ve devri için kolaylık sağlar ancak bu haklar (alacak vb.) zamanaşımına tabi olmaktan muaf değildir.

Soru 31 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, haksız rekabet hâllerinden biri değildir?

  • A)Rakibi kötüleme
  • B)Saldırgan satış yöntemleri kullanma
  • C)Tedarik fiyatının altında satışa sunma
  • D)Aldatıcı bilimsel araştırma sonuçlarını reklam- da kullanma
  • E)Dürüstlük kurallarına aykırı olan genel işlem şartlarına yer verme
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) Madde 5, haksız rekabet sayılan halleri açıkça saymıştır. Bu madde kapsamında; rakibi kötüleme (A), aldatıcı bilimsel araştırma sonuçlarını reklamda kullanma (D) ve dürüstlük kurallarına aykırı genel işlem şartlarına yer verme (E) açıkça yasaklanmıştır. Ayrıca, TTK Madde 5/1-f bendi, "saldırgan satış yöntemleri"ni (B) haksız rekabet olarak tanımlar.

C şıkkındaki "tedarik fiyatının altında satışa sunma" eylemi ise tek başına haksız rekabet sayılmaz. TTK’ya göre, tedarik fiyatının altında satış yapmak ancak "haksız rekabet amacıyla" yapıldığında veya belirli piyasa koşullarını ihlal ettiğinde (örneğin domine edici konumun kötüye kullanımı kapsamında) suç teşkil eder. Dolayısıyla, niyet veya piyasa gücü unsuru olmadan sadece fiyatın düşük olması haksız rekabet değildir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Rakibi kötüleme, TTK Madde 5/1-e uyarınca açıkça haksız rekabet sayılır. B) Saldırgan satış yöntemleri, TTK Madde 5/1-f uyarınca haksız rekabet kapsamındadır. D) Aldatıcı bilimsel sonuç kullanımı, TTK Madde 5/1-c uyarınca haksız rekabet sayılır. E) Dürüstlük kurallarına aykırı şartlar, TTK Madde 5/1-d uyarınca haksız rekabet sayılır.

Bilinmesi gereken kural: TTK’da haksız rekabet için eylemin "aldatıcı, karşılaştırma yapan, kötüleyici veya dürüstlük kurallarına aykırı" olması veya "saldırgan yöntem" içermesi esastır; basit düşük fiyatlandırma tek başına yetmez.

Soru 32 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Ticaret unvanı ile işletme adının devrine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

  • A)İşletme adı tek başına devredilebilir.
  • B)Ticaret unvanı tek başına devredilebilir.
  • C)İşletme adı ticari işletme ile birlikte devredile- bilir.
  • D)Ticaret unvanı ticari işletme ile birlikte devre- dilebilir.
  • E)Aksi kararlaştırılmadıkça ticari işletmenin devri işletme adının devrini de kapsar.
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 31/1 hükmüne göre, ticaret unvanı ancak ticari işletme ile birlikte veya işletme adıyla birlikte devredilebilir. Ticaret unvanı, işletmeden bağımsız olarak tek başına devredilemez. Bu nedenle "Ticaret unvanı tek başına devredilebilir" ifadesi hukuka aykırıdır ve yanlıştır.

Diğer şıklara gelince: A şıkkı doğrudur çünkü işletme adı, ticari işletmeyle birlikte veya ticaret unvanıyla birlikte devredilebilir; tek başına da devri mümkündür. C şıkkı doğrudur; işletme adı, ticari işletmeyle birlikte devredilebilir. D şıkkı doğrudur; ticaret unvanı, ticari işletmeyle birlikte devredilebilir. E şıkkı doğrudur; TTK m. 31/2 uyarınca, taraflar aksi kararlaştırmadıkça ticari işletmenin devri, işletme adının devrini de kapsar.

Bilinmesi gereken kural: Ticaret unvanı, ticari işletme veya işletme adından bağımsız olarak asla tek başına devredilemez; daima bu unsurlardan biriyle birlikte taşınır.

Soru 33 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Bölünme işlemiyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Şirketler ancak aynı türden şirketlere bölüne- bilirler.
  • B)Bölünmede şirket ortaklarına devralan şirkette pay verilmesi zorunludur.
  • C)Bölünmede ağırlaştırılmış karar yeter sayıla- rıyla alınmış bir genel kurul kararı gerekir.
  • D)Bölünme sermaye şirketleri ve kooperatiflerin, yine sermaye şirketleri ve kooperatiflere bölün- mesi hâlinde geçerlidir.
  • E)Bölünmede borçlardan birinci derecede kendi- sine borç tahsis edilen şirket, ikinci derecede bölünmeye katılan diğer şirketler sorumludur.
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 203/1 uyarınca, bölünme işlemi sermaye şirketleri ile kooperatifler arasında sınırlı değildir; bir limited şirketin anonim şirkete veya tam tersine bölünmesi mümkündür. Dolayısıyla "sadece aynı türden şirketlere" bölünülebilir ifadesi hukuka aykırıdır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: B) TTK m. 204/1 gereği, bölünme işlemi sonucunda devralan şirkette ortaklara pay verilmesi zorunludur. C) TTK m. 203/2 uyarınca, bölünme kararı ağırlaştırılmış çoğunlukla alınır. D) TTK m. 203/1 hükmü, bölünmenin sermaye şirketleri ve kooperatifler arasında geçerli olduğunu belirtir. E) TTK m. 205/1’e göre, borçları devralan şirket birinci derecede, diğer katılan şirketler ikinci derecede sorumludur.

Bilinmesi gereken kural: Bölünme işlemi, aynı türden şirketler arasında değil; sermaye şirketleri ve kooperatifler arasında, farklı şirket türleri arasında da geçerlidir.

Soru 34 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi anonim şirket sözleş- mesinin zorunlu unsurlarından biri değildir?

  • A)Şirketin işletme konusu
  • B)Kâr payının nasıl dağıtılacağı
  • C)Şirketin ticaret unvanı ve merkezi
  • D)İlk yönetim kurulu üyelerinin ad ve soyadları
  • E)Sermaye miktarı, her payın itibari değeri ve ödenme şekli
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır.

Neden Doğru? Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 381’e göre anonim şirket sözleşmesinde kâr payının dağıtım usulü zorunlu bir kayıt değildir. Kâr dağıtımı, genel kurul kararına ve şirketin finansal durumuna bağlıdır; sözleşme metninde sabitlenmesi gerekmez.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A: Şirketin işletme konusu, TTK m. 381/1-c uyarınca sözleşmenin zorunlu unsurlarındandır.
  • C: Ticaret unvanı ve merkez, şirketin kimliği ve yargı yetkisi açısından TTK m. 381/1-a ve b gereği zorunludur.
  • D: İlk yönetim kurulu üyelerinin bilgileri, şirketin kuruluş anındaki yönetimini belirlediği için TTK m. 381/1-e uyarınca zorunludur.
  • E: Sermaye miktarı, pay değeri ve ödenme şekli, sermaye taahhüdünü oluşturduğu için TTK m. 381/1-d uyarınca zorunludur.

Bilinmesi gereken kural Anonim şirket sözleşmesinde kâr dağıtım usulü yer almaz; bu husus genel kurul kararına ve kanuni düzenlemelere bırakılmıştır.

Soru 35 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

Kıymetli evrakın soyutluğu / nedenden mücer- retliği aşağıdakilerden hangisinde belirtilmiştir?

  • A)Senedin devredilebilir olması
  • B)Senedin şekil şartlarına tabi oluşu
  • C)Senetteki hakkın senetle kaynaşması
  • D)Senetle ilgili kişilerin taahhüdünden sorumlu- luğu
  • E)Senedi düzenleyen ile alacaklı arasındaki temel ilişkinin senedin sonraki sahiplerini ilgi- lendirmemesi
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Kıymetli evrakta "nedenden mücerretlik" (soyutluk) ilkesi, senedin hukuki geçerliliğinin, senedin arkasındaki temel ilişkiye (örneğin satış sözleşmesi) bağlı olmaması anlamına gelir. Türk Borçlar Kanunu ve ticari senetler kanunları uyarınca, senet sonradan devralınan kişilerin lehine, aradaki temel ilişkinin geçersiz veya iptal edilmesi durumunda dahi geçerliliğini korur. Bu ilke, senedin dolaşım güvenliğini sağlar.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Devredilebilirlik, senedin el değiştirebilme özelliğidir, nedenden bağımsızlığı ifade etmez. B) Şekil şartlarına tabi olma, senedin geçerliliği için gerekli formu ifade eder, soyutlukla doğrudan ilgili değildir. C) Hakkın senetle kaynaşması, "ayrılmazlık" ilkesidir; hak senetten ayrılamaz ama nedenden bağımsızlığını tam tanımlamaz. D) Taahhüt sorumluluğu, imza sahiplerinin yükümlülüklerini belirtir, nedensizliği açıklamaz.

Bilinmesi gereken kural: Kıymetli evrakta nedenden mücerretlik ilkesi, senedin sonraki sahiplerini ilgilendiren temel ilişkinin (nedenin) senedin geçerliliğini etkilememesini sağlar.

Soru 36 · 2013/8 · Genel Hukuk Mevzuatı

I- Kısmi süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatleri, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreye orantılı olarak ödenir. II- Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılan işçilere fazla çalışma yaptırılamaz. III- Kısmi süreli iş sözleşmesinin geçerli olabil- mesi için yazılı yapılması gerekir. Yukarıdaki bilgilerden hangisi ya da hangileri doğrudur?

  • A)Yalnız I
  • B)Yalnız II
  • C)I ve II
  • D)I, II ve III
  • E)Yalnız III
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır.

Neden Doğru? İş Kanunu’nun 39. maddesine göre, kısmi süreli çalışanların ücret ve bölünebilir menfaatleri, tam süreli emsaliyle kıyaslandığında çalıştıkları süreye orantılı olarak ödenir (I. madde doğru). Ayrıca, aynı madde uyarınca kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalışanlara, sözleşmede belirlenen günlük çalışma süresinin aşılması halinde fazla çalışma yaptırılamaz (II. madde doğru).

Diğer Şıklar Neden Yanlış? III. şık yanlıştır çünkü kısmi süreli iş sözleşmesinin yazılı yapılması zorunluluğu yoktur; yazılı forma olan bu zorunluluk sadece işe başlama bildiriminde aranır, sözleşmenin kendisi için geçerli değildir.

Bilinmesi gereken kural Kısmi süreli işçilikte ücretler orantılı ödenir ve fazla çalışma yapılamaz, ancak sözleşmenin geçerliliği için yazılı forma tabi değildir.

Genel Hukuk Mevzuatı dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 3025 çözümlü soru

KGK Bağımsız Denetçilik Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

Sınav Merkezi uygulaması