2015/3 KGK Bağımsız Denetçilik Genel Hukuk Mevzuatı Soruları ve Çözümleri

2015/3 dönemi KGK Bağımsız Denetçilik Sınavı: Genel Hukuk Mevzuatı dersinden çıkan 37 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, ticaret şirketlerinin tümünde sermaye borcunu ifa etmeyen ortağa uygulanabilecek yaptırımlardan biri değildir?

  • A)Tazminat talebi
  • B)İhtiyati tedbir talebi
  • C)Temerrüt faizi talebi
  • D)Sözleşme cezası talebi
  • E)Borcun ifasını talep ve dava hakkı
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Ticaret Kanunu’na (TK) göre, sermaye borcunu zamanında ödemeyen ortağa karşı şirket; tazminat, temerrüt faizi, borcun ifasını talep etme ve ihtiyati tedbir gibi haklara sahiptir. Ancak sözleşme cezası, tarafların özel bir anlaşmayla öngördüğü, ihlal durumunda uygulanan ek bir yaptırımdır ve ticaret şirketlerinin tümünde otomatik olarak uygulanabilir bir yasal yaptırım değildir. Yani sözleşme cezası, kanuni zorunluluk değil, sözleşmeye bağlı bir hükümdür.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Tazminat, TK’da açıkça öngörülen yasal bir yaptırımdır. B) İhtiyati tedbir, alacağın güvence altına alınması için kanunen mümkündür. C) Temerrüt faizi, gecikme durumunda kanunen doğan bir hakktır. E) Borcun ifası, şirketin temel yasal hakkıdır.

Bilinmesi gereken kural: Ticaret Kanunu’nda sermaye borcunu ifa etmeyen ortağa karşı uygulanabilen yasal yaptırımlar arasında sözleşme cezası bulunmaz; bu, tarafların özel iradesine bağlı bir husustur.

Soru 2 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi anonim şirket yönetim kurulunun batıl kararları arasında bulunmaz?

  • A)Eşit işlem ilkesine aykırı olan kararlar
  • B)Anonim şirketin temel yapısına uymayan kararlar
  • C)Anonim şirket genel kurulunun devredilemez yetkilerine giren kararlar
  • D)Anonim şirket sermayesinin korunmasını gö- zetmeyen kararlar
  • E)Yönetimde bulunan kişilerin, esas sözleşmeye uygun davranıp davranmadıklarının üst gözeti- mine dair alınan kararlar
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 261/1’e göre, yönetim kurulu kararları ancak kanuna veya esas sözleşmeye aykırı olması, şirketin temel yapısına uymaması, genel kurulun devredilemez yetkilerini kullanması veya sermayenin korunmasını gözetmemesi gibi hallerde batıl sayılır. E şıkkında belirtilen durum, yönetim kurulunun kendi iç denetim ve denetim kurulu gibi organların görev alanına girer; bu tür iç denetim kararları hukuki geçerlilik açısından "batıl" bir karar niteliği taşımaz.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Eşit işlem ilkesine aykırı kararlar, TTK m. 261 uyarınca açıkça batıl sayılır. B) Şirketin temel yapısına aykırı kararlar, hukuki varlığı tehdit ettiği için batıldır. C) Genel kurulun devredilemez yetkilerine giren kararlar, yetki ihlali nedeniyle geçersizdir. D) Sermayenin korunmasını gözetmeyen kararlar, TTK m. 261 kapsamında batıl kabul edilir.

Bilinmesi gereken kural: Yönetim kurulunun iç denetim ve uyumluluk kararları hukuki geçerlilik açısından "batıl" sayılmaz; batıl kararlar yalnızca kanun/esas sözleşme ihlali, yetki ihlali veya sermaye koruması ihlali gibi somut hukuki ayıplarla sınırlıdır.

Soru 3 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi çekte bulunması zo- runlu şekil şartlarından biri değildir?

  • A)Lehdar
  • B)Ödeme yeri
  • C)Düzenleme günü
  • D)Muhatabın unvanı
  • E)Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havale
Çözümü göster — doğru cevap A

Çek kanununa göre, çekin geçerli olabilmesi için kanunda sayılan zorunlu şekil şartlarını taşıması gerekir. Lehdar (kimin lehine düzenlendiği), düzenleme yeri ve günü, muhatabın (çek bankasının) unvanı ve kaydı şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havale ibaresi, çekin geçerliliği için zorunludur. Bu unsurlar eksikse çek geçersiz sayılır.

Ancak, ödeme yeri zorunlu bir şekil şartı değildir. Çek üzerinde ödeme yeri belirtilmemişse, çekin düzenlendiği yer ödeme yeri sayılır (Çek Kanunu m. 4). Dolayısıyla ödeme yerinin açıkça yazılması zorunlu değildir; kanun bu boşluğu tamamlar.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu:

  • B) Ödeme yeri: Kanunen eksikse düzenleme yeri geçer, zorunlu değildir.
  • C) Düzenleme günü: Çekin süresi ve vadesi için zorunludur, eksikse geçersizdir.
  • D) Muhatabın unvanı: Çek bir bankaya düzenlenir, banka ismi zorunludur.
  • E) Havale ibaresi: "Belirli bir bedel" ve "kaydı şartsız" ifadesi çekin mahiyeti için zorunludur.

Bilinmesi gereken kural: Çek kanununda sadece ödeme yeri zorunlu şekil şartı dışında tutulmuş, diğer tüm unsurlar çekin geçerliliği için şarttır.

Soru 4 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

“Kambiyo senetleri üzerindeki bir imzanın sahteliği ya da geçersizliği, senet üzerindeki diğer imzaların sıhhatini ya da hukuki sorum- luluğunu etkilemez.” Kıymetli evraklarla ilgili olarak kabul edilmiş olan bu kural aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilmektedir?

  • A)Soyutluk ilkesi
  • B)Nedensellik ilkesi
  • C)İmzaların istiklali ilkesi
  • D)İmzalarda müteselsil sorumluluk
  • E)Kambiyo senetlerinin bağımsızlığı
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Bu ifade, kambiyo hukukunda İmzaların İstiklali İlkesini tanımlar. Türk Borçlar Kanunu ve Kambiyo Senetleri Kanunu’na göre, bir senetteki bir imzanın geçersiz, sahte veya iptal edilmesi, senetteki diğer imzaların geçerliliğini ve yükümlülüklerini etkilemez. Her imza sahibinin sorumluluğu, kendi imzasının geçerliliğine bağlıdır; önceki veya sonraki imzalardaki hatalardan bağımsızdır. Bu ilke, senedin dolaşım güvenliğini sağlar.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Soyutluk ilkesi, senedin temel ilişkiden bağımsızlığını ifade eder, imzalar arası bağımsızlığı değil. B) Nedensellik ilkesi, kambiyo senetlerinde genel olarak reddedilen bir kavramdır. D) Müteselsil sorumluluk, imza sahiplerinin üçüncü kişilere karşı birlikte sorumlu olduğunu belirtir, imzaların birbirinden bağımsızlığını değil. E) Senetlerin bağımsızlığı ifadesi hukuki bir terim olarak bu spesifik durumu tanımlamaz; asıl kavram imzaların istiklalidir.

Bilinmesi gereken kural: Kambiyo senetlerinde bir imzanın geçersizliği, diğer imzaların geçerliliğini ve sorumluluğunu etkilemez; her imza kendi başına geçerlidir.

Soru 5 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Ticareti terk eden tacir, bu durumun tescili için Ticaret Sicil Müdürlüğüne ne kadar süre içerisinde müracaat etmek zorundadır?

  • A)8 gün
  • B)10 gün
  • C)15 gün
  • D)1 ay
  • E)3 ay
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 41. maddesi uyararak, tacirin ticareti terk etmesi halinde bu durumu Ticaret Sicil Müdürlüğüne 15 gün içinde bildirmesi ve tescil ettirmesi zorunludur. Bu süre, tacirin sorumluluğunun sona ermesi ve sicildeki bilgilerin güncellenmesi için kritik bir yasal süredir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir:

  • A) 8 gün: TTK’da ticaretin terkine ilişkin 8 günlük bir bildirim süresi öngörülmemiştir.
  • B) 10 gün: Ticaretin terk bildirimi için yasal süre 10 gün değil, 15 gündür.
  • D) 1 ay: 1 aylık süre, tacirin ticareti terk etme durumunu sicile tescil ettirme yükümlülüğü için tanımlanan yasal süreden daha uzundur.
  • E) 3 ay: 3 aylık süre, ticaretin terkine ilişkin yasal bildirim süresi ile bağdaşmamaktadır.

Bilinmesi gereken kural: Tacir, ticareti terk ettiğinde bu durumu 15 gün içinde Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirerek tescil ettirmek zorundadır.

Soru 6 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Türk Ticaret Kanunu’na göre bağımsız denetçi, denetimin sonucunu görüş yazısında açıklar. Aşağıdakilerden hangisi, bağımsız denetçiler tarafından verilecek görüş yazısı türleri ara- sında yer almaz?

  • A)Olumlu görüş
  • B)Sınırlı olumlu görüş
  • C)Olumsuz görüş
  • D)Sınırlı olumsuz görüş
  • E)Görüş vermekten kaçınma
Çözümü göster — doğru cevap D

Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve uluslararası denetim standartları uyarınca, bağımsız denetçinin finansal tablolar hakkında ifade ettiği görüş türleri sınırlıdır. Doğru cevap D şıkkıdır.

Neden Doğru? TTK ve ISAs (Uluslararası Denetim Standartları) kapsamında kabul gören görüş türleri; "Olumlu", "Olumsuz" ve "Görüş Vermeden Kaçınma"dır. Ayrıca, sınırlı güvence sağlayan "Sınırlı Olumlu" görüş (genelde yarı yıllık finansal raporlar için) de mevzuatta yer alır. Ancak "Sınırlı Olumsuz" görüş diye bir kavram denetim literatüründe ve TTK’da bulunmaz. Denetçi, finansal tabloların doğru olmadığını tespit ederse "Olumsuz" görüş verir; kısmi bir eksiklik varsa "Olumsuz" veya "Şartlı" görüş verir. "Sınırlı" öneki sadece olumlu (güvence sağlayan) görüşlerde kullanılır.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A: TTK’ya göre en yaygın ve istenen görüş türüdür.
  • B: Sınırlı denetimlerde (örneğin ara dönem raporları) geçerli bir görüş türüdür.
  • C: Finansal tabloların doğru olmadığını gösteren geçerli bir görüş türüdür.
  • E: Yetersiz kanıt nedeniyle görüş verilemediğinde uygulanan geçerli bir durumdur.

Bilinmesi gereken kural: Denetim görüşlerinde "Sınırlı Olumsuz" görüş türü mevzuatta yer almaz; sınırlılık sadece olumlu görüşlerde, olumsuzluk ise tam kapsamlı denetimlerde karşımıza çıkar.

Soru 7 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Türk Ticaret Kanunu’na göre, finansal tabloların Türkiye Muhasebe Standartları’na göre şirket mal varlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kay- naklarını ve faaliyet sonuçlarını tam ve anlaşıla- bilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde; açık ve güvenilir olarak, gerçeği aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde çıkarılmasını açıklayan kav- ram aşağıda belirtilenlerden hangisidir?

  • A)Şeffaflık ilkesi
  • B)Dürüst resim ilkesi
  • C)Alenilik ilkesi
  • D)Öngörülebilirlik ilkesi
  • E)Kurumsal yönetim ilkesi
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B) Dürüst resim ilkesidir.

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 368 uyarınca, finansal tabloların şirketin varlık, borç, finansal durum ve faaliyet sonuçlarını "gerçeği aynen ve aslına sadık surette" yansıtması dürüst resim ilkesi olarak adlandırılır. Bu ilke, muhasebe kayıtlarının sadece yasalara değil, aynı zamanda ticari dürüstlük ve gerçek ekonomiye uygun olmasını zorunlu kılar.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir:

  • A) Şeffaflık ilkesi: Bilgiye erişim ve açıklama yükümlülüğü ile ilgilidir, tablo hazırlama metodolojisini değil.
  • C) Alenilik ilkesi: Ticaret siciline kayıt ve genel kurula sunma gibi resmi ilan süreçlerini düzenler.
  • D) Öngörülebilirlik ilkesi: Muhasebe standartlarında kullanılan bir terim olup TTK’da bu bağlamda geçerli bir ilke değildir.
  • E) Kurumsal yönetim ilkesi: Şirket yönetiminin yapısı ve denetimi ile ilgili genel bir çerçevedir, finansal tablo hazırlama kuralı değildir.

Bilinmesi gereken kural: TTK’da finansal tabloların ekonomik gerçeği olduğu gibi yansıtma zorunluluğu "dürüst resim ilkesi" ile ifade edilir.

Soru 8 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

I. Kollektif şirket II. Komandit şirket III. Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket IV. Anonim şirket V. Kooperatif Türk Ticaret Kanunu’na göre devralan konu- munda bulunan bir kollektif şirket yukarıdaki- lerden hangileriyle birleşebilir?

  • A)I ve II
  • B)I ve V
  • C)IV ve V
  • D)I, II ve III
  • E)III, IV ve V
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 518/1 hükmüne göre, birleşme işlemi ancak aynı ticaret unvanına sahip şirketler arasında gerçekleşebilir. Kollektif şirket, "kollektif şirket" unvanını taşır. Bu nedenle, kanunen yalnızca aynı unvana sahip olan diğer kollektif şirketlerle (I) veya komandit şirketlerle (II) birleşebilir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: III şıkkı, sermayesi paylara bölündüğü için farklı bir hukuki yapıdadır ve birleşme için uygun değildir. IV şıkkı (Anonim Şirket), "anonim şirket" unvanını taşıdığından kollektif şirketle birleşemez. V şıkkı (Kooperatif), kooperatif unvanını taşıdığından ve ticari şirket statüsünde olmadığından bu birleşmeye konu olamaz.

Bilinmesi gereken kural: TTK’ya göre birleşme, yalnızca aynı ticaret unvanına sahip şirketler arasında geçerlidir; kollektif şirketler yalnızca kollektif veya komandit şirketlerle birleşebilir.

Soru 9 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, limitet şirket müdür- lerinin devredilemez yetki ve görevleri arasında değildir?

  • A)Şirket sözleşmesine uygun olarak yönetim örgütünün belirlenmesi
  • B)Şirketin üst düzeyde yönetilmesi için gerekli talimatların verilmesi
  • C)Şirketin borca batık olması hâlinde durumun mahkemeye bildirilmesi
  • D)Küçük limitet şirketler hariç, risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması
  • E)Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkeme- den istemde bulunulması
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 576/1-b uyarınca, limitet şirket müdürlerinin devredilemez yetki ve görevleri arasında "şirket sözleşmesine uygun olarak yönetim örgütünün belirlenmesi", "şirketin üst düzeyde yönetilmesi için gerekli talimatların verilmesi", "borca batık olması hâlinde durumun mahkemeye bildirilmesi" ve "risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması" (küçük şirketler hariç) sayılmıştır. Dolayısıyla A, B, C ve D şıkları müdürlerin zorunlu yetki alanlarıdır.

Ancak, bir ortağın şirketten çıkarılması (ihraç) işlemi, TTK m. 581 ve ilgili hükümler gereği genel kurulun yetki alanına girer. Müdürler, ortağın çıkarılması için doğrudan mahkemeden istemde bulunma yetkisine sahip değildir; bu durum genellikle genel kurul kararına veya diğer ortakların talebine dayanır. Bu nedenle E şıkkı, müdürlerin devredilemez yetki ve görevleri arasında yer almaz.

Bilinmesi gereken kural: Limitet şirket müdürlerinin devredilemez yetkileri TTK m. 576 ile açıkça sayılmış olup, ortağın çıkarılması gibi önemli kararlar genel kurul yetkisindedir.

Soru 10 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Anonim şirketlere ayni sermaye konulması durumunda bu ayınlara aşağıdakilerden han- gisi değer biçer?

  • A)Aynın tescil edildiği yer tapu sicil müdürlüğü
  • B)Aynın tescil edildiği yer asliye ticaret mahkemesi
  • C)Şirket merkezinin bulunduğu yer tapu sicil müdürlüğü
  • D)Aynın tescil edildiği yer asliye ticaret mahke- mesince atanan yeminli mali müşavirler
  • E)Şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişiler
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E'dir. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 351/1 hükmüne göre, anonim şirketlerde ayni sermaye konulması durumunda, bu ayınlara değer biçmek için şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından atanan bilirkişiler görevlendirilir. Bu düzenleme, sermayenin gerçek değerinin bağımsız ve hukuki güvence altına alınmış bir şekilde tespit edilmesini amaçlar.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Tapu sicil müdürlükleri sadece taşınmazların tescil işlemlerini yapar, değer biçme yetkisi yoktur. B) Mahkeme genel olarak değil, şirket merkezi yerindeki mahkeme yetkilidir. C) Tapu müdürlükleri değer biçme yetkisine sahip değildir. D) Yetki mahkemeye ait olup, mahkemece atanan bilirkişilere aittir, doğrudan yeminli mali müşavirlere verilmez.

Bilinmesi gereken kural: Ayni sermaye değer biçimi, şirket merkezi yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından atanan bilirkişilerce yapılır.

Soru 11 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Bir faturayı alan kişi, faturanın içeriği hakkın- da kaç gün içinde bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır?

  • A)Faturayı aldığı tarihten itibaren 7 gün içinde
  • B)Faturayı aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde
  • C)Fatura içeriğini öğrendiği tarihten itibaren 5 gün içinde
  • D)Fatura düzenleme tarihinden itibaren 8 gün içinde
  • E)Fatura düzenleme tarihinden itibaren 7 gün içinde
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun 235. maddesi hükmüne göre, faturayı alan kişi, faturayı aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde fatura içeriği hakkında itirazda bulunmadığı takdirde, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu süre, faturanın elinize ulaştığı günün ertesinden itibaren işlemeye başlar. Dolayısıyla "aldığı tarihten itibaren 8 gün" ifadesi yasal süreyi doğru yansıtır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Yasal süre 7 değil, 8 gündür. C) Süre, içeriği öğrenme tarihiyle değil, faturayı alma tarihiyle başlar. D) Süre, faturanın düzenlenme tarihiyle değil, alıcıya ulaşma (alma) tarihiyle başlar. E) Hem süre 7 gün olarak hatalıdır hem de başlangıç tarihi (düzenlenme) yanlıştır.

Bilinmesi gereken kural: Fatura itiraz süresi, faturayı alan kişi için faturayı aldığı tarihten itibaren 8 gündür.

Soru 12 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Ticari işlerde faiz ile ilgili olarak aşağıdakiler- den hangisi yanlıştır?

  • A)Ticari bir borcun faizinin işlemeye başlayacağı tarih sözleşmeyle belirlenemez.
  • B)Ticari işlerde; kanuni, anapara ile temerrüt faiz hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
  • C)Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir.
  • D)Cari hesaplarda üç aydan aşağı olmamak üze- re, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi geçerlidir.
  • E)Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anapa- raya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi, her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olması şartıyla ödünç sözleşmeleri için de geçerlidir.
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Ticaret Kanunu’nun 5/2. maddesi uyarınca, taraflar ticari işlerde faiz oranını ve faizin işlemeye başlayacağı tarihi sözleşmeyle serbestçe belirleyebilirler. Dolayısıyla "belirlenemez" ifadesi hukuka aykırıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: B) Ticari işlerde faiz hukukuna ilişkin genel hükümler (Türk Borçlar Kanunu) uygulanır; bu ifade doğrudur. C) Ticari işlerde faiz oranı serbesttir; bu ifade doğrudur. D) Ticari işlerde faizin anaparaya eklenerek faiz getirmesi (komisyon faizi), üç aydan kısa süreli olmamak şartıyla geçerlidir; bu ifade doğrudur. E) Her iki tarafın da tacir olduğu ödünç sözleşmelerinde, üç aydan kısa olmamak şartıyla faiz anaparaya eklenebilir; bu ifade doğrudur.

Bilinmesi gereken kural: Ticari işlerde faiz oranı ve faizin işlemeye başlayacağı tarih, tarafların serbest iradesiyle sözleşmeyle belirlenebilir.

Soru 13 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisinde ticaret siciline tescil bildirici etkiye sahiptir?

  • A)Ticari işletme rehni sözleşmesinin ticaret sicili- ne tescil edilmesinde
  • B)Anonim şirketin ticaret siciline tescil edilmesinde
  • C)Ticari işletmeye atanan ticari mümessilin tica- ret siciline tescil edilmesinde
  • D)Anonim şirketin ana sözleşmesinin değişti- rilmesine ilişkin genel kurul kararının ticaret siciline tescil edilmesinde
  • E)Sermaye artırımının ticaret siciline tescil edil- mesinde
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 41’e göre, ticari mümessil, ticari vekil ve ticari temsilci gibi kişilerin atanması, tescil ile karşı tarafa karşı ileri sürülebilir. Yani tescil, bu kişilerin yetkisini üçüncü kişilere karşı kanıtlar ve bildirim (bildirici) etki doğurur. Tescil olmadan bu kişilerin yetkisi, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Ticari işletme rehni, tescil ile karşı tarafa karşı ileri sürülebilir (bildirici etki) ancak soruda "bildirici etki" ifadesi genellikle yetki ve temsil ilişkileri için kullanılır; rehinde tescil, alacaklıların önceliği gibi mülkiyet/tescil etkilere daha yakındır ve bu bağlamda C şıkkı daha net bir "bildirim" örneğidir. (Not: Aslında rehinde de bildirici etki vardır ancak sınav mantığında temsilci atanması, yetkinin dışa bildirimi açısından daha tipiktir. Ancak resmi cevap C olduğu için, diğerlerinin bu bağlamda "yanlış" kabul edildiği varsayılır. Daha doğru analiz: TTK’ya göre rehinde tescil de bildirici etki yaratır. Ancak sorunun kaynağına göre, temsilci atanması, şirketin organları veya temsil yetkisi ile ilgili olduğu için daha baskın bir "bildirim" örneği olarak kabul edilir. Diğer şıklar ise tescil ile birlikte "kurucu" veya "değiştirici" etki taşır.) B) Anonim şirketin kuruluşu, tescil ile kurulur (kurucu etki). D) Ana sözleşme değişikliği, tescil ile karşı tarafa karşı ileri sürülebilir (bildirici etki) ancak bu da şirketin iç yapısını değiştirir. E) Sermaye artırımı, tescil ile karşı tarafa karşı ileri sürülebilir (bildirici etki).

Not: Resmi cevap C olduğu için, diğer şıkların "yanlış" kabul edildiği belirtilmelidir. Aslında TTK’da rehinde, ana sözleşme değişikliğinde ve sermaye artırımında da bildirici etki vardır. Ancak soru, "ticari mümessil atanması"nın tescil ile üçüncü kişilere karşı doğrudan ileri sürülebilirliğini vurguladığı için C şıkkı tercih edilmiştir. Diğer şıklar da bildirici etki yaratır ancak bu soruda C şıkkı doğru kabul edilmiştir.

Bilinmesi gereken kural: Ticari mümessil atanması, tescil ile üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir (bildirici etki).

Soru 14 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Ticari işlerle ilgili olarak Türk Ticaret Kanunu’nda hakkında hükûm bulunmayan hâllerde mahkemece aşağıda belirtilenlerden hangisine göre karar verilir?

  • A)Önce genel hükümlere, bu da yoksa ticari örf ve âdete göre karar verilir.
  • B)Önce ticari örf ve âdete, o da yoksa genel hükümlere göre karar verilir.
  • C)Önce genel hükümler, o da yoksa teamüller uygulanır.
  • D)Teamül hiç bir şekilde mahkeme yargısına esas olamaz.
  • E)Teamül varsa öncelikle uygulanmak zorundadır.
Çözümü göster — doğru cevap B

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 5, ticari işlerde TTK’da hüküm bulunmayan hallerde öncelikle ticari örf ve âdete, bunun da yoksa Türk Medeni Kanunu’ndaki genel hükümlere göre karar verilmesi gerektiğini açıkça düzenler. Bu hiyerarşi, ticari hayatın dinamizmi ve özel yapısı nedeniyle, özel ticari kuralların genel hukuk kurallarına tercih edilmesini öngörür. Bu nedenle B şıkkı doğrudur.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şunlardır: A) Sıralama tersidir; genel hükümler değil, önce ticari örf uygulanır. C) "Teamüller" ifadesi hukuki netlik taşımaz ve öncelik sırası hatalıdır. D) Ticari örf ve âdet, TTK’ya göre mahkemece esas alınabilecek geçerli bir hukuk kaynağıdır. E) Teamül (örf ve âdet), ancak TTK’da hüküm yoksa uygulanır; mutlak öncelikli değildir.

Bilinmesi gereken kural: TTK’da boşluk olduğunda öncelikli başvurulacak kaynak ticari örf ve âdet, ikinci kaynak ise genel medeni hukuk hükümleridir.

Soru 15 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

İcra müdürünün alacaklının talebi olmadan re- sen yaptığı haciz aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Tedbiri haciz
  • B)İhtiyati haciz
  • C)Genel haciz
  • D)Tamamlayıcı haciz
  • E)Ek haciz
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 139. maddesi uyarınca, alacaklının talebi olmaksızın icra müdürü tarafından re’sen yapılan hacze "tamamlayıcı haciz" denir. Bu işlem, alacağın tahsili için yeterli mal varlığı bulunmadığında, borçlunun başka yerlerdeki mallarının tespit edilip haczedilmesini sağlar. Dolayısıyla, müdürün bu yetkiyi kendi inisiyatifiyle kullanması, sorudaki "talep olmadan re’sen" ifadesiyle birebir örtüşür.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Tedbiri haciz, alacağın tahsilini güvence altına almak için alacaklının talebi üzerine yapılır. B) İhtiyati haciz, davaya konu alacağın kaybolma tehlikesi olması durumunda mahkeme kararıyla uygulanır. C) Genel haciz, alacaklının talebi üzerine borçlunun tüm mallarına yönelik yapılan hacizdir. E) Ek haciz, daha önce haczedilen malların yetersiz kalması durumunda, alacaklının talebiyle yapılan ek hacizdir.

Bilinmesi gereken kural: İcra müdürünün re’sen yapabildiği tek haciz türü tamamlayıcı hacizdir; diğer tüm haciz türleri alacaklının talebine veya mahkeme kararına tabidir.

Soru 16 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

I. Adi ortaklık II. Miras ortaklığı III. “...Piyade Alayı Komutanlığı Kantini” IV. Savunma Sanayii Müsteşarlığı Yukarıdakilerden hangisine/hangilerine karşı icra takibi yapılamaz?

  • A)I ve II
  • B)Yalnız III
  • C)III ve IV
  • D)I, II ve IV
  • E)I, II ve III
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 6. maddesi, kamu tüzel kişiliklerine ve bunların kuruluşlarına karşı doğrudan icra takibi yapılamayacağını hükme bağlar. Bu kapsamda, "Piyade Alayı Komutanlığı Kantini" (III) ve "Savunma Sanayii Müsteşarlığı" (IV) kamu tüzel kişiliği niteliğindedir; dolayısıyla bunlara karşı doğrudan hacizle icra takibi yürütülemez. Bunun yerine, alacaklılar bu kurumlara karşı idari yargı yoluna başvurarak alacağın kesinleşmesini sağlamalı ve ardından tahsilat yapılmalıdır.

Diğer şıklara gelince: Adi ortaklık (I) ve miras ortaklığı (II), Türk Borçlar Kanunu’na göre gerçek kişi veya tüzel kişi statüsünde olmayıp, ortakların kişisel sorumluluğu esastır. Bu nedenle bu ortaklıklara karşı doğrudan icra takibi yapılabileceği gibi, ortakların şahsi mallarına da el konulabilir. Dolayısıyla I ve II’ye karşı icra takibi yapılabilir. III ve IV’e ise yapılamaz. Soru, "hangilerine karşı icra takibi yapılamaz" diye sorduğu için, kamu tüzel kişiliği olan III ve IV’ün yanı sıra, sorunun mantığı ve resmi cevap anahtarı (E) ışığında, genellikle bu tür sorularda adi/miras ortaklıklarının "icra takibine konu olabilecek varlıklar" olarak görülmesi ve kamu kurumlarının "dokunulmazlık" nedeniyle hariç tutulması esas alınır. Ancak resmi anahtar E (I, II ve III) verildiğine göre, burada kafa karışıklığı yaratan nokta, III’ün (Kantine) özel hukuk tüzel kişiliği olup olmadığıdır. Resmi cevap E ise, kantinin kamu tüzel kişiliği sayıldığı ve I, II’nin de belirli şartlarda doğrudan icraya konu olmadığı (örneğin ortaklık malının haczi için önce ortaklığın tasfiyesi gibi) yönündeki dar yorumdan kaynaklanıyor olabilir. Fakat standart yorumda III ve IV yapılamaz. Resmi cevap E olduğu için, sorunun kurgusunda I, II ve III’ün icraya açık olmadığı kabul edilmiştir.

Bilinmesi gereken kural: Kamu tüzel kişiliklerine karşı doğrudan icra takibi yapılamaz; alacaklılar idari yargı yolunu izlemek zorundadır.

Soru 17 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, İcra İflas Kanunu’na göre borca itirazın kesin olarak kaldırılması için alacaklı tarafından ibraz edilmesi gerekli olan belgeler arasında değildir?

  • A)Ticari defterler
  • B)Rehin açığı belgesi
  • C)İmzası ikrar edilmiş borç ikrarını havi adi senet
  • D)İmzası noterlikçe onaylanmış borç ikrarını havi senet
  • E)Resmî dairelerin usulüne uygun olarak verdik- leri belgeler
Çözümü göster — doğru cevap A

İcra İflas Kanunu (İİK) m. 276/1-b hükmüne göre, borçlunun itirazını kesin olarak kaldırmak için alacaklı, icra dairesine belirli belgeleri ibraz etmelidir. Bu belgeler arasında; rehin açığı belgesi (B), imzası ikrar edilmiş adi senet (C), noter onaylı senet (D) ve resmî daire belgeleri (E) açıkça sayılmıştır. Bu listede ticari defterler yer almamaktadır. Ticari defterler, ticaret siciline tescil edilmiş olmaları ve muhasebe usullerine uygun tutulmaları şartıyla delil teşkil edebilir ancak İİK m. 276 kapsamında itirazın kaldırılması için tek başına veya zorunlu olarak ibraz edilmesi gereken "resmiyet" niteliğindeki belgeler arasında gösterilmezler. Dolayısıyla A şıkkı listede değildir.

Diğer şıkların yanlışlığı: B, C, D ve E şıkları, İİK m. 276/1-b'de açıkça sayılan ve itirazın kaldırılması için zorunlu belgelerdir.

Bilinmesi gereken kural: İcra davalarında itirazın kaldırılması için İİK m. 276'da sayılan resmi senet ve belgeler ibraz edilmeli, ticari defterler bu zorunlu belge listesinde yer almaz.

Soru 18 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın gide- rilmesi için eylem tarihinden itibaren dört ay sonra doğrudan idare mahkemesine açılan tam yargı davasında, mahkemece aşağıdaki kararlardan hangisi verilmelidir?

  • A)Süre aşımından davanın reddine
  • B)Görev yönünden davanın reddine
  • C)Dilekçenin görevli idari merciine tevdiine
  • D)Davayı esastan inceleyerek davanın kabul ya da reddine
  • E)Öncelikle ilgili idareye başvurulması için dava- nın reddine
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. İdari eylem nedeniyle açılan tam yargı davalarında, dava açma süresi iki aydır. Ancak soruda belirtilen dört aylık süre, idari eylem tarihinden itibaren geçen sürenin, dava açma süresinin bitiminden itibaren hesaplanan ve idari mercilere itiraz süresi gibi algılanabilecek bir karışıklığı önlemek içindir. Asıl mesele, doğrudan idare mahkemesine başvurulup başvurulmadığıdır.

İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre, idari eylem veya işlem nedeniyle açılacak davalarda, öncelikle ilgili idareye başvurulması zorunludur. Ancak bu başvuru, idari eylem nedeniyle açılacak tam yargı davalarında, idari mercilere itiraz usulüne tabi değildir. Bu nedenle, doğrudan idare mahkemesine açılan davada, mahkeme davanın esastan incelenmesine geçemez.

A şıkkı yanlıştır çünkü süre aşımı söz konusu değildir. B şıkkı yanlıştır çünkü mahkeme görevlidir. D şıkkı yanlıştır çünkü esastan inceleme yapılamaz. E şıkkı yanlıştır çünkü idari mercilere başvuru zorunluluğu yoktur.

Bilinmesi gereken kural: İdari eylem nedeniyle açılacak tam yargı davalarında, doğrudan idare mahkemesine başvurulabilir; ancak mahkeme, dilekçeyi görevli idari merciine tevdi etmekle yükümlüdür.

Soru 19 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

İdari yargı kararlarının yerine getirilmesi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Kararlar idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirilmelidir.
  • B)Esas hakkındaki kararlar gibi, yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararların da otuz gün içinde yerine getirilmesi zorunludur.
  • C)Tazminat davalarında idarece, mahkeme ka- rarının tebliği ile ödeme tarihi arasında geçen süre için tecil faizi oranında faiz ödenir.
  • D)Kararın kamu görevlisi tarafından süresi içinde yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası kamu görevlisi aleyhine açılabileceği gibi idare aleyhine de açılabilir.
  • E)İdari yargı yerleri tarafından verilen kararlara göre işlem tesis edilmemesi nedeniyle idare aleyhine ilgili Danıştay ve idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 46’ya göre, idari yargı kararları idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç 30 gün içinde yerine getirilir (A şıkkı doğrudur). Bu süre, esas ve yürütmenin durdurulması kararları için de geçerlidir (B şıkkı doğrudur). Tazminat davalarında, tebliğ ile ödeme tarihi arasındaki süre için tecil faizi hesaplanır (C şıkkı doğrudur). Kamu görevlisinin süresi içinde yerine getirmemesi halinde, tazminat davası yalnızca idare aleyhine açılabilir; görevli aleyhine doğrudan tazminat davası açılamaz (D şıkkı yanlıştır). İdarenin kararını yerine getirmemesi nedeniyle Danıştay ve idari mahkemelerde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir (E şıkkı doğrudur).

Bilinmesi gereken kural: İdari yargı kararlarının süresinde yerine getirilmemesi durumunda sorumluluk tamamen idareye aittir; kamu görevlisine karşı doğrudan tazminat davası açılamaz.

Soru 20 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Adli, idari ve askerî yargı mercileri arasındaki göreve ve hükme ilişkin uyuşmazlıkları kesin olarak çözümlemeye yetkili merci aşağıdaki- lerden hangisidir?

  • A)Uyuşmazlık Mahkemesi
  • B)Anayasa Mahkemesi
  • C)Yargıtay Hukuku Genel Kurulu
  • D)Yargıtay Başkanlar Kurulu
  • E)Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca; adli, idari ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisine sahiptir. Bu mahkeme, yargı kollukları arasındaki yetki çatışmalarını nihai olarak çözmek üzere kurulan özel bir yargı organıdır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: B) Anayasa Mahkemesi, temel hak ihlalleri ve kanunların anayasaya aykırılığı denetimi yapar, yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarına bakmaz. C) Yargıtay Hukuku Genel Kurulu, sadece adli yargı içindeki hukuk davalarıyla ilgili içtihat birliği ve temyiz incelemesi yapar, idari yargıyı kapsamaz. D) Yargıtay Başkanlar Kurulu, Yargıtay’ın idari ve mali işlerini yürütür, yargısal görev uyuşmazlıklarını çözmez. E) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, hâkim ve savcıların atama, terfi ve disiplin işlerine bakar, yargı mercileri arasındaki uyuşmazlıklara bakmaz.

Bilinmesi gereken kural: Adli, idari ve askerî yargı arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözen tek merci Uyuşmazlık Mahkemesi’dir.

Soru 21 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, idari dava dilekçeleri ile ilgili olarak; Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hâkimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya gö- revlendireceği bir üye tarafından ilk incelemeye tabi tutulacak hususlar arasında yer almaz?

  • A)Husumet
  • B)İdari merci tecavüzü
  • C)Dava dilekçe harcının yatırılıp yatırılmadığı
  • D)Tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar
  • E)Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. 5018 sayılı Kanun ve ilgili yargılama usulleri gereği, idari yargıda dava dilekçesinin kabulü için harç yatırılması zorunlu değildir. Bu nedenle harç durumu, tetkik hakimi veya mahkeme başkanı tarafından yapılan ilk inceleme (kabul aşaması) kapsamında değerlendirilmez. İlk incelemede odaklanılan hususlar, davanın usul ve esas yönünden kabul edilebilir olup olmadığıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Husumet, davanın açılma yetkisi ve tarafların uygunluğu açısından ilk inceleme şartıdır. B) İdari merci tecavüzü, idari yargının yetki alanına girip girmediğini belirleyen temel bir inceleme konusudur. D) Tam yargı davalarında uyuşmazlık miktarı, yetki ve harç gibi usuli konularla birlikte ilk aşamada incelenir. E) Dava konusu, sebepleri ve deliller, davanın niteliğini ve kabulünü etkileyen esaslı unsurlardır.

Bilinmesi gereken kural: İdari yargıda dava dilekçesi için harç ödenmesi gerekmediğinden, harç durumu ilk inceleme kriterleri arasında yer almaz; ancak husumet, yetki ve dava konusu gibi usuli şartlar mutlaka incelenir.

Soru 22 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi bir şart işlem değildir?

  • A)Bir yabancının Türk vatandaşlığına alınması
  • B)Mükellef hakkında vergi tarh ve tahakkuku
  • C)Memurun emekliye sevk edilmesi
  • D)Bir öğrencinin okula kaydedilmesi
  • E)Memur atama işlemi
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Şart işlem, hukuki düzenlemelerin belirli bir olay veya durumun gerçekleşmesine bağlı olarak kendiliğinden hukuki sonuç doğurmasıdır. Vergi tarh ve tahakkuku, yasanın öngördüğü vergilendirme olayının (gelirin elde edilmesi gibi) gerçekleşmesiyle birlikte kanun koyucunun iradesiyle doğan hukuki bir sonuçtur; idari bir takdir veya yeni bir hukuki durum yaratma eylemi değildir. Bu nedenle bir şart işlem niteliği taşır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Vatandaşlığa kabul, idarenin takdirine dayalı yeni bir hukuki statü yarattığı için bir işlem (karar) niteliğindedir. C) Emeklilik, memurun belirli şartları taşıması halinde idarenin bu durumu tespit edip yeni bir statü (emekli) tanıdığı bir işlemdir. D) Okula kayıt, öğrencinin kabulüne ilişkin idari bir karar olduğu için işlemdir. E) Atama, memurun belirli bir makama atanmasını sağlayan ve yeni bir hukuki ilişki kuran idari bir karardır.

Bilinmesi gereken kural: Şart işlem, yasanın kendisi tarafından doğrudan hukuki sonuç bağlayan durumlarda (vergileme olayı gibi) gerçekleşirken, diğer şıklardaki gibi idarenin takdir veya tespitine dayalı yeni bir hukuki durum yaratma eylemi "idari işlem" olarak sınıflandırılır.

Soru 23 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi kural olarak sözleş- menin kurulmasında esaslı hata sayılmaz?

  • A)Şahısta hata
  • B)Sözleşmenin mahiyetinde hata
  • C)Sözleşmenin konusunda hata
  • D)Edimin miktarında hata
  • E)Sözleşmenin saikinde hata
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 41 uyarınca, sözleşmenin kurulmasında esaslı hata; sözleşmenin mahiyeti, konusu, tarafların şahsı veya edimin miktarı gibi unsurlardaki hataları kapsar. Ancak saik (sözleşme yapma nedeni/motivasyonu), tarafların iç dünyasına ait olup dışa yansımadığı sürece hata sayılmaz. Saikteki hata ancak karşı tarafın bunu bildiği durumlarda geçerlilik nedenidir, kural olarak sözleşmenin kurulmasını etkilemez.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu:

  • A) Şahısta hata: Tarafların şahsiyetinde yapılan hata, özellikle şahsiyetin sözleşme için belirleyici olduğu durumlarda esaslı hatadır.
  • B) Sözleşmenin mahiyetinde hata: Sözleşmenin türü (örneğin alım satım yerine hibe sanmak) hakkında yapılan hata, hukuki ilişkiyi tamamen değiştirir ve esaslı hatadır.
  • C) Sözleşmenin konusunda hata: Sözleşmenin konusu (örneğin farklı bir malın satışı) hakkında yapılan hata, irade beyanındaki temel yanlışlığı oluşturur ve esaslı hatadır.
  • D) Edimin miktarında hata: Borç veya alacağın miktarında yapılan hata, sözleşmenin kapsamını belirlediği için esaslı hatadır.

Bilinmesi gereken kural: Saik hatası, karşı tarafın bilmediği sürece kural olarak sözleşmenin feshine veya geçersizliğine yol açmaz; diğer tüm seçenekler TBK’ya göre açıkça esaslı hata kapsamındadır.

Soru 24 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Borçlunun temerrüdü ile ilgili olarak aşağıda- kilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer.
  • B)Sebepsiz zenginleşmede borçlu, zenginleş- menin gerçekleştiği tarihte temerrüde düşmüş olur.
  • C)Sebepsiz zenginleşen iyi niyetli ise temerrüt için bildirim şarttır.
  • D)Haksız fiilde borçlunun temerrüdü için alacak- lının ihtarı şarttır.
  • E)Borcun ifa edileceği gün, taraflarca birlikte belirlenmişse bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur.
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 104/1’e göre, haksız fiil kaynaklı tazminat borçlarında alacaklının ihtarı (bildirimi) şart değildir. Borç, fiilin işlendiği anda doğar ve temerrüt, borçlunun ifa edememesi halinde otomatik olarak gerçekleşir. Bu nedenle D şıkkındaki "ihtar şarttır" ifadesi hukuka aykırıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) TBK m. 104/1-b uyarınca, muaccel borçlarda temerrüt için alacaklının ihtarı gerekir; bu ifade doğrudur. B) TBK m. 104/1-c uyarınca, sebepsiz zenginleşmede zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte temerrüt başlar; bu ifade doğrudur. C) İyi niyetli sebepsiz zenginleşen, bildirim yapıldığı andan itibaren temerrüde düşer; bu ifade doğrudur. E) TBK m. 104/1-a uyarınca, ifa süresi belirlenmişse süre geçince temerrüt başlar; bu ifade doğrudur.

Bilinmesi gereken kural: Haksız fiil borçlarında temerrüt için alacaklının ihtarı gerekmez; borç doğduğu andan itibaren ifa edilemediği takdirde temerrüt hali oluşur.

Soru 25 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi bir sebepsiz zengin- leşme hâli teşkil etmez?

  • A)Geçersiz bir sözleşmeye dayanarak yapılan ifalar
  • B)Borç olmayan bir şeyin kendini borçlu zanne- derek ifa edilmesi
  • C)Gerçekleşmemiş bir nedene dayanarak yapı- lan ifalar
  • D)Zaman aşımına uğramış bir borcun ifası
  • E)Sona ermiş bir sebebe dayanarak yapılan ifalar
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 66/1 hükmüne göre, zaman aşımına uğramış bir borcun ifası, sebepsiz zenginleşme iddiasına konu olamaz. Zaman aşımı, borcun varlığını ortadan kaldırmaz; sadece alacaklının mahkemeye başvurarak alacağını tahsil etme hakkını (davayı) kısıtlar. Borçlu, zamanaşımı savunmasını yapmazsa veya borcu gönüllü olarak öderse, bu ödeme geçerlidir ve sebepsiz zenginleşme doğmaz.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Geçersiz sözleşmeden doğan ifalar, hukuki bir dayanak olmadığı için sebepsiz zenginleşme oluşturur. B) Borç olmayan bir şeyi borç sanarak ödemek, hata nedeniyle yapılan ifa olup geri istenebilir. C) Gelecekte gerçekleşmesi beklenen bir nedenin gerçekleşmemesi, ifanın hukuki dayanağını yok eder. E) Sona ermiş bir sebebe (örneğin feshedilmiş sözleşme) dayanarak yapılan ödemeler, artık geçerli bir hukuki ilişki barındırmadığı için geri istenebilir.

Bilinmesi gereken kural: Zaman aşımı borcu yok etmez, sadece davayı düşürür; gönüllü ödeme ise kesinleşir ve iadesi istenemez.

Soru 26 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Tacir T, sahibi olduğu ticari işletmesinin faa- liyetlerini yürütmek üzere B’yi ticari temsilci (mümessil) olarak atamış ve 15/1/2014 tari- hinde ticaret siciline tescil ve ilan ettirmiştir. Buna göre ticari temsilci B aşağıdaki işlemler- den hangisini yapamaz?

  • A)Ticari işletme için bankadan kredi alabilmek amacıyla işletmenin faaliyet gösterdiği taşın- maz üzerinde rehin hakkı tesis etmek
  • B)Tacir T adına bono düzenlemek
  • C)Ticari işletmenin faaliyetleri için gerekli olan taşınmazları almak
  • D)Tacir T adına kambiyo taahhüdünde bulunmak
  • E)Ticari işletmede çalışacak işçiler ile hizmet sözleşmesi imzalamak
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 545/1 uyarınca, ticari mümessil, tacirin yazılı izni olmaksızın ticari işletmenin taşınmazları üzerinde rehin veya ipotek gibi ayni hak tesis edemez. Bu işlem, temsil yetkisinin sınırlarını aşan ve tacirin özel rızasını gerektiren bir işlemdir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B şıkkı, mümessilin genel yetkisi dahilinde kambiyo senedi düzenleyebilmesi doğrudur. C şıkkı, işletmenin faaliyetleri için taşınmaz satın almak mümessilin yetki alanındadır. D şıkkı, tacir adına kambiyo taahhüdünde bulunmak genel temsil yetkisine dahildir. E şıkkı, işçi işe almak ticari işletmenin idari faaliyetleri kapsamında olup mümessil tarafından yapılabilir.

Bilinmesi gereken kural: Ticari mümessil, tacirin açık yazılı izni olmadan ticari işletmenin taşınmazları üzerinde rehin veya ipotek gibi ayni hak tesis etme yetkisine sahip değildir.

Soru 27 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Üst hakkı, tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına sürekli bir hak olarak kaydedilebilmesi için en az kaç yıl için tesis edilmiş olmalıdır?

  • A)49 yıl
  • B)30 yıl
  • C)20 yıl
  • D)15 yıl
  • E)10 yıl
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca, üst hakkı tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına "sürekli bir hak" olarak kaydedilebilmesi için en az 30 yıl için tesis edilmiş olması gerekir. Bu süre, hakkın sürekliliğini ve taşınmaz üzerindeki ağırlığını yansıtan yasal bir asgari sınırdır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) 49 yıl, kanunda sürekli hak için öngörülen asgari süre olan 30 yılı karşılamaz. C) 20 yıl, 30 yılından kısa olduğu için sürekli hak kaydı şartını sağlamaz. D) 15 yıl, yasal asgari süre olan 30 yılı karşılamadığı için geçersizdir. E) 10 yıl, en düşük seçenek olup sürekli hak kaydı için yetersizdir.

Bilinmesi gereken kural: Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, üst hakkının sürekli bir hak olarak tapuda kaydedilebilmesi için tesis süresinin en az 30 yıl olması zorunludur.

Soru 28 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Malik olmayan A’dan, gerçek malikin rızası dışında çıkan saati satın alan B, iyi niyetli ise aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A)B, hiçbir şekilde malik olamaz.
  • B)B, iyi niyet ilkesi gereği hemen malik olur.
  • C)B, dürüstlük ilkesi gereği hemen malik olur.
  • D)Gerçek malik malın bedelini ödemek suretiyle malik olabilir.
  • E)B, nizasız ve fasılasız beş yıl süre ile zilyed bulunursa malik olur.
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E'dir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 986/1 hükmüne göre, malik olmayan birinden hareketli bir şey satın alan iyi niyetli kişi, o malı nizasız (hukuka aykırı olmayan) ve fasılasız (kesintisiz) olarak beş yıl boyunca zilyed (fiili hakimiyet) olarak bulursa, mülkiyet hakkını kazanır. Bu hüküm, ticaret güvenliğini ve hukuk güvenliği ilkesini korumak amacıyla getirilmiştir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Yanlıştır, çünkü TMK 986 ile iyi niyetli zilyedlik yoluyla mülkiyet kazanma imkanı tanınmıştır. B) Yanlıştır, çünkü mülkiyet kazanması "hemen" değil, belirli bir süre (5 yıl) sonunda gerçekleşir. C) Yanlıştır, çünkü mülkiyet kazanma nedeni dürüstlük ilkesi değil, kanunda öngörülen süre ve zilyedlik şartlarıdır. D) Yanlıştır, çünkü gerçek malikin bedel ödeyerek malı geri alması (ihraç hakkı) ancak B'nin zilyedlik süresini tamamlamaması durumunda söz konusu olabilir; bu genel bir kural değildir.

Bilinmesi gereken kural: Hareketli mallarda iyi niyetli alıcı, malı 5 yıl nizasız ve fasılasız zilyedlik halinde tutarsa mülkiyet hakkını kazanır.

Soru 29 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Pasifik Okyanusu’nun ortasında batan Türk bandıralı “Artuk” gemisinin yolcularından birisi de Yasemin’dir. Bu kazada hiç kimse kurtulama- mış ve Yasemin’in cesedi de bulunamamıştır. Yukarıda gerçekleşen olay ile ilgili olarak aşa- ğıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

  • A)Bu olaydan itibaren 5 yıl geçtikten sonra gaip- lik kararı için mahkemeye müracaat edilebilir.
  • B)Bu olaydan itibaren 1 yıl geçtikten sonra gaip- lik kararı için mahkemeye müracaat edilebilir.
  • C)Burada ölüm karinesi söz konusudur, gaiplik kararı için olaydan itibaren 5 yıl geçmesi gerekir.
  • D)Burada ölüm karinesi söz konusudur, gaiplik kararına gerek yoktur.
  • E)Burada ölüm karinesi söz konusudur, gaiplik kararı için olaydan itibaren 1 yıl geçmesi gerekir.
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 32/1-b hükmüne göre, denizde batan veya uçak kazasında hayatını kaybeden kişilerin cesedi bulunamazsa, olay anında ölüm karinesi doğar. Bu kural, gaiplik (kayıp sayılma) kurumundan farklıdır. Gaiplik, kişinin nerede olduğu bilinmeyen ancak hayatta olma ihtimali devam eden durumlar içindir ve TMK m. 33 uyarınca olaydan 1 yıl sonra başvuru yapılmasını gerektirir. Ancak deniz kazası gibi kesin ölüm ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda, ceset bulunmasa bile yasa doğrudan ölümü kabul eder. Bu nedenle Yasemin için gaiplik kararı alıp 1 veya 5 yıl beklemeye gerek yoktur; olay anında ölüm hukuki gerçek sayılır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) 5 yıl bekleme süresi, gaiplik kararlarında uzun süreli kayıplar için geçerlidir, bu olayda uygulanmaz. B) 1 yıl bekleme süresi, sadece kişinin nerede olduğu bilinmeyen gaiplik hallerinde geçerlidir, deniz kazasında değildir. C) Ölüm karinesi varsa gaiplik kararı gerekmez, bu iki kurum birbirini dışlar. E) 1 yıl bekleme süresi gaiplik için geçerlidir, ölüm karinesi durumunda beklemeye gerek yoktur.

Bilinmesi gereken kural: Deniz veya hava kazasında ceset bulunamazsa TMK m. 32/1-b uyarınca doğrudan ölüm karinesi doğar, gaiplik kararı ve bekleme süresi aranmaz.

Soru 30 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Kişilik haklarının özellikleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)İnsan olma nedeniyle sahip olunan haklardır.
  • B)İflas masasına girmezler.
  • C)Manevi varlıklara ilişkindirler.
  • D)Miras yolu ile intikal etmezler.
  • E)Nispi haklardandır.
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Kişilik hakları, kişinin insan olarak sahip olduğu, devredilemez ve vazgeçilmez haklardır. Hukukta haklar, karşı tarafın belirli bir davranışını isteyebilme gücüne göre "mutlak" ve "nispi" olarak ikiye ayrılır. Kişilik hakları (isim, onur, hürriyet vb.) herkese karşı savunulabilir ve herkesin bu haklara saygı gösterme yükümlülüğü vardır. Bu nedenle mutlak hak niteliğindedirler. E şıkkı, kişilik haklarını "nispi hak" olarak tanımlayarak bu temel ayrımı yanlış yapmıştır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Kişilik hakları, insan olmanın doğal ve vazgeçilmez bir sonucudur; bu ifade doğrudur. B) Kişilik hakları mülkiyet hakkı olmadığı için iflas masasına girmez; bu ifade doğrudur. C) Kişilik hakları, kişinin manevi varlığını (onur, saygınlık vb.) korur; bu ifade doğrudur. D) Kişilik hakları kişiye özeldir ve ölümle sona erer, miras yoluyla başkasına geçmez; bu ifade doğrudur.

Bilinmesi gereken kural: Kişilik hakları, herkese karşı ileri sürülebilen ve devredilemeyen mutlak haklardır.

Soru 31 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Malik M, evini içinde oturan kiracısı K’ye satıp devretmiş ve K evin asli zilyedi hâline gelmiştir. Bu olayda “zilyedliğin teslimsiz nakli” şekille- rinden hangisi gerçekleşmiştir?

  • A)Kısa elden teslim
  • B)Hükmen teslim
  • C)Zilyedliğin havalesi
  • D)İdari yoldan iktisap
  • E)Emtiayı temsil eden senetlerinin teslimi sure- tiyle nakil
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 99/2 hükmüne göre, zilyedlik, zilyedin malı başkasına devretmesi halinde, devreden ile devralan arasındaki sözleşme ile zilyedliğin devredene bırakılması halinde, zilyedliğin teslimsiz olarak nakli gerçekleşir. Bu hukuki durum literatürde ve uygulamada "kısa elden teslim" (traditio brevi manu) olarak adlandırılır. Soruda M malikinin evi K’ya satması ve K’nın zaten evde oturarak asli zilyed olması, mülkiyet devri ile birlikte zilyedliğin fiili teslimata gerek kalmadan, tarafların iradesiyle nakline işaret eder.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B şıkkı, zilyedin malı üçüncü bir kişiye devretmesi veya zilyedliğin başkasına bırakılması gibi halleri kapsar, bu olaya uymaz. C şıkkı, alacaklıların borçlunun malvarlığından menfaat sağlaması için yapılan bir işlem olup zilyedlik nakli şekli değildir. D şıkkı, idari makamların kararıyla zilyedliğin kazanılması halidir ve bu olayda yer almaz. E şıkkı, malları temsil eden senetlerin teslimiyle zilyedliğin nakli halidir ve gayrimenkul için geçerli değildir.

Bilinmesi gereken kural: Kiracı veya diğer asli zilyedler, malın mülkiyetinin kendilerine geçmesi halinde, fiili teslimata gerek kalmadan zilyedliği "kısa elden teslim" yoluyla iktisap ederler.

Soru 32 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hâllerde vergi ka- nunlarının hükümleri, aşağıdakilerden hangisi dikkate alınarak uygulanır?

  • A)Hükmün konuluş tarihi
  • B)Hükmün konuluşundaki maksat
  • C)Kıyasen uygulama
  • D)Örf ve âdet
  • E)Hâkimin takdiri
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) Madde 5/1’e göre, vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde, hükmün konuluşundaki maksat dikkate alınarak uygulanır. Bu kural, vergi hukukunda yorum yaparken yasanın amacına (ruhuna) öncelik verildiğini gösterir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Hükmün konuluş tarihi, yorumda birincil kaynak değildir. C) Kıyasen uygulama, vergi hukukunda yasaya açıkça izin verilmedikçe yasaklıdır. D) Örf ve âdet, vergi borcu doğuran olaylarda doğrudan kaynak olarak kullanılamaz. E) Hâkimin takdiri, hukuki belirsizliği gidermek için yasal yorum kurallarına bağlıdır, keyfi değildir.

Bilinmesi gereken kural: Vergi hukukunda lafız yetersiz kaldığında, yorum yaparken yasanın konulma amacı (maksadı) esas alınır.

Soru 33 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi vergi zıyaına yol açan hâllerden değildir?

  • A)Mükellefin vasisinin vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi
  • B)Vergi sorumlusunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini eksik yerine getirmesi
  • C)Mükellefin işlerinin kayyuma devredilmiş olması
  • D)Mükellefin şahsı ile ilgili olarak gerçeğe aykırı beyanda bulunması
  • E)Mükellefin medeni hâli hakkında gerçeğe aykı- rı beyanda bulunması
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 358’e göre, vergi ziyaına yol açan haller; mükellefin, vasisinin, sorumlusunun veya temsilcisinin vergilendirmeyle ilgili ödevlerini zamanında veya eksik yerine getirmesi ile gerçeğe aykırı beyanda bulunmasıdır. Buna göre A, B, D ve E şıkları doğrudan VUK m. 358 kapsamında değerlendirilerek vergi ziyaına neden olur.

A şıkkı yanlıştır çünkü vasi, vasisi altındaki mükellefin yerine geçer ve ödevlerini yerine getirmezse vergi ziyaı doğar. B şıkkı yanlıştır çünkü vergi sorumlusu, sorumluluk kapsamında ödevlerini eksik yerine getirirse bu durum vergi ziyaı sayılır. D şıkkı yanlıştır çünkü mükellefin şahsı hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması, VUK m. 358 uyarınca açıkça vergi ziyaı hali olarak kabul edilir. E şıkkı yanlıştır çünkü medeni hal gibi şahsi statüyü etkileyen hususlarda gerçeğe aykırı beyanda bulunmak da vergi ziyaı doğurur.

Bilinmesi gereken kural: Vergi ziyaı, mükellef veya yetkililerinin ödevlerini ihmal etmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunmasıyla oluşur; işlerin kayyuma devredilmesi ise bu kapsamda değildir.

Soru 34 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, özel hukuk kavram- larından “kanuna karşı hile” ile en çok benzer- lik gösteren vergi hukuku kavramıdır?

  • A)Usulsüzlük
  • B)İnançlı işlem
  • C)İnançlı temlik
  • D)Peçeleme
  • E)Sahtecilik
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D) Peçelemedir.

Neden Doğru? "Kanuna karşı hile" (fraude à la loi), hukuki bir durumu gizleyerek farklı bir görünüm yaratmak ve böylece uygulanmasını istemediği kanun hükümlerinden kaçınmaktır. Vergi hukukunda Peçeleme, tarafların gerçek ekonomik içeriğini (gerçek işlemi) örtbas ederek, vergi yükünü azaltmak amacıyla farklı hukuki bir şekil (peçe) giydirerek işlem kurmasıdır. Her iki kavram da "şekil" ile "öz" arasındaki ayrılığı istismar etmeyi ve hukuki düzenlemelerden kaçmayı hedefler.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A) Usulsüzlük: Sadece prosedür veya forma uymamaktır, hukuki niteliği değiştirme amacı taşımaz.
  • B) İnançlı işlem: Gerçek amacı gizlemek yerine, güven ilkesi çerçevesinde tarafların gerçek iradesini esas alan bir kavramdır.
  • C) İnançlı temlik: Alacaklıyı korumak veya vergiden kaçmak için malın sahipliğinin başkasına geçirilmesi olup, peçelemeye göre daha spesifik bir araçtır.
  • E) Sahtecilik: Belge veya veriyi uydurmak/falsalamak olup, hukuki işlem şekliyle ilgili değildir.

Bilinmesi gereken kural: Peçeleme, vergi hukukunda "kanuna karşı hile"nin en net yansımasıdır; çünkü gerçek ekonomik olayın yerine hukuki bir kılıf giydirilerek vergi yükümlülüğünden kaçılmasını ifade eder.

Soru 35 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Mükellef A 2013 yılında vermesi gereken Gelir Vergisi Beyannamesini vermemiştir. Buna göre vergi idaresinin bu vergiyi tarh etmesi hangi tarihten itibaren olanaksız hâle gelecektir?

  • A)31.12.2017
  • B)31.12.2015
  • C)31.12.2018
  • D)31.06.2013
  • E)31.03.2018
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 116. maddesi uyarınca, beyanname verilmemesi halinde vergi idaresinin tarh yetkisi, beyanname verilmesi gereken son tarihten itibaren 5 yıl sonra düşer. Mükellef A’nın 2013 yılına ait beyannamesini vermemesi, bu sürenin 2014 yılı beyanname son teslim tarihi olan 25 Mart 2015’ten değil, ilgili yılın (2013) beyanname verme süresinin bittiği tarih olan 25 Mart 2014’ten itibaren işlemeye başladığını gösterir. Ancak soruda kastedilen, 2013 yılı gelirine ait beyannamenin 2014 yılında verilmesi gereken bir belgedir. Genel kural olarak, beyanname verilmeyen hallerde tarh süresi, beyanname verilmesi gereken son günden itibaren 5 yıldır. 2013 yılı beyannamesi 2014 yılında verilmeliydi. Dolayısıyla süre 2014’ün sonundan itibaren değil, beyanname verme süresinin bitişinden itibaren hesaplanır. 2013 yılı beyanname süresi 2014 Mart’ında bitmiştir. 5 yıl sonra 2019 Mart olur. Ancak soru kökü ve şıklar incelendiğinde, 2013 yılına ait vergi için tarh süresinin 2017 yılı sonu ile ilgili bir mantık hata olabilir. Doğru hukuki yorum: Beyanname verilmeyen hallerde süre, beyanname verilmesi gereken son günden itibaren 5 yıldır. 2013 yılı beyannamesi 2014 yılında verilmeliydi. Süre 2014 Mart’tan itibaren 5 yıl sürer, yani 2019 Mart’ta düşer. Ancak resmî cevap A (31.12.2017) olarak verilmiştir. Bu durum, sorunun 2013 yılı beyannamesinin 2013 yılı içinde verilmesi gereken bir durum gibi (ki bu yanlıştır) veya farklı bir yorumla, 2013 yılı sonundan itibaren 4 yıl gibi bir hesaplamaya dayandığını düşündürür. Fakat KGK standartlarına göre, beyanname verilmeyen hallerde 5 yıllık süre esastır. 2013 yılı beyannamesi 2014 Mart’ında verilmeliydi. 5 yıl sonra 2019 Mart’tır. A şıkkının doğru kabul edilmesi için, sorunun 2013 yılı gelirinin 2013 yılı içinde tarh süresinin bitişini sorduğu varsayımıyla, 2013+4=2017 şeklinde bir hata payı veya özel bir durum kastedilmiş olabilir. Ancak mevzuata göre en doğru yaklaşım, beyanname süresinin bitişinden itibaren 5 yıldır. Resmî cevap A olduğu için, muhtemelen soru 2013 yılı beyannamesinin 2013 yılı sonuna kadar verilmesi gerektiği yanlış bilgisiyle veya 2013 yılına ait verginin 2017 yılında zamanaşımına uğradığı (4 yıl gibi) bir kafa karışıklığı içerebilir. Ancak genel kural 5 yıldır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu: B) 2015, 5 yıllık sürenin başlangıcına yakındır, tarh hakkı henüz düşmemiştir. C) 2018, 2019 Mart’tan önce geldiği için tarh hakkı devam etmektedir. D) 2013, beyanname süresinin bile bitmediği bir tarihtir. E) 2018 Mart, 5 yıllık sürenin henüz tamamlanmadığı bir tarihtir.

Bilinmesi gereken kural: Beyanname verilmeyen hallerde vergi tarh süresi, beyanname verilmesi gereken son günden itibaren 5 yıldır.

Soru 36 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

Vergi zıyaı cezasının 3 kat olarak uygulanaca- ğı fiillere örnek olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?

  • A)Defter ve belgeleri tahrif etmek
  • B)Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişile- rin basabileceği belgeleri bakanlık ile anlaş- ması olmadan basmak
  • C)Defter kayıt ve belgeleri yok etmek
  • D)Sahte belge düzenlemek
  • E)Tutulması mecburi olan defterleri tutmamak
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 355/1-a bendine göre, defter ve belgeleri tahrif etmek, yok etmek veya sahte belge düzenlemek gibi ağır suçlar vergi ziyaı cezasının 3 katı olarak uygulanır. Bu maddeler, vergi kaçırma amacını doğuran aktif ve kurnaz fiilleri kapsar. E şıkkındaki "tutulması mecburi olan defterleri tutmamak" fiili ise VUK m. 355/1-b bendinde düzenlenmiştir. Bu durum, kasten düzenlenmemiş veya kaydedilmemiş olmasına rağmen, 3 kat ceza değil, 1 kat vergi ziyaı cezasına tabidir. Dolayısıyla bu fiil, 3 kat ceza uygulanacak fiiller listesinde yer almaz.

Diğer şıkların yanlışlığı: A) Defter tahrifi, VUK m. 355/1-a kapsamında 3 kat ceza gerektirir. B) Anlaşmasız belge basma, VUK m. 355/1-a kapsamında 3 kat ceza gerektirir. C) Belge yok etme, VUK m. 355/1-a kapsamında 3 kat ceza gerektirir. D) Sahte belge düzenleme, VUK m. 355/1-a kapsamında 3 kat ceza gerektirir.

Bilinmesi gereken kural: Defter tutmamak 1 kat ceza iken, defteri tahrif, yok etmek veya sahte belge düzenlemek 3 kat ceza gerektirir.

Soru 37 · 2015/3 · Genel Hukuk Mevzuatı

“İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştır- dıkları özel iş yerlerinde yüzde (....) engelli, kamu iş yerlerinde ise yüzde (....) engelli ve yüzde (......) eski hükümlü işçiyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmak- la yükümlüdürler.” cümlesinde boş bırakılan oranlar 4857 sayılı İş Kanunu’na göre aşağı- dakilerden hangisinde, sırasıyla, doğru olarak verilmiştir?

  • A)2, 4, 4
  • B)3, 4, 2
  • C)2, 2, 4
  • D)3, 3, 2
  • E)4, 3, 1
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca, özel iş yerlerinde en az yüzde 3, kamu iş yerlerinde ise en az yüzde 4 engelli ve yüzde 2 eski hükümlü çalıştırma yükümlülüğü vardır. Bu oranlar, işverenlerin sosyal sorumluluk ve istihdam politikalarında uymak zorunda olduğu yasal zorunluluklardır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A şıkkı özel sektör oranını (2) ve eski hükümlü oranını (4) hatalı vermiştir. C şıkkı hem özel sektör hem de kamu engelli oranını (2) eksik belirtmiştir. D şıkkı kamu iş yerindeki eski hükümlü oranını (2) doğru olsa da engelli oranını (3) kamu için hatalı vermiştir. E şıkkındaki tüm oranlar (4, 3, 1) yasa metnindeki zorunlu asgari oranlarla uyuşmamaktadır.

Bilinmesi gereken kural: Özel sektörde %3 engelli, kamu sektöründe %4 engelli ve %2 eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu vardır.

Genel Hukuk Mevzuatı dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 3025 çözümlü soru

KGK Bağımsız Denetçilik Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

Sınav Merkezi uygulaması