Soru 1 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Ticari işletmenin, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu olan tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilmesi ve diğer hukuki işlemlere konu olabilmesi hangi ilke ile ifade edilir?
- A)Bütünlük
- B)İlgililik
- C)Ticari devir
- D)Ticari rehin
- E)Tek işlem
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A) Bütünlük ilkesidir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca, ticari işletme; malvarlığı unsurlarının bir bütün halinde değerlendirildiği ve bu unsurların tek bir işlemle, ayrı ayrı tasarruf edilmeksizin devredilebildiği bir kavramdır. Bu ilke, işletmenin parçalara bölünmeden, bir bütün olarak alınıp satılabilmesini ve diğer hukuki işlemlere konu olabilmesini sağlar. Yani, ticari işletmenin devri için her bir varlık (müesseseye ait alacaklar, marka, stok vb.) için ayrı ayrı sözleşme veya tasarruf işlemi yapmaya gerek yoktur; tüm unsurlar tek bir "ticari işletme devri" sözleşmesiyle birlikte devredilir.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu:
- B) İlgililik: İşletme devriyle doğrudan ilgili bir hukuk ilkesi değildir.
- C) Ticari devir: İşlemin kendisinin adıdır, devrin nasıl yapılacağını belirleyen temel ilkenin adı değildir.
- D) Ticari rehin: İşletmenin teminat olarak gösterilmesi durumudur, devir ilkesi değildir.
- E) Tek işlem: İşlemin şekliyle ilgili genel bir ifade olup, kanunda geçen özel hukuk ilkesi değildir.
Bilinmesi gereken kural: Ticari işletme, malvarlığı unsurları tek bir işlemle birlikte devredilebilen bütünlük arz eden bir hukuk kavramıdır.
Soru 2 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin açabileceği davalarla ilgili hangisi yanlıştır?
- A)Fiilin haksız olup olmadığının tespitini isteyebilir.
- B)Haksız rekabetin men’ini isteyebilir.
- C)Haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhası istenemez.
- D)Kusur varsa zarar ve ziyanın tazmini istenebilir.
- E)Manevi tazminat talep edilebilir.
Çözümü göster — doğru cevap C
6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi, haksız rekabet nedeniyle zarar görenlerin veya tehlike altındaki kişilerin dava açma yetkisini düzenler. Bu madde uyarınca, haksız rekabetin men’i, fiilin haksızlığının tespiti, zarar ve ziyanın tazmini (kusur aranır) ve manevi tazminat talepleri mümkündür. Dolayısıyla A, B, D ve E şıkları yasal hakları doğru yansıtır.
C şıkkı ise yanlıştır. Kanun’un 5. maddesinin 3. fıkrası açıkça, haksız rekabetin işlenmesinde kullanılan araç ve malların imhasının veya kullanımının engellenmesinin istenebileceğini hükme bağlar. Yani imha talebi, yasal olarak mümkün ve geçerli bir hukuki sonuçtur; "isteneemez" ifadesi mevzuata aykırıdır.
Bilinmesi gereken kural: Haksız rekabet davalarında sadece men’ ve tazminat değil, kullanılan haksız araçların imhası da yasal bir talep hakkıdır.
Özetle; C şıkkı, kanunun açık hükmüne aykırı olarak imha hakkını reddettiği için yanlıştır. Diğer şıklar, 6502 sayılı Kanun’un 5. maddesinde öngörülen yasal sonuçlardır. Sınavda "yanlış" olanı işaretlemeniz istendiği için, yasal olarak mümkün olan bir hakkı "imkansız" gösteren C şıkkı doğru cevaptır.
Soru 3 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Anonim şirkette, genel kurula ait görevler ve yetkiler ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Pay sahipleri şirket işlerine ilişkin haklarını genel kurulda kullanırlar.
- B)Şirket yönetim teşkilatının belirlenmesi yetkisi genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerdendir.
- C)Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshedilmesine sadece genel kurul karar verebilir.
- D)Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı konusundaki genel kurul yetkisi devredilemez.
- E)Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 395/1’e göre, genel kurulun görev ve yetkileri kanunda açıkça sayılmıştır. Ancak TTK m. 395/2 hükmü uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin atanması ve azli genel kurulun yetkisi olmakla birlikte, bu yetki devredilemez olarak nitelendirilmez; aksine, şirket sözleşmesiyle yönetim kuruluna devredilebilir. Dolayısıyla "devredilemez görevlerdendir" ifadesi hukuki olarak yanlıştır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Doğrudur; TTK m. 395/1 gereği pay sahipleri haklarını genel kurulda kullanır. C) Doğrudur; TTK m. 527 uyarınca feshetme yetkisi genel kurula aittir ve devredilemez. D) Doğrudur; TTK m. 373 uyarınca önemli varlık satışları genel kurul onayına tabidir ve bu yetki devredilemez. E) Doğrudur; TTK m. 396/3’e göre tek paylı anonim şirketlerde genel kurul kararları yazılı olmak zorundadır.
Bilinmesi gereken kural: Genel kurulun yönetim kurulu üyelerini atama yetkisi, feshetme veya önemli varlık satışları gibi diğer yetkilerinin aksine, şirket sözleşmesiyle yönetim kuruluna devredilebilir.
Soru 4 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Anonim şirketlerin finansal tablolarının, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre şirketin malvarlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde; şeffaf ve güvenilir olarak; gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde çıkarılması hangi ilke ile ifade edilir?
- A)Gerçeklik
- B)Dürüst resim
- C)Doğrulanabilirlik
- D)İhtiyaca uygunluk
- E)Karşılaştırabilirlik
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B) Dürüst resim ilkesidir.
Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) çerçevesinde, finansal tabloların şirketin mal varlığını, borçlarını, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını şeffaf, güvenilir ve gerçeği dürüst şekilde yansıtması Dürüst Resim ilkesi ile ifade edilir. Bu ilke, tablolarda eksiklik veya yanıltıcı unsurlar bulunmamasını ve muhasebe kayıtlarının ekonomik gerçekliği aynen yansıtmasını zorunlu kılar.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu:
- A) Gerçeklik: Bu terim TMS’de finansal tablo hazırlama temel ilkesi olarak “dürüst resim” kapsamında değerlendirilir, ayrı bir başlık değildir.
- C) Doğrulanabilirlik: Bilgilerin farklı gözlemcilerce aynı sonuca varılabilmesi için desteklenebilir olmasıdır, tablonun genel yansıtma kalitesini tanımlamaz.
- D) İhtiyaca uygunluk: Bilgilerin karar vericilerin ihtiyaçlarına hitap etmesidir, yansıtma metodunu değil kullanım amacını ifade eder.
- E) Karşılaştırabilirlik: Bilgilerin zaman içinde veya diğer işletmelerle kıyaslanabilmesidir, dürüst resmin bir yan unsurudur.
Bilinmesi gereken kural: Finansal tabloların ekonomik gerçekliği şeffaf ve güvenilir şekilde yansıtması için temel ilke "Dürüst Resim"dir.
Soru 5 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Pay sahiplerinin şirkete borçlanması ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)Pay sahipleri hiç bir durumda şirkete borçlanamaz.
- B)Pay sahipleri genel kurul kararı olmadıkça şirkete borçlanamaz.
- C)Pay sahipleri, yönetim kurulu üyesi oldukları takdirde şirkete borçlanamaz.
- D)Pay sahiplerinin borçlanmaları dahil şirketle yaptıkları her işlem batıldır.
- E)Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 156/1 hükmüne göre, pay sahipleri şirketle işlem yapabilmek için öncelikle sermaye taahhütlerini tam olarak ödemeli ve şirketin geçmiş yıl zararları, serbest yedekler ile karşılanmalıdır. Bu iki şartın sağlanmaması halinde, pay sahibinin şirkete borçlanması veya şirketle herhangi bir işlem yapması yasaktır. Bu kural, şirketin sermaye bütünlüğünün korunması ve alacaklıların menfaatlerinin güvence altına alınması amacıyla konulmuştur.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Şartlar sağlandığında borçlanma mümkündür, mutlak yasak yoktur. B) Genel kurul kararı bu işlemler için zorunlu bir ön koşul değildir. C) Yönetim kurulu üyeliği, borçlanma yasağının temel dayanağı değildir; esas olan sermaye taahhütleri ve zararların karşılanmasıdır. D) İşlemler batıl değil, hukuki geçerlilikleri bu şartlara bağlıdır; şartlar sağlanırsa işlem geçerlidir.
Bilinmesi gereken kural: Pay sahipleri, sermaye taahhütlerini tam ödeyip şirket zararlarını karşılamadıkça şirketle hiçbir işlem yapamazlar.
Soru 6 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Yönetim kurulunun kararları hakkında aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Eşit işlem ilkesine aykırı olan yönetim kurulu kararları batıldır.
- B)Anonim şirketin temel yapısına uymayan yönetim kurulu kararları batıldır.
- C)Yönetim kurulunun kararının batıl olduğu genel kurul kararı ile tespit edilir.
- D)Anonim şirkette sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen yönetim kurulu kararları batıldır.
- E)Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını kısıtlayan yönetim kurulu kararları batıldır.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Soruda "yanlış" olan ifade sorulmaktadır.
C Neden Doğru (Yanlış İfade)? 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 262/1 uyarınca, yönetim kurulu kararlarının batıl olduğu, mahkeme tarafından tespit edilir. Genel kurulun bu kararları iptal etme veya batıl ilan etme yetkisi yoktur. Bu nedenle C şıkkındaki "genel kurul kararı ile tespit edilir" ifadesi hukuka aykırıdır.
Diğer Şıklar Neden Yanlış Değil (Doğru İfadeler)?
- A, B, D, E Şıkları: TTK m. 262/2’ye göre; eşit işlem ilkesine aykırılık, şirketin temel yapısına aykırılık, sermayenin korunması ilkesine aykırılık ve pay sahiplerinin vazgeçilmez haklarının kısıtlanması hallerinde yönetim kurulu kararları batıldır. Bu şıklar kanun hükmüne uygundur.
Bilinmesi gereken kural: Yönetim kurulu kararlarının batıllığı, genel kurulca değil, yetkili mahkeme tarafından resen veya davacı tarafından talep edilerek tespit edilir.
Soru 7 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Sözleşmenin kurulmasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
- B)Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
- C)Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar.
- D)Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olmayanlar arasında yapılmış sayılır.
- E)Hazır olmayanlar arasında yapılan öneride zamanında gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren onunla bağlı olmak istemezse, durumu hemen kabul edene bildirmek zorundadır.
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 16/2 hükmüne göre; telefon, bilgisayar veya internet gibi anlık iletişim araçlarıyla kurulan sözleşmeler, taraflar hazır bulunuyormuş gibi değerlendirilir. Dolayısıyla bu araçlarla yapılan teklifler "hazır olmayanlar" arasında yapılmış sayılmaz. D şıkkı, mevzuata aykırı olarak bu durumu tam tersine ifade ettiği için yanlıştır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A) TBK m. 16/1 uyarınca, süre bağlayan teklif süresi doluncaya kadar teklif sahibini bağlar; bu ifade doğrudur. B) TBK m. 16/1’e göre, süresiz hazır olanlara yapılan teklif, anında kabul edilmezse teklif sahibini bağlamaz; bu ifade doğrudur. C) TBK m. 16/1’e göre, süresiz hazır olmayanlara yapılan teklif, makul sürede yanıt gelene kadar bağlayıcıdır; bu ifade doğrudur. E) TBK m. 16/3’e göre, hazır olmayanlar arasında geç ulaşan kabul, teklif sahibi bunu hemen bildirmekle yükümlüdür; bu ifade doğrudur.
Bilinmesi gereken kural: Anlık iletişim araçlarıyla (telefon, internet vb.) kurulan sözleşmeler, hukuki olarak "hazır bulunanlar" arasında yapılmış sayılır.
Soru 8 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Genel işlem koşullarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir.
- B)Genel işlem koşullarının, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz.
- C)Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına bunları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaya yeterlidir.
- D)Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez.
- E)Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 2/2’ye göre, genel işlem koşulları tek tarafla hazırlanır ve önceden belirlenir. Şık C’de, bu koşulların "tartışılarak kabul edildiğine" dair kayıtların onları genel işlem koşulu olmaktan çıkardığı belirtilmiştir. Oysa hukukumuzda, tarafların sözleşme metnini tartışması veya üzerinde değişiklik yapması, koşulların hazırlayıcı tarafından önceden tek taraflı düzenlenmiş olma niteliğini (genel işlem koşulu özelliğini) ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla bu kayıt, koşulların genel işlem koşulu olmaktan çıkmasına yetmez; bu ifade yanlıştır.
Diğer şıkların analizi: A) Doğrudur; TBK m. 2/1’in tanımına uygundur. B) Doğrudur; şekil ve yer, koşulların varlığı için zorunlu değildir, sadece ispat açısından önemlidir. D) Doğrudur; bireysel farklılıklar, genel işlem koşulu niteliğini yok etmez. E) Doğrudur; TBK m. 2/3’e göre kamu hizmeti sunanlar için de uygulanır.
Bilinmesi gereken kural: Genel işlem koşullarının taraflarca tartışılması veya üzerinde değişiklik yapılması, onların genel işlem koşulu niteliğini kaybetmesini sağlamaz.
Soru 9 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Sözleşmelerin hükümsüzlüğüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu ve bu oransızlığın, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde sözleşme kesin olarak hükümsüz olur.
- B)Kişilik haklarına aykırı sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
- C)Konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
- D)Ahlaka aykırı olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
- E)Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması durumunda bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır çünkü Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 29/1’e göre, karşılıklı edimler arasında açık oransızlık ve bu durumun zayıf tarafın kötüye kullanılmasına dayanması halinde sözleşme iptal edilebilir (hükmü düşer), kesin hükümsüz değildir. Kesin hükümsüzlük, kanunla açıkça öngörülen hallerde (ahsak, imkansız konu vb.) söz konusudur.
Diğer şıkların yanlışlığı: B) Kişilik haklarına aykırı sözleşmeler TBK m. 26 gereği kesin hükümsüzdür. C) Konusu imkansız sözleşmeler TBK m. 26 gereği kesin hükümsüzdür. D) Ahlaka aykırı sözleşmeler TBK m. 26 gereği kesin hükümsüzdür. E) TBK m. 28/2 uyarınca, hükümsüz kısmın sözleşmenin tamamının yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.
Bilinmesi gereken kural: Oransızlık nedeniyle sözleşmeler kesin hükümsüz değil, iptal edilebilir niteliktedir; kesin hükümsüzlük ise ahlak, kanun ve imkansızlık gibi istisnai hallerle sınırlıdır.
Soru 10 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Sözleşmelerde irade bozukluğu halleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)Taraflardan birisi, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklasa dahi sözleşme ile bağlıdır.
- B)Taraflardan birisi, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklasa dahi sözleşme ile bağlıdır.
- C)Saikte yanılma her durumda, esaslı yanılma hallerindendir.
- D)Sözleşmenin yanılan tarafın kastettiği anlamda kurulmasına, diğer tarafın razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır.
- E)Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı tarafından yanlış iletilmiş olması halinde yanılma hükümleri uygulanmaz.
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 36/2 hükmüne göre, irade beyanındaki yanlışlık, diğer tarafın bu durumu bildiği veya bilmesi gerektiği takdirde, beyanın gerçek iradeye (yani yanılan tarafın kastettiği anlama) uygun sayılmasını sağlar. Yani, karşı tarafın "razı olduğunu bildirmesi" veya bu durumu bilmesi halinde, sözleşme yanılanın istediği şekilde kurulmuş kabul edilir. Bu kural, irade bozukluklarında asıl olanın gerçek iradeyi korumak olduğunu gösterir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Yanlış şık, irade beyanının dışarıya yansıyan şekliyle değil, gerçek iradeyle değerlendirileceği gerçeğini göz ardı eder. B) Konu hatası da irade bozukluğu sayılır; istenmeyen bir konu için beyan edilirse bağlayıcılık tam değildir. C) Saikte yanılma (önemsiz hata) her durumda esaslı yanılma değildir; ancak sözleşmenin kurulmasında belirleyici ise esaslı sayılabilir. E) Haberci veya çevirmen aracılığıyla yapılan iletimde hata olması halinde, bu durum yanılma hükümlerinin uygulanmasını engellemez; aksine yanılma sayılır.
Bilinmesi gereken kural: Karşı tarafın yanlış beyanı bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda, sözleşme yanılan tarafın gerçek iradesine göre kurulmuş sayılır.
Soru 11 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Adam çalıştıranın sorumluluğu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
- B)Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
- C)Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
- D)Adam çalıştıranın sorumluluğu kusursuz sorumluluk hallerindendir.
- E)Adam çalıştıran, kusuru olsa da zarar veren çalışana rücu hakkına sahip değildir.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 50 uyarınca, adam çalıştıranın sorumluluğu "kusursuz sorumluluk" ilkesine dayanır. Bu, çalışanın eyleminden bağımsız olarak, işverenlerin zararın oluşumuna katkıda bulunan bir kusuru olmasa dahi sorumlu tutulduğu anlamına gelir. Ancak TBK m. 50/2 hükmü açıkça belirtir ki; adam çalıştıran, çalışanın eyleminden doğan zararı giderdikten sonra, çalışana karşı rücu hakkına sahiptir. Dolayısıyla E şıkkındaki "kusuru olsa da... rücu hakkına sahip değildir" ifadesi hukuka aykırıdır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Doğrudur; TBK m. 50/1 gereği işveren, çalışanın iş sırasında verdiği zarardan sorumludur. B) Doğrudur; işveren, gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. C) Doğrudur; işletme düzeninin yetersizliğini ispat edemeyen işveren sorumludur. D) Doğrudur; bu sorumluluk türü kusursuz sorumluluk kapsamındadır.
Bilinmesi gereken kural: Adam çalıştıran sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup, işveren çalışana karşı rücu hakkına sahiptir.
Soru 12 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Sebepsiz zenginleşme ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
- B)Sebepsiz zenginleşmede geri verme yükümlülüğü özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.
- C)Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, hiçbir durumda bunu geri isteyemez.
- D)Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.
- E)Ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 67/2 hükmüne göre, borçlanmadığı bir edimi bilerek yerine getiren kimse geri isteyemez. Ancak şıkta "bilerek" şartı eksik olup sadece "kendi isteğiyle" ifadesi kullanılmıştır. İfade hatası, hata veya hile nedeniyle yapılan ödemelerde geri isteme hakkı saklıdır. Dolayısıyla "hiçbir durumda" ifadesi yanlıştır.
Diğer şıkların analizi: A) TBK m. 67/1’e göre haklı sebep olmaksızın zenginleşen, zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. (Doğru) B) Geri verme yükümlülüğü, geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş sebeplere dayanan zenginleşmelerde doğar. (Doğru) D) Zamanaşımına uğramış borçların ifası, hukuken geçerli bir sebep sayıldığı için geri istenemez. (Doğru) E) Ahlaki ödevlerin yerine getirilmesi, hukuken geri istenemeyecek geçerli bir sebep olarak kabul edilir. (Doğru)
Bilinmesi gereken kural: Borçlanmadığı edimi bilerek yerine getiren kimse geri isteyemez; ancak hata veya hile gibi geçerli bir mazereti varsa geri isteme hakkı doğar.
Soru 13 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Borçların ifası ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)Borcun, şahsen ifası zorunludur.
- B)Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir.
- C)Para borçları, her durumda borçlunun ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir.
- D)Çeşit borçlarında her durumda edimin seçimi alacaklıya aittir.
- E)Seçimlik borçlarda her durumda edimlerden birinin seçimi alacaklıya aittir.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 102/1’e göre, borcun tamamı belli ve muaccel ise alacaklı, ifanın tamamını istemeyi reddedemez. Ancak sorudaki ifade, alacağın kısmen ifası durumunda alıcının reddedebileceği genel ilkeyi (TBK m. 102/2) veya istisnai durumları kastediyor olabilir; ancak sınav mantığında B şıkkı, alacağın bölünebilir olması durumunda alıcının sadece kendisine düşen kısmı talep etme hakkını veya borçlunun kısmen ödeme yapma hakkını (alacaklının kabulü kaydıyla) ifade eden tek mantıklı seçenek olarak kabul edilir. Diğer şıklar ise açıkça yanlıştır.
A şıkkı yanlıştır çünkü borç şahsi nitelik taşımadıkça başkası tarafından ifa edilebilir (TBK m. 103). C şıkkı yanlıştır çünkü para borçları, ödeme yerinin belirlenmemesi halinde borçlunun yerleşim yerinde değil, alacaklının yerleşim yerinde ifa edilir (TBK m. 104). D şıkkı yanlıştır çünkü çeşitli borçlarda seçim hakkı, kanunda aksine hüküm yoksa borçluya aittir (TBK m. 105). E şıkkı yanlıştır çünkü seçimlik borçlarda seçim hakkı, kanunda veya sözleşmede aksine hüküm yoksa borçluya aittir, alacaklıya değil (TBK m. 106).
Bilinmesi gereken kural: Seçim hakkı kanunda aksine hüküm yoksa her zaman borçluya aittir; para borçlarında ifa yeri ise alacaklının yerleşim yeridir.
Soru 14 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Ceza koşulu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.
- B)Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, hem borcun hem de cezanın ifasını isteyebilir.
- C)Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, sadece borcun ya da sadece cezanın ifasını isteyebilir.
- D)Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru olmasa da aşan miktarı isteyebilir.
- E)Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz olsa bile cezanın ifası istenebilir.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 116. maddesine göre, ceza koşulu asıl borcun ifa edilmemesi halinde alacaklıya tanınan bir hak olup, alacaklının herhangi bir zarara uğramamış olması cezanın ödenmesini engellemez. Ceza, borçluyu borcunu ifaya ikna etmek ve ihlal durumunda tazminat ihtilafını önlemek amacıyla konulur; bu nedenle zararin varlığı aranmaz.
Diğer şıkların hataları şöyledir: B şıkkı yanlıştır; çünkü aksi kararlaştırılmadıkça alacaklı, hem asıl borcu hem de ceza koşuluyla birlikte ifayı isteyemez, sadece birini talep edebilir. C şıkkı yanlıştır; zira borcun zaman veya yerde ifa edilmemesi durumunda alacaklı, hakkından açıkça feragat etmediği sürece hem borç hem de ceza isteyebilir. D şıkkı yanlıştır; çünkü ceza koşuluyla kararlaştırılan tutar, alacaklının uğradığı zararı aşsa bile alacaklı aşan kısmı isteyemez. E şıkkı yanlıştır; çünkü ceza koşulu, asıl borçla bağlantılıdır ve asıl borç geçersizse ceza koşulu da geçersiz olur.
Bilinmesi gereken kural: Ceza koşulu, alacaklının zarara uğrayıp uğramadığından bağımsız olarak, borçlunun borcunu yerine getirmemesi halinde her zaman ödenir.
Soru 15 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Müteselsil borçluluk ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
- B)Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır.
- C)Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.
- D)Borçluların sorumluluğu, kendi hisselerine düşen borç ödendiği takdirde sona erer.
- E)Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir.
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’na (TBK) göre müteselsil borçlulukta her bir borçlu, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur. Dolayısıyla, bir borçlu sadece kendi iç ilişkideki payını ödeyerek alacaklıya karşı sorumluluğundan kurtulamaz; alacaklı borcun tamamını isteme hakkına sahiptir. Bu nedenle D şıkkındaki "hisselerine düşen borç ödendiğinde sorumluluğun sona erdiği" ifadesi hukuka aykırıdır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Doğrudur; TBK m. 162 uyarınca müteselsil borçluluğun doğması için borçluların her birinin alacaklıya karşı tüm borçtan sorumlu olduğunu kabul etmesi gerekir. B) Doğrudur; TBK m. 165/1’e göre ibra, diğer borçluları sadece ibra edilenin iç ilişkideki payı oranında kurtarır. C) Doğrudur; TBK m. 163’e göre alacaklı, ifayı dilediği borçludan veya hepsinden isteyebilir. E) Doğrudur; TBK m. 164’e göre borçlu, kişisel def’lerini ileri sürebilir.
Bilinmesi gereken kural: Müteselsil borçlularda iç ilişki payı, alacaklıya karşı sorumluluğu sınırlamaz; alacaklı borcun tamamını herhangi bir borçludan talep edebilir.
Soru 16 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Geciktirici koşula bağlı borçlarla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Borcun konusunu oluşturan şey, koşulun gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul gerçekleşirse, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararları sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında geri vermekle yükümlüdür.
- B)Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur.
- C)Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder.
- D)Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği gibi ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.
- E)Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan tasarruflar, koşulun hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 152/2 hükmüne göre, geciktirici koşula bağlı borçta, koşul gerçekleşmeden önce alacaklıya teslim edilen şeyin yararları, koşul gerçekleştiğinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre değil, borçluya iade edilir. Yani yasal düzenleme özel bir iade rejimi öngörür; bu nedenle A şıkkındaki "sebepsiz zenginleşme" ifadesi hukuki hatadır ve sorunun yanıtıdır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri:
- B Şıkkı: Doğrudur; geciktirici koşul, sözleşmenin etkisini erteleyen belirsiz bir olaydır.
- C Şıkkı: Doğrudur; koşul gerçekleşene kadar sözleşme askıda kalır, etkisi başlangıçtan değil gerçekleşme anından doğar.
- D Şıkkı: Doğrudur; borçlu, koşul gerçekleşene kadar borcun ifasını engelleyici davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür (iyi niyet kuralı).
- E Şıkkı: Doğrudur; koşul gerçekleşmeden önceki tasarruflar, koşulun etkisini zedeleyecek ölçüde geçersiz sayılır.
Bilinmesi gereken kural: Geciktirici koşula bağlı borçta, koşul gerçekleşmeden önce elde edilen yararlar sebepsiz zenginleşme ile değil, TBK m. 152/2 uyarınca doğrudan borçluya iade edilir.
Soru 17 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Hak ehliyeti ve fiil ehliyeti ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Ayırt etme gücüne sahip küçüklerin, karşılıksız kazanmasında ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmasında yasal temsilcilerinin rızası aranmaz.
- B)Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumlu değillerdir.
- C)Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.
- D)Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
- E)Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 49’a göre, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, haksız fiil işlediklerinde tazminat sorumluluğu taşır. Bu nedenle "sorumlu değillerdir" ifadesi hukuka aykırıdır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A şıkkı doğrudur; TBK m. 46/1 uyarınca karşılıksız işlemlerde veya kişiye özel haklarda temsilci rızası gerekmez. C şıkkı doğrudur; ayırt etme gücü olmayanların irade beyanı hukuki sonuç doğurmaz (TBK m. 46/2). D şıkkı doğrudur; fiil ehliyeti, ayırt etme gücü ile sınırlıdır ve bu gruplar sınırlı ehliyetlidir. E şıkkı doğrudur; sınırlı ehliyetliler, temsilci rızası olmadan geçerli borç altına giremez (TBK m. 46/3).
Bilinmesi gereken kural: Haksız fiil sorumluluğu, fiil ehliyetinden bağımsız olarak ayırt etme gücüne sahip olan herkesi (küçük ve kısıtlılar dahil) kapsar; bu nedenle ayırt etme gücü olanlar haksız fiillerinden sorumlu tutulur.
Soru 18 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Tüzel kişilik ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Tüzel kişinin organlarının kusurlarından dolayı sadece tüzel kişi sorumludur.
- B)Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.
- C)Amacı hukuka veya ahlaka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.
- D)Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.
- E)Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 55/1 uyarınca, tüzel kişinin organları görevlerini yerine getirirken işlediği kusurlardan dolayı hem tüzel kişi hem de ilgili organ üyeleri sorumludur. Dolayısıyla, sorumluluğun sadece tüzel kişiye ait olduğu iddiası hukuka aykındır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: B şıkkı doğrudur; tüzel kişilik, kanunda öngörülen usullerle örgütlenmiş kişi veya mal topluluklarına tanınır. C şıkkı doğrudur; hukuka veya ahlaka aykırı amaçlı oluşumlar tüzel kişilik kazanma ehliyetine sahip değildir. D şıkkı doğrudur; tüzel kişiler, fiziki insanlara özgü (cins, hısımlık vb.) haklar dışında tüm hak ve borçlara ehildir. E şıkkı doğrudur; tüzel kişilerin fiil ehliyeti, kanun ve kuruluş belgelerinde belirtilen organlar aracılığıyla kullanılır.
Bilinmesi gereken kural: Tüzel kişinin organlarının görevi sırasında işlediği kusurlardan dolayı oluşan zararlarda sorumluluk, tüzel kişi ve ilgili organ üyeleri açısından müteselsildir.
Soru 19 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Mülkiyet hakkı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini kapsamaz.
- B)Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
- C)Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabilir.
- D)Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur.
- E)Malik, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebilir.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 706/1 hükmüne göre, bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun ekletilerini kapsar. Soruda "eklenti" ifadesi kullanılmış olup, hukuki terminolojide "ekletiler" (ana şeye geçici veya kalıcı olarak bağlanan, ana şeyin değerini artıran unsurlar) ile "eklentiler" (ana şeye yardımcı olan, ayrılan şeyler) arasında kritik bir ayrım vardır. Tasarruf, ekletileri kapsar; eklentileri kapsamaz. Bu nedenle A şıkkı yanlıştır.
Diğer şıkların analizi: B şıkkı, TMK m. 677’de düzenlenen mülkiyet hakkının temel içeriğini (kullanma, yararlanma, tasarruf) doğru ifade eder. C şıkkı, TMK m. 1004 uyarınca malikin haksız zaptı önlemek için açabileceği istihkak davası hakkını doğru belirtir. D şıkkı, TMK m. 705’e göre malikin ana şeye bütünleyici parçaları da kapsadığını doğru ifade eder. E şıkkı, TMK m. 1005’e dayanarak malikin haksız elatmaları (işgal, müdahale vb.) önletme hakkını doğru verir.
Bilinmesi gereken kural: TMK’da tasarruflar, aksi kararlaştırılmadıkça "ekletileri" kapsar, "eklentileri" kapsamaz; bu terminolojik ayrım sınavlarda sıkça sorulur.
Soru 20 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Elbirliği mülkiyeti ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)Elbirliği mülkiyetinde birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.
- B)Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların her biri tek başına karar alabilir.
- C)Elbirliği mülkiyetinde paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur.
- D)Elbirliği mülkiyetinde her paydaş kendi payını devredilebilir.
- E)Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E'dir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 806 uyarınca elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete dönüşmesi gibi hallerde sona erer. Bu, elbirliği mülkiyetinin kişisel güvene dayalı, geçici bir birlik yapısı olduğunu gösterir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Yanlıştır; çünkü maddi bölünmemiş olan şeyin tamamına değil, paylı mülkiyetteki gibi "paylarla" değil, elbirliğinde paylar soyut olarak belirlenir ve malın tamamı ortaklaşadır. B) Yanlıştır; elbirliği mülkiyetinde yönetim ve tasarruf için genellikle tüm ortakların veya kanunda/sözleşmede belirtilen çoğunluğun kararı gerekir, tek başına karar alma yetkisi yoktur. C) Yanlıştır; elbirliği mülkiyetinde paydaşlar, kendi payları bakımından bağımsız hak ve yükümlülüklere sahip olmazlar; birlik bütünlüğü esastır. D) Yanlıştır; elbirliği mülkiyetinde paylar, diğer ortakların rızası olmaksızın üçüncü kişilere devredilemez; bu mülkiyet türünün kişisel güvene dayalı doğası gereğidir.
Bilinmesi gereken kural: Elbirliği mülkiyeti, kişisel güvene dayalı olup payların serbest devri mümkün değildir ve ancak topluluğun dağılması veya malın devriyle sona erer.
Soru 21 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazın mülkiyet hakkı olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile kazanılabilir.
- B)Bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.
- C)Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan taşınmazların mülkiyet hakkının kazanımında da olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı geçerlidir.
- D)Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.
- E)Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile kanuni şartları taşıyan taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesi istenebilir.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 998’e göre, tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazlarda olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresi 20 yıldır. B şıkkında belirtilen 10 yıllık süre, TMK m. 999’daki "iyi niyetli zilyetlik" hali için geçerlidir; ancak tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazlarda iyi niyet varsayımı uygulanmaz ve süre her halükârda 20 yıldır. Dolayısıyla B şıkkı, kayıtsız taşınmazlar için yanlış bir süre belirtmektedir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Doğrudur. Kayıtsız taşınmazlarda zamanaşımı ile mülkiyet kazanılabilir. C) Doğrudur. Maliki anlaşılamayan taşınmazlarda da 20 yıllık süre uygulanır. D) Doğrudur. Tescil davası, Hazineye ve mevcut malike karşı açılır. E) Doğrudur. Tam, pay veya parça üzerinde tescil istenebilir.
Bilinmesi gereken kural: Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazlarda olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresi, iyi niyet durumu gözetmeksizin her zaman 20 yıldır.
Soru 22 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Taşınır mülkiyeti ve zilyetliği ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.
- B)Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.
- C)Bir taşınırın zilyetliği, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmadığı takdirde hiçbir suretle kazanılamaz.
- D)Bir taşınırın mülkiyetini nakleden kimse özel bir hukuki ilişkiye dayanarak o şeyin zilyetliğini korursa, mülkiyet teslimsiz geçmiş olur.
- E)Sahipsiz bir taşınırı malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse, onun maliki olur.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 99/1 uyarınca, taşınır mülkiyetinin devri için zilyetliğin devri esastır. Ancak bu kuralın istisnası, iyi niyetli üçüncü kişilerin korunmasıdır. TBK m. 99/2’ye göre, mülkiyet yetkisi olmayan birinden (örneğin hırsızdan veya kaybeden şeyi bulan kişi) iyi niyetle ve bedel karşılığında taşınır satın alan kişi, zilyetliği devir alınmasıyla birlikte mülkiyeti kazanır. Dolayısıyla, devredekinin mülkiyet yetkisi olmaması, mülkiyetin hiçbir suretle kazanılamayacağı anlamına gelmez; iyi niyetli alıcı mülkiyeti kazanabilir. Bu nedenle C şıkkı yanlıştır.
Diğer şıkların analizi: A) Doğrudur; TBK m. 71’e göre taşınırın konusu budur. B) Doğrudur; TBK m. 99/1’e göre taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir. D) Doğrudur; TBK m. 99/3’e göre mülkiyeti devreden, özel bir hukuki ilişkiye (kiralamak gibi) dayanarak zilyetliği korursa mülkiyet teslimsiz geçer. E) Doğrudur; TBK m. 72’ye göre sahiplenme iradesiyle sahiplenilmeyen taşınırın zilyetliğine geçen kişi malik olur.
Bilinmesi gereken kural: Taşınır mülkiyetinin devri için zilyetliğin devri gerekir; ancak iyi niyetli alıcı, devredekinin yetkisi olmasa bile mülkiyeti kazanabilir.
Soru 23 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Bulunmuş eşya ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Kaybedilmiş bir şeyi bulan kimse, malın sahibine, sahibini bilmiyorsa kolluk kuvvetlerine, köylerde muhtara bildirmek veya araştırma yapmak ve gerektiğinde ilan etmek zorundadır.
- B)Bulunan şey önemli ölçüde değerli ise, her halde kolluk kuvvetlerine veya muhtara bildirmek gerekir.
- C)Bulunan şeyin maliki, ilan tarihinden başlayarak bir yıl içinde ortaya çıkmazsa; bulan kimse, o şeyin mülkiyetini kazanır.
- D)Bulunan şey malikine geri verilirse, bulan kimse yaptığı giderlerin ödenmesini ve uygun bir ödül verilmesini isteyebilir.
- E)Korunması aşırı gideri gerektirir veya çabuk bozulabilir bir nitelik taşır ya da kolluk kuvvetleri veya kamu kurumu tarafından bir yıldan fazla saklanmış olursa, bulunan şey satılabilir.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 713’e göre, bulunmuş eşyanın maliki ilan tarihinden itibaren iki yıl içinde ortaya çıkmazsa bulan kişi mülkiyeti kazanır. C şıkkında süre "bir yıl" olarak belirtilmiş olup bu hukuki hata içerir; bu nedenle yanlıştır.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) TBK m. 712 uyarınca bildirim ve ilan yükümlülüğü doğrudur. B) Değerli eşyalar için kolluk/muhtar bildirim zorunluluğu TBK m. 712 kapsamında doğrudur. D) TBK m. 714’e göre giderler ve uygun ödül talep hakkı doğrudur. E) TBK m. 715’e göre korunması pahalı veya çabuk bozulan eşyaların satılması doğrudur.
Bilinmesi gereken kural: Bulunmuş eşyanın mülkiyet kazanımı için beklenmesi gereken süre, ilan tarihinden itibaren iki yıldır.
Soru 24 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
İntifa hakkı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)İntifa hakkı, sadece taşınmazlar üzerinde kurulabilir.
- B)İntifa hakkı, sahibine, konusu üzerinde tasarruf yetkisi sağlar.
- C)İntifa hakkı sona erince hak sahibi, hakkın konusu olan malı malike geri vermekle yükümlü değildir.
- D)İntifa hakkı, taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur.
- E)Tüzel kişilerin intifa hakkı, en çok elli yıl devam edebilir.
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D'dir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 767 uyarınca, taşınmazlar üzerinde kurulan intifa hakkının üçüncü kişilere karşı geçerli olması için tapu kütüğüne tescil edilmesi zorunludur. Bu tescil, hakkın kurulma şartıdır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Yanlıştır, çünkü intifa hakkı sadece taşınmazlarda değil, alacaklar, fikri mülkiyet hakları ve ticari işletme gibi taşınır haklar üzerinde de kurulabilir. B) Yanlıştır, zira intifa hakkı sahibine sadece kullanma ve meyvesini alma yetkisi verir; tasarruf (satma, bağışlama vb.) yetkisi malike aittir. C) Yanlıştır, zira intifa hakkı sona erdiğinde hak sahibi, konusu olan malı malike geri vermekle yükümlüdür. E) Yanlıştır, çünkü tüzel kişilerin lehine kurulan intifa hakkının süresi en fazla elli yıl olabileceği gibi, kanun veya sözleşme ile belirlenen ömür boyu da olabilir; "en çok" ifadesi mutlak kural değildir.
Bilinmesi gereken kural: Taşınmazlarda intifa hakkı, tescille kurulur; hak sahibi tasarruf yetkisine sahip değildir ve hakkın sona ermesinde malı malike iade etmek zorundadır.
Soru 25 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Oturma hakkı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A)Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir.
- B)Oturma hakkı başkasına devredilebilir.
- C)Oturma hakkı mirasçılara geçebilir.
- D)Binanın bir bölümü üzerinde oturma hakkına sahip olan kimse, ortaklaşa kullanmaya özgülenen yerlerden yararlanamaz.
- E)Oturma hakkı sahibi bina veya onun bir bölümünü malik ile birlikte kullanıyorsa, bakım ve onarım giderleri oturma hakkı sahibine aittir.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A’dır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 760’a göre oturma hakkı, bir konutun veya binanın bir bölümünün konut olarak kullanılmasını sağlayan, kişisel bir ayni haktır. Bu tanım, A şıkkındaki "konut olarak yararlanma yetkisi" ifadesiyle birebir örtüşür.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B) Yanlıştır, çünkü TMK m. 761’e göre oturma hakkı kişisel niteliktedir ve başkasına devredilemez. C) Yanlıştır, zira aynı madde uyarınca oturma hakkı mirasçılara geçmez; hak sahibi öldüğünde sona erer. D) Yanlıştır, zira oturma hakkı sahibi, binanın ortak kısımlarından (merdiven, bahçe vb.) yararlanma hakkına sahiptir. E) Yanlıştır, çünkü bakım ve onarım giderleri genel olarak malike aittir; yalnızca günlük küçük harcamalar oturma hakkı sahibine yükler.
Bilinmesi gereken kural: Oturma hakkı, devredilemez ve mirasçılara geçmez; sadece hak sahibi için kişisel bir konut kullanım hakkıdır.
Soru 26 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Taşınmaz yükü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Taşınmaz yükü, bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar.
- B)Hak sahibi olarak, bir başka taşınmazın maliki de gösterilebilir.
- C)Taşınmaz yükünün kurulması için yazılı bir sözleşme yeterlidir.
- D)Bir para alacağını güvence altına almak amacıyla kurulan taşınmaz yükü hakkında irat senedine ilişkin hükümler uygulanır.
- E)Taşınmaz yükü tescilin terkini veya yüklü taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 762’ye göre taşınmaz yükü, sadece tarafların iradesiyle değil, tapu memurunun huzurunda yapılan resmi senetle kurulur. Dolayısıyla "yazılı sözleşme yeterlidir" ifadesi hukuka aykırıdır; noter onayı veya resmi senet şarttır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Taşınmaz yükünün tanımı doğrudur; yük sadece o taşınmazla sınırlıdır. B) Hak sahibi kişi veya tüzel kişi olabileceği gibi, başka bir taşınmazın maliki de olabilir (faydalı taşınmaz). D) Para alacağını güvence altına alan yüklerde, borçlunun ödememesi durumunda alacaklıya faiz (irat) isteme hakkı doğar ve ilgili hükümler uygulanır. E) TMK m. 770 uyarınca yük, tescilin silinmesi veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.
Bilinmesi gereken kural: Taşınmaz yükü, tapu kütüğüne tescil edilmek üzere resmi senetle kurulur; özel yazılı sözleşme tek başına yeterli değildir.
Soru 27 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergi hukukunda ispat ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.
- B)Vergi hukukunda şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.
- C)Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.
- D)İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.
- E)Olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 217’ye göre, vergi hukukunda şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılabilir. Bu nedenle, şahit ifadesinin kullanılamayacağını iddia eden B seçeneği hukuka aykırıdır ve yanlıştır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) VUK m. 218’e göre, vergilendirmede muamelelerin gerçek mahiyeti esastır; bu ifade doğrudur. C) VUK m. 218’e göre, vergiyi doğuran olay ve muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir; bu ifade doğrudur. D) VUK m. 219/1’e göre, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan durumların iddiasında ispat külfeti iddia edene aittir; bu ifade doğrudur. E) VUK m. 219/2’ye göre, normal ve mutad olmayan durumların iddiasında ispat külfeti iddia edene aittir; bu ifade doğrudur.
Bilinmesi gereken kural: Vergi hukukunda şahit ifadesi geçerli bir delil sayılır; ancak vergilendirmede muamelelerin gerçek mahiyeti esastır ve yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.
Soru 28 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergi hukukunda mükellefiyet ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden gerçek veya tüzel kişidir.
- B)Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.
- C)Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna mütaallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz.
- D)Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet şarttır.
- E)Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz.
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Vergi hukukunda mükellefiyet ve vergi sorumluluğu, vergi kanunlarında öngörülen vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesiyle otomatik olarak ortaya çıkar. Bu durum, özel hukuktaki gibi "kanuni ehliyet" (yetkinlik) şartına bağlı değildir. Örneğin, ehliyeti haiz olmayan bir çocuk veya akıl hastası dahi vergiyi doğuran olayı gerçekleştirmişse mükellef sayılır; bu durumda vergi borcu, yasal temsilcileri üzerinden tahsil edilir. Dolayısıyla D şıkkındaki "kanuni ehliyet şarttır" ifadesi hukuka aykırıdır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Doğrudur; mükellef tanımı Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında doğrudur. B) Doğrudur; sorumlunun tanımı VUK’a uygundur. C) Doğrudur; VUK m. 6’ya göre özel sözleşmeler vergi idaresini bağlamaz. E) Doğrudur; VUK m. 10’a göre yasa dışı işlemler de vergi doğurur.
Bilinmesi gereken kural: Vergi mükellefiyeti, özel hukuk ehliyetinden bağımsız olarak, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesiyle kanunen ortaya çıkar.
Soru 29 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergilendirme ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar.
- B)Vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder.
- C)Yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludurlar.
- D)Mükellefi tespit eden, vergi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden idare vergi dairesidir.
- E)Verginin tahakkuku, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 128’e göre, verginin tahakkuku vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden mükellef tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir. E şıkkında bu hesaplamayı "vergi dairesi tarafından" yapan idare olarak göstermek hukuka aykırıdır; bu nedenle yanlıştır.
Diğer şıkların analizine gelirsek: A şıkkı doğrudur, çünkü VUK m. 129’a göre vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vuku veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. B şıkkı doğrudur, zira vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder. C şıkkı doğrudur, çünkü VUK m. 130’a göre vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludurlar. D şıkkı doğrudur, zira VUK m. 131’e göre mükellefi tespit eden, vergi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden idare vergi dairesidir.
Bilinmesi gereken kural: Verginin tahakkuku, vergi alacağının mükellef tarafından hesaplanması ve tespit edilmesidir.
Soru 30 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergi hatası ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Mükellefiyette hata; açık olarak vergi mevzuuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır.
- B)Matrah hataları, vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.
- C)Verginin mükerrer olması; aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.
- D)Mükellefin şahsında hata; bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınmasıdır.
- E)Vergi hatalarının düzeltilmesine, ilgili vergi dairesi müdürü karar verir.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 378’e göre, "Mükellefiyette hata"; açıkça vergiye tabi olmayan veya istisna olan konular üzerinden vergi istenmesi durumudur. A şıkkı ise bunu "vergi mevzuuna girmeyen" ifadeleriyle tanımlayarak hukuki karşılığı olan bu hatanın özünü doğru yansıtmaktadır; ancak soru "yanlış olanı" sormaktadır. Beklenmedik bir durum olarak, resmi cevap anahtarı A’yı işaretlerken, diğer şıkların tanımları VUK m. 378 ile birebir örtüşmektedir.
B şıkkı, matrah hatalarının VUK’daki tanımını doğru verir. C şıkkı, mükerrer vergi tanımını VUK m. 378’e uygun şekilde doğru açıklar. D şıkkı, şahıs hatasının tanımını VUK m. 378’e uygun şekilde doğru verir. E şıkkı, vergi hatalarının düzeltilmesinin yetkili mercii olan vergi dairesi müdürlüğünü doğru belirtir.
Bilinmesi gereken kural: VUK m. 378’de mükellefiyet, matrah, şahıs ve mükerrer vergi hataları ile bu hataların düzeltilme usulleri açıkça tanımlanmıştır; sınavda bu tanımların kelimesi kelimesine hatasız bilinmesi gerekir.
Soru 31 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergi Usul Kanununa göre değerleme ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.
- B)Mukayyet değer, bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeridir.
- C)Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.
- D)Tasarruf değeri, bir iktisadi kıymetin değerleme gününde sahibi için arz ettiği gerçek değerdir.
- E)Gerçek değer, her nevi senetlerle esham ve tahvillerin üzerinde yazılı olan değerlerdir.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) Madde 256’ya göre, "Gerçek Değer" bir iktisadi kıymetin değerleme gününde el değiştirmesi halinde elde edilebileceği tahmini bedeldir. Oysa E şıkkında tanımlanan "senetlerle esham ve tahvillerin üzerinde yazılı olan değerler", VUK Madde 257’de tanımlanan Nominal Değer kavramıdır. Bu nedenle E şıkkı yanlış tanımlamadır.
Diğer şıkların analizine gelirsek: A şıkkı, VUK Madde 253’teki değerlemenin genel tanımını doğru vermektedir. B şıkkı, VUK Madde 254’e uygun olarak mukayyet değeri (muhasebe kayıtlarındaki değer) doğru ifade etmektedir. C şıkkı, VUK Madde 255’e göre maliyet bedelini oluşturan unsurları (ödeme ve ilave giderler) doğru açıklamaktadır. D şıkkı ise VUK Madde 256’ya göre tasarruf değerini (sahibi için arz ettiği gerçek değer) doğru tanımlamaktadır.
Bilinmesi gereken kural: Gerçek değer, piyasa değeri veya el değiştirme bedelini ifade ederken; senetlerdeki yazılı değer "Nominal Değer"dir. Sınavlarda bu iki kavramın karıştırılmaması kritik önem taşır.
Soru 32 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergi kanunlarında yazılı sürelerle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Süre gün olarak belli edilmişse başladığı gün hesaba katılmaz ve son günün tatil saatinde biter.
- B)Süre hafta veya ay olarak belli edilmişse başladığı güne son hafta veya ayda tekabül eden günün tatil saatinde biter.
- C)Resmi tatil günleri süreye dahil değildir.
- D)Sonu belli bir gün ile tayin edilen sürelerde, süre o günün tatil saatinde biter.
- E)Sürenin son günü resmi tatile rastlarsa tatili takip eden ilk iş gününün tatil saatinde biter.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 344’e göre, sürelerin hesaplanmasında resmi tatil günleri dâhildir. Yani, sürenin içindeki resmi tatiller süreyi uzatmaz veya hariç tutulmaz. Bu nedenle "Resmi tatil günleri süreye dahil değildir" ifadesi hukuka aykırıdır ve yanlıştır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) VUK m. 344/1-a uyarınca, gün cinsinden belirlenen sürelerde başlangıç günü hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter; bu ifade doğrudur. B) VUK m. 344/1-b uyarınca, hafta veya ay cinsinden belirlenen sürelerde, son hafta veya ayda başladığı güne tekabül eden günün tatil saatinde biter; bu ifade doğrudur. D) VUK m. 344/1-c uyarınca, sonu belli bir günle tayin edilen sürelerde, süre o günün tatil saatinde biter; bu ifade doğrudur. E) VUK m. 344/2 uyarınca, sürenin son günü resmi tatile rastlarsa, süre tatili takip eden ilk iş gününün tatil saatinde biter; bu ifade doğrudur.
Bilinmesi gereken kural: Vergi mevzuatında süre hesaplamalarında resmi tatil günleri süreye dahildir, ancak son günün resmi tatile rastlaması halinde süre bir sonraki iş gününe ertelenir.
Soru 33 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi idari işlemin unsurlarından değildir?
- A)Düzen
- B)Yetki
- C)Şekil
- D)Konu
- E)Maksat
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. İdari işlemin unsurları, 2802 sayılı Kanun ve idari hukuk doktrini uyarınca; yetki, şekil, konu, sebep, maksat ve irade beyanıdır. "Düzen" ise idari işlemin kendisi değil, idari yetkinin kullanılması sonucu ortaya çıkan hukuki sonuç veya düzenleme niteliğidir. Dolayısıyla düzen, işlemin bir unsuru değil, işlemin sonucudur.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: B) Yetki: İdari makamın işlemi yapma hukuki ehliyetidir, zorunlu bir unsurdur. C) Şekil: İşlemin belirli bir biçimde (yazılı, sözlü vb.) yapılması zorunluluğudur, zorunlu bir unsurdur. D) Konu: İşlemin hedef aldığı hak veya yükümlülük alanıdır, zorunlu bir unsurdur. E) Maksat: İdarenin işlemi yaparken güttüğü kamu yararı hedefidir, zorunlu bir unsurdur.
Bilinmesi gereken kural: İdari işlemin geçerliliği için yetki, şekil, konu, sebep, maksat ve irade beyanı gibi altı temel unsurun bulunması şarttır; "düzen" ise bu unsurların tamamlandığındaki hukuki sonuçtur, unsur değildir.
Soru 34 · 2020/8 · Genel Hukuk Mevzuatı
İdari davalarla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından tam yargı davası açılabilir.
- B)İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar, Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilirler.
- C)İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.
- D)İdari mahkemeler, yerindelik denetimi yapamazlar.
- E)İdari mahkemeler idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. Test Bitti Cevaplarınızı Kontrol Ediniz.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. İdari yargılama usulü kanunu uyarınca, idari eylemlere karşı açılacak tam yargı davaları öncelikle idare ve vergi mahkemelerinde görülür. Danıştay, bu davaları doğrudan ve birinci derece mahkemesi olarak kabul etmez; yalnızca istinaf merciidir. Bu nedenle B şıkkındaki "Danıştay’a doğrudan doğruya... tam yargı davası açabilirler" ifadesi hukuka aykırıdır.
Diğer şıkların yanlışlık gerekçeleri şöyledir: A şıkkı doğrudur çünkü kişisel hakları doğrudan etkilenenler tam yargı açma hakkına sahiptir. C şıkkı doğrudur çünkü idari yargının temel görevi hukuka uygunluk denetimidir. D şıkkı doğrudur çünkü mahkemeler yerindelik (hukuk dışı) denetim yapamazlar. E şıkkı doğrudur çünkü yargı, idarenin takdir yetkisine veya eylem niteliğine müdahale edemez.
Bilinmesi gereken kural: İdari eylemlere karşı açılan tam yargı davaları, Danıştay’a değil, önce idare ve vergi mahkemelerine açılır; Danıştay yalnızca istinaf merciidir.