Soru 1 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
I. İdari işlem veya eylem niteliğinde yargı kararı verilemez. II. Takdir yetkisinin yargısal denetimi mümkündür. III. İdari yargı yerleri, tam yargı davalarıyla sınırlı olarak yerindelik denetimi yapabilirler. İdari yargı yetkisinin sınırlarıyla ilgili yukarıda- ki ifadelerden hangisi/hangileri doğrudur?
- A)Yalnız I
- B)Yalnız II
- C)I ve II
- D)II ve III
- E)I, II ve III
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır.
İlk ifade doğrudur. Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre, yargı organları sadece hukuki uyuşmazlıkları çözer. İdari makamların tek taraflı irade beyanı olan "idari işlem" veya fiili eylem niteliğindeki kararları, yargı kararıyla doğrudan değiştiremez veya iptal edemez; ancak bu işlemlerin hukuka aykırılığı nedeniyle tazminat veya hukuki statü tespiti gibi sonuçlar doğurabilir. Yargı, idarenin takdir yetkisini kullandığı yerlerde işlem yerine geçemez.
İkinci ifade de doğrudur. İdarenin takdir yetkisi sınırsız değildir. Yargı mercileri, idari işlemin takdir yetkisi sınırları içinde kalıp kalmadığını, usule ve esasa uygun olup olmadığını denetler. Takdir hatası, yetki aşımı veya amaç dışı kullanım hallerinde yargı müdahale edebilir.
Üçüncü ifade yanlıştır. Tam yargı davalarında (zarar tazmini) yargı, idarenin mali kararlarında yerindelik denetimi yapabilir. Ancak iptal davalarında yargı, sadece hukuka uygunluk denetimi yapar; idarenin takdir yetkisi kapsamındaki "yerine" geçemez veya yerindelik denetimi yapamaz. Dolayısıyla "tam yargı davalarıyla sınırlı olarak" ifadesi, yargı yetkisinin genel sınırlarını yanlış tanımlar.
Bilinmesi gereken kural: Yargı, idari işlemlerde sadece hukuka uygunluk denetimi yapar; takdir yetkisi sınırları içindeki yerindelik denetimini yapmaz, ancak tam yargı davalarında zarar tespiti için yerinde karar verebilir.
Soru 2 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
İdare hukukunun kaynaklarından olan tüzük ile ilgili olarak aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
- A)Tüzük çıkarmak Bakanlar Kuruluna özgü bir yetkidir.
- B)Tüzüğün sebep unsuru mutlaka dayandığı bir kanundur.
- C)Tüzük çıkarmak için kanunun açıkça yetki vermesi gerekmez.
- D)Tüzükler ne zaman yürürlüğe gireceğini kendi metninde gösterebilir.
- E)Danıştay, tüzük tasarılarını en geç 45 gün içinde inceleyerek raporunu Bakanlar Kurulu- na gönderir.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Anayasa’nın 104. maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulu tüzük tasarılarını Danıştay’a gönderir. Danıştay, bu tasarıları en geç 30 gün içinde inceleyip raporunu Bakanlar Kurulu’na verir. Dolayısıyla 45 gün süresi yanlıştır.
Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Doğrudur; Anayasa’nın 104. maddesi tüzük çıkarma yetkisini Bakanlar Kurulu’na verir. B) Doğrudur; tüzükler kanunlara aykırı olamayacağı için mutlaka bir kanuna dayanır. C) Doğrudur; tüzük çıkarma yetkisi, kanunların açıkça yetki vermesini gerektirmez (kanunların uygulanmasına ilişkin tüzükler için). D) Doğrudur; tüzükler yürürlük tarihini kendi metninde belirleyebilir.
Bilinmesi gereken kural: Danıştay’ın tüzük tasarılarını inceleme süresi 30 gündür, 45 gün değildir.
Soru 3 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi, eser sözleşmesinde yüklenicinin borçlarından biri değildir?
- A)Özen
- B)Ücret ödeme
- C)Sadakat
- D)Eseri teslim etme
- E)Araç ve gereç sağlama
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Eser sözleşmesinde yüklenici, eseri özenle yapma, teslim etme ve gerekli araç-gereci sağlama gibi asıl borçları yüklenir (TBK m. 473). Ayrıca, sözleşmenin niteliği ve taraflar arasındaki güven ilişkisi gereği sadakat (iyi niyet) ilkesine uymak zorundadır. Ancak ücreti ödeme borcu, yükleniciye değil, işi yaptıran (müteahhit değil, müşteri) tarafa aittir. Yani ücret, yüklenicinin alacağıdır, borcu değildir.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu:
- A) Özen: Yüklenici, eseri yaparken mesleki özen göstermek zorundadır (TBK m. 473).
- C) Sadakat: Taraflar, sözleşmeden doğan güven ilişkisi çerçevesinde iyi niyetle hareket etmeli ve birbirine sadakat borcu taşımaktadır.
- D) Eseri teslim etme: Eser sözleşmesinin temel amacı eserin tamamlanıp teslim edilmesidir; bu yüklenicinin asıl borcudur.
- E) Araç ve gereç sağlama: Eser sözleşmesinde, taraflar aksini kararlaştırmadıkça, araç ve gereçleri sağlama yükümlülüğü yükleniciye aittir (TBK m. 473).
Bilinmesi gereken kural: Eser sözleşmesinde ücret ödeme borcu işi yaptıran tarafa aittir; yüklenici ise eseri özenle yapıp teslim etme ve gerekli malzemeyi sağlama borçludur.
Soru 4 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Temsilcinin, bir hukuki işlemi kendi adına fa- kat başkası (temsil olunan) hesabına yapması hâlinde aşağıdaki temsil türlerinden hangisi söz konusu olur?
- A)Doğrudan doğruya temsil
- B)Pasif temsil
- C)Dolaylı temsil
- D)Yasal temsil
- E)Kanuni temsil
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 502’ye göre, temsilcinin kendi adına ancak temsil olunan hesabına yaptığı işlemler dolaylı temsil olarak adlandırılır. Bu durumda hukuki işlem doğrudan temsilci ile üçüncü kişi arasında kurulur; temsil olunan, bu işlemden doğan hak ve yükümlülükleri doğrudan kazanmaz veya üstlenmez. Dolaylı temsilde, temsilci üçüncü kişiye karşı hak sahibi olur, ancak temsil olunan lehine hareket etme yükümlülüğü altındadır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Doğrudan doğruya temsilde işlem, temsilci adına değil, doğrudan temsil olunan hesabına yapılır. B) Pasif temsil, hukukumuzda geçerli bir temsil türü değildir. D) Yasal temsil, kanundan doğan temsil yetkisi (velilik, velayet vb.) için kullanılır, işlem usulüyle ilgisi yoktur. E) Kanuni temsil, yasal temsilin eş anlamlısıdır ve sorudaki "kendi adına" şartını karşılamaz.
Bilinmesi gereken kural: Temsilcinin kendi adına işlem yapması, hukuki sonuçların doğrudan temsil olunanı bağlamaması nedeniyle dolaylı temsili oluşturur.
Soru 5 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi, kiralanan şeyle ilgili olarak kiraya verenin borçlarından değildir?
- A)Kiralananın olağan kullanımı için temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu
- B)Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar nedeniyle sorumlu olma
- C)Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu
- D)Kiralananın ayıplarından sorumlu olma
- E)Yan giderlere katlanma borcu
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 330/1’e göre, kiralananın olağan kullanımı için gerekli olan temizlik ve bakım giderleri, taraflar aksini kararlaştırmadıkça kiracıya aittir. Kiraya verenin bu giderleri ödeme yükümlülüğü bulunmadığından, A şıkkı kiraya verenin borçları arasında yer almaz.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: B şıkkı yanlıştır; çünkü TBK m. 328 uyarınca kiraya veren, üçüncü kişilerin ileri sürdüğü haklar nedeniyle kiracıyı koruma ve sorumlu olma yükümlülüğü altındadır. C şıkkı yanlıştır; zira TBK m. 330/2’ye göre vergi ve benzeri yükümlülükler, taraflar aksini约定 etmedikçe kiraya verene aittir. D şıkkı yanlıştır; çünkü TBK m. 329’a göre kiraya veren, kiralananın ayıplı olmasından sorumlu tutulur. E şıkkı yanlıştır; zira TBK m. 330/1’e göre yan giderler (kamu vergileri, aidat vb.), taraflar aksini kararlaştırmadıkça kiraya verene aittir.
Bilinmesi gereken kural: Kiralananın olağan kullanımı için gerekli temizlik ve bakım giderleri, taraflar aksi kararlaştırılmadıkça kiracıya aittir.
Soru 6 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Borçlar Kanunu’na göre, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa para borçları nerede ifa edilir?
- A)Borçlunun iş yerinde
- B)Borçlunun istediği yerde
- C)Borçlunun borcunun doğduğu yerde
- D)Borçlunun ikametgâhının bulunduğu yerde
- E)Alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 103. maddesi, taraflar sözleşmede farklı bir yer belirlemedikçe, para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğini açıkça hükme bağlar. Bu kural, alacaklının parasını kendi bulunduğu yerde almasını sağlayarak ifa masrafı ve riskini minimize etmeyi amaçlar.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Borçlunun iş yeri, ticari alacaklarda veya özel hüküm yoksa genel kural değildir. B) Borçlunun tek taraflı iradesiyle yer belirlemesi hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır. C) Borcun doğduğu yer, ifa yeri kuralı olarak TBK’da para borçları için geçerli değildir. D) Borçlunun ikametgâhı, para borçları dışında kalan diğer borç türleri için geçerli olabilir ancak bu sorunun özel kuralı değildir.
Bilinmesi gereken kural: Türk Borçlar Kanunu’na göre, sözleşmede aksine bir düzenleme yoksa para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir.
Soru 7 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi icra takip işleminin özelliklerinden birisi değildir?
- A)Zaman aşımı süresini kesmemesi
- B)Borçluya karşı yapılması
- C)İcra organları tarafından yapılması
- D)Cebri icranın ilerlemesini sağlaması
- E)Tatil ve talik hâllerinde yapılamaması
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. İcra takibi, Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca zaman aşımını kesen hukuki işlemlerden biridir. Dolayısıyla "kesmemesi" ifadesi yanlıştır; aslında keser. Bu nedenle A şıkkı icra takibinin bir özelliği değildir.
Diğer şıkların analizine gelirsek: B şıkkı yanlıştır çünkü icra takibi doğrudan borçluya karşı yürütülen bir süreçtir. C şıkkı yanlıştır; icra takibi, icra müdürlüğü gibi resmi icra organları tarafından yürütülür. D şıkkı yanlıştır; icra takibinin temel amacı, cebri icranın (haciz, satış vb.) ilerlemesini ve sonuçlanmasını sağlamaktır. E şıkkı yanlıştır; icra takibi, mahkemece verilen tatil veya talik kararları nedeniyle durdurulabilir veya yapılamaz.
Bilinmesi gereken kural: İcra takibi, Borçlar Kanunu’na göre zaman aşımını kesen resmi bir hukuki işlemdir ve borçluya karşı icra organları tarafından yürütülür.
Soru 8 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Genel haciz yoluyla takipte borçlu, kendisine gönderilen ödeme emrine, süresi içerisinde aşağıdaki beyanlardan hangisini ileri sürerek karşı koyarsa ödeme emrine hiç itiraz etme- miş sayılır?
- A)İtiraz ediyorum.
- B)Benim borcum bu kadar değildir.
- C)Takibe konu alacağı ödedim, borcum yoktur.
- D)Takibe konu alacak zaman aşımına uğramıştır.
- E)Takibe konu edilen alacağın dayanağı olan adi senet altındaki imza bana ait değildir.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, borçlu ödeme emrine karşı koyarken sadece alacağın miktarını veya varlığını reddederse (örneğin "borcum bu kadar değil" derse), bu durum yasal karşı koyma sayılmaz ve itiraz edilmemiş kabul edilir. Karşı koyma yapabilmek için borçlunun, alacağın varlığını, miktarını veya takibin usulüne ilişkin temel itirazları (ödendiği, zamanaşımı, imza sahtesi vb.) açıkça belirtmesi gerekir. Sadece miktarı tartışmak, alacağın varlığını kabul ettiği anlamına gelir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A şıkkı: "İtiraz ediyorum" ifadesi, karşı koyma beyanı olarak yeterlidir. C şıkkı: Borcun ödendiğini ileri sürmek, alacağın sona erdiğini gösteren geçerli bir itirazdır. D şıkkı: Zamanaşımı itirazı, alacağın hukuki korumasını yitirdiğini belirten geçerli bir itirazdır. E şıkkı: İmza sahtesi iddiası, alacağın dayanağını geçersiz kılan geçerli bir itirazdır.
Bilinmesi gereken kural: Miktar itirazı, alacağın varlığını kabul ettiği için karşı koyma sayılmaz; sadece miktarı tartışmak itiraz hakkını kaybettirir.
Soru 9 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi işverenin borcu değildir?
- A)Gözetme
- B)Ücret
- C)Eşit davranma
- D)Sadakat
- E)İş güvenliği tedbirlerini alma
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Soru, işverenin borçlarını değil, işçinin borçlarını sormaktadır.
Neden D Doğru? İş Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen “İşçinin Sadakat Borcu”, işçinin işverene karşı yükümlülüğüdür. İşçi, işveren aleyhine hareket etmemek ve işveren çıkarlarını korumak zorundadır. Dolayısıyla sadakat borcu işverenin değil, işçinin borcudur.
Diğer Şıklar Neden Yanlış?
- A) Gözetme: İşverenin, işçinin sağlığını ve güvenliğini korumak için gerekli tedbirleri alma ve gözetme yükümlülüğü vardır (İş Kanunu m. 10).
- B) Ücret: İşverenin en temel borcu, işçinin gördüğü iş karşılığında belirlenen ücreti zamanında ödemektir (İş Kanunu m. 32).
- C) Eşit davranma: İşveren, işçiler arasında ırk, cinsiyet, siyasi düşünce vb. nedenlerle ayrım yapmamak zorundadır (İş Kanunu m. 5).
- E) İş güvenliği tedbirlerini alma: İşveren, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun tedbirleri almakla yükümlüdür (İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 10).
Bilinmesi gereken kural: Sadakat borcu işçinin, diğer şıklardaki (ücret, güvenlik, eşit davranma, gözetme) yükümlülükler ise işverenin temel borçlarıdır.
Soru 10 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
I. İş yerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere kural olarak en az altı ay çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. II. 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek izin süresi 20 günden az olamaz. III. İş sözleşmesinin feshi hâlinde, işçinin hak kaza- nıp ta kullanmadığı yıllık izin ücret alacaklarında zaman aşımı süresinin başlangıcı izne hak kazanılan tarihtir. Yıllık ücretli izinle ilgili olarak yukarıdaki bilgi- lerden hangisi/hangileri doğrudur?
- A)Yalnız I
- B)Yalnız II
- C)Yalnız III
- D)I ve III
- E)II ve III
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır.
Neden Doğru? 4857 sayılı İş Kanunu’nun 75. maddesinin ikinci fıkrası, 50 yaşını doldurmuş işçilere verilecek yıllık izin süresinin en az 20 gün olacağını açıkça hükme bağlar. Bu nedenle II. ifade kanunen doğrudur.
Diğer Şıklar Neden Yanlış?
- I. Şık Yanlış: Deneme süresi, yıllık izin hakkı kazanma süresinin hesaplanmasına dahil edilmez; işçi kural olarak 1 yıl tam çalıştıktan sonra izin hakkı kazanır.
- III. Şık Yanlış: Kullanılmayan yıllık izin alacaklarında zaman aşımı, iznin kullanılması gereken tarihten (yani izne hak kazanılan tarihten değil, iznin bitiş tarihinden) itibaren başlar.
Bilinmesi gereken kural 50 yaş ve üzeri işçilerin yıllık izin süresi asgari 20 gündür ve bu süre kıdeme göre artmaz, sadece yaş şartına bağlıdır.
Soru 11 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Ticari işletmenin devri, iyi niyetli üçüncü şahıslara ve alacaklılara karşı ne zamandan itibaren hüküm ifade eder?
- A)Tescil ve ilandan
- B)Noterin onayından
- C)Sözleşmenin yapılmasından
- D)Ticaret mahkemesinin onayından
- E)İşletmenin mal varlığının ilgili sicillerde de devrinden
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, ticari işletmenin devri, tescil ve ilan edilmedikçe iyi niyetli üçüncü şahıslara ve alacaklılara karşı hüküm ifade etmez. Bu kural, ticari güvenliği sağlamak ve üçüncü kişilerin işletme sahipliği konusunda bilgi sahibi olmasını temin etmek amacıyla konulmuştur. Yani, taraflar arasında sözleşme yapılsa bile, dış dünyaya karşı geçerlilik için resmi sicile tescil ve gazetede ilan şarttır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B şıkkı, noter onayının üçüncülere karşı kesin hüküm doğurmadığını gösterir; C şıkkı, sözleşmenin sadece taraflar arasında geçerli olduğunu, dışa karşı etkisinin olmadığını belirtir; D şıkkı, mahkeme onayının bu tür devirlerde zorunlu bir geçerlilik şartı olmadığını ifade eder; E şıkkı ise mal varlığı devrinin, ticari işletme devrinin hukuki geçerliliği için yeterli olmadığını gösterir.
Bilinmesi gereken kural: Ticari işletme devrinin üçüncülere karşı etkisi, yalnızca tescil ve ilanla birlikte başlar.
Soru 12 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Acente ile ilgili olarak aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
- A)Hapis hakkı vardır.
- B)Sözleşme akdetme yetkisi verilmişse bunun acente tarafından ticaret sicilinde tescil ve ilan ettirilmesi şarttır.
- C)Acente belirli bir yer ya da bölge içerisinde faaliyette bulunur.
- D)Acentenin, özel ve yazılı bir yetki almadan mü- vekkili adına sözleşme yapma yetkisi yoktur.
- E)Aracılık ettiği sözleşmelerde müvekkili adına dava açamaz.
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Ticaret Kanunu’nun 406. maddesi uyarınca, acente sözleşmelerini müvekkili adına akdetme yetkisi verilmişse, bu yetki ticaret siciline tescil ve ilan edilmedikçe üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Ancak, acentenin sözleşme akdetme yetkisi varsa, müvekkili adına dava açma yetkisi de doğar. Dolayısıyla E şıkkındaki "açamaz" ifadesi yanlıştır.
Diğer şıkların analizi: A) Acente, müvekkiline olan alacaklarını teminat altına almak için hapis hakkına sahiptir (TK m. 408). Bu nedenle doğrudur. B) Sözleşme akdetme yetkisi verilmişse, bu durumun ticaret siciline tescil ve ilanı zorunludur (TK m. 406). Bu nedenle doğrudur. C) Acente, belirli bir yer veya bölgede faaliyette bulunmakla yükümlüdür (TK m. 404). Bu nedenle doğrudur. D) Acente, özel ve yazılı bir yetki almadan müvekkili adına sözleşme yapamaz (TK m. 406). Bu nedenle doğrudur.
Bilinmesi gereken kural: Acentenin sözleşme akdetme yetkisi varsa, bu yetki sicile tescil edilse bile üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir; ayrıca acente, müvekkili adına dava açma yetkisine sahiptir.
Soru 13 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi ticaret şirketlerinin birleşmesindeki ilkelerden biri değildir?
- A)Külli halefiyet ilkesi
- B)Tasfiyesiz infisah ilkesi
- C)Mal varlığında devamlılık ilkesi
- D)Aynı türden şirket olma ilkesi
- E)Ortaklık sıfatında devamlılık ilkesi
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Ticaret şirketlerinin birleşmesi, Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, bir veya daha fazla şirketin mal varlığını diğerine veya yeni kurulacak bir şirkete devretmesi sürecidir. Bu süreçte külli halefiyet (A şıkkı) ilkesi geçerlidir; yani birleşen şirketler tasfiye edilmez, tüm hak ve borçları halefe geçer. Bu durum, tasfiyesiz infisah (B şıkkı) ve mal varlığında devamlılık (C şıkkı) ilkelerini de beraberinde getirir. Ayrıca, ortakların şirket içindeki statüleri korunur, yani ortaklık sıfatında devamlılık (E şıkkı) sağlanır.
Ancak, birleşen şirketlerin aynı türden (örneğin iki A.Ş. veya iki Ltd. Şti.) olması zorunlu değildir. Farklı şirket türleri (örneğin bir A.Ş. ile bir Ltd. Şti.) de birleşebilir. Dolayısıyla "Aynı türden şirket olma" birleşmenin temel bir ilkesi değildir.
Bilinmesi gereken kural: Ticaret şirketleri birleşirken farklı şirket türleri birleşebilir; bu süreç tasfiye gerektirmez ve külli halefiyet esasına dayanır.
Soru 14 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi kollektif şirketin sona erme hâllerinden biri değildir?
- A)Şirketin diğer bir şirket ile birleşmesi
- B)Konkordato ile sonuçlansa dahi şirketin iflası
- C)Yönetici ortak hakkında icra takibi başlatılması
- D)Şirketin amacının gerçekleşmesinin imkânsızlaşması
- E)Şirket sermayesinin tamamı kaybedilmesine rağmen ortaklar tarafından sermayenin ta- mamlanmasına karar verilmemiş olması
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 145 uyarınca, kollektif şirketin sona erme nedenleri arasında ortaklardan birinin iflası veya konkordato ile sonuçlanan iflas hâli yer alır. Bu nedenle A (birleşme), B (iflas/konkordato) ve D (amacın imkânsızlaşması) yasal sona erme nedenleridir. E şıkkı ise TTK m. 145/1-c uyarınca, sermayenin tamamının kaybedilmesi ve bunun tamamlanmaması durumunda şirketin kendiliğinden sona ermesini öngördüğü için bir sona erme halidir.
Ancak C şıkkındaki "icra takibi başlatılması", şirketin sona ermesi için yeterli değildir. TTK’ya göre, bir ortağın kişisel borçlarından dolayı haciz veya icra takibi, ancak bu durumun ortaklık menfaatlerine ağır zarar vermesi veya ortağın iflas etmesi gibi özel hallerde sona erme nedeni olabilir. Sadece icra takibinin başlatılması, hukuki olarak otomatik bir sona erme nedeni teşkil etmez.
Bilinmesi gereken kural: Kollektif şirkette sadece icra takibi değil, ortağın iflası veya konkordato gibi kesinleşmiş mali iflas halleri şirketin sona erme nedenidir.
Soru 15 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Ticaret şirketlerinde, ortakların şahsi alacaklı- larının haklarına ilişkin olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A)Ortakların şahsi alacaklıları, şirket mal varlığı üzerinde birinci derecede hak sahibidirler.
- B)Ortakların şahsi alacaklıları, borçlu ortağa düşe- cek tasfiye payı üzerinde hak iddia edebilirler.
- C)Ortakların şahsi alacaklıları, doğrudan doğru- ya şirketin mal varlığı üzerinde bir hak talep edemezler.
- D)Ortakların şahsi alacaklıları, şirketin bilanço- su gereğince borçlu ortağa düşecek kâr payı üzerinde hak iddia edebilirler.
- E)Ortakların şahsi alacaklıları, borçlu ortağın se- nede bağlanmış ya da bağlanmamış paylarının haczini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 525. maddesi uyarınca, şirket ortaklarının şahsi alacaklıları, şirketin kendi alacaklılarına karşı ikinci derecede hak sahibidir. Şirket alacaklılarının alacakları tamamen ödenmeden, ortakların şahsi alacaklıları şirket mal varlığından herhangi bir hak iddia edemez. Bu nedenle, A şıkkındaki "birinci derecede hak sahibidirler" ifadesi hukuka aykırıdır ve sorunun doğru cevabıdır.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu:
- B Şıkkı: Doğrudur; alacaklı, ortağın tasfiye sonrası alacağı olan pay üzerinde hak iddia edebilir.
- C Şıkkı: Doğrudur; şirketin bağımsız kişiliği nedeniyle alacaklı doğrudan şirket mal varlığına el koyamaz.
- D Şıkkı: Doğrudur; bilançoda belirlenen ve ortağa ödenecek kâr payı haczolunabilir.
- E Şıkkı: Doğrudur; alacaklı, ortağın hisse senedi veya paylarını haczedip paraya çevirebilir.
Bilinmesi gereken kural: Şirket alacaklıları birinci, ortakların şahsi alacaklıları ise ikinci derecede hak sahibidir; şirket mal varlığı şirket alacaklılarına önceliklidir.
Soru 16 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, hakkında butlan yaptırımı uygulanabilecek anonim şirket genel kurul kararları arasında sayılmamıştır?
- A)Anonim şirketin temel yapısını bozan kararlar
- B)Dürüstlük kuralına aykırı nitelikteki kararlar
- C)Pay sahibinin genel kurula katılma hakkını ortadan kaldıran kararlar
- D)Pay sahiplerinin denetleme hakkını kanuni sınırın dışında kısıtlayan kararlar
- E)Anonim şirket sermayesinin korunmasına ilişkin hükümlere aykırı olan kararlar
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 156/1, anonim şirket genel kurul kararlarının butlan (geçersizlik) sebeplerini açıkça saymıştır. Bu maddeye göre; şirketin temel yapısını bozan, pay sahibinin katılma hakkını ortadan kaldıran, denetleme hakkını kanuni sınırların dışında kısıtlayan ve sermayenin korunmasına aykırı kararlar butlan sebebidir. Dolayısıyla A, C, D ve E şıkları kanunda açıkça yer aldığı için butlan yaptırımı uygulanabilir.
B şıkkı ise yanlıştır çünkü "dürüstlük kuralına aykırılık", TTK m. 156’da sayılan özel butlan sebepleri arasında yer almaz. Bu tür haller, genel hukuk ilkeleri veya diğer hükümler çerçevesinde değerlendirilebilir ancak m. 156’nın açık sayımına girmez.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Şirketin temel yapısını bozan kararlar, TTK m. 156/1-a uyarınca açıkça butlan sebebidir. C) Katılma hakkını ortadan kaldıran kararlar, TTK m. 156/1-b uyarınca açıkça butlan sebebidir. D) Denetleme hakkını aşırı kısıtlayan kararlar, TTK m. 156/1-c uyarınca açıkça butlan sebebidir. E) Sermayenin korunmasına aykırı kararlar, TTK m. 156/1-d uyarınca açıkça butlan sebebidir.
Bilinmesi gereken kural: TTK m. 156, butlan sebeplerini açıkça sayar; dürüstlük kuralı ihlali bu özel listede yer almaz.
Soru 17 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, teselsül karinesinin geçerli olduğu hâllerden birisidir?
- A)Sözleşmenin hiç ifa edilmemesi
- B)Sözleşmenin geç ifa edilmesi
- C)Sözleşmenin eksik ifa edilmesi
- D)Ticari bir borca kefalet
- E)Birkaç kişiyle birlikte adi bir borcun borçlusu olma
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D'dir. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 202/1 hükmüne göre, ticari bir borç için verilen kefaletlerde, kefiller arasında teselsül (müteselsil sorumluluk) karinesi geçerlidir. Bu kural, ticari hayatta güven ve hızlı tahsilatı temin etmek amacıyla konulmuş özel bir istisnadır. Yani, kefillerden biri tüm borcu ödemekle yükümlü tutulabilir; alacaklı dilediği kefile başvurabilir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Sözleşmenin hiç ifa edilmemesi, teselsül karinesini doğurmaz; genel borçlar hukuku hükümleri uygulanır. B) Sözleşmenin geç ifa edilmesi, gecikme tazminatı doğursa da teselsül karinesi yaratmaz. C) Eksik ifa, ifanın eksik yapılması halidir ve teselsül karinesini gerektirmez. E) Adi bir borçta, eğer taraflar açıkça teselsül şartı koşmamışsa, borçlular arasında paylı sorumluluk (kesin pay) esastır; ticari olmayan borçlarda teselsül karinesi yoktur.
Bilinmesi gereken kural: Ticari kefalette teselsül karinesi vardır, ancak adi (sivil) kefalette tarafların açık rızası olmaksızın teselsül kabul edilmez.
Soru 18 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi, haksız rekabetin ilkelerinden biri değildir?
- A)Zararın doğmuş olması
- B)Failin kusurunun aranmaması
- C)Tarafların rakip olmasının gerekmemesi
- D)Failin yarar sağlamış olmasının aranmaması
- E)Aldatıcı hareket veya dürüstlük kuralına aykırılık
Çözümü göster — doğru cevap A
Haksız rekabet davalarında tazminat talebi için zararın doğmuş olması (A) şart değildir. Türk Borçlar Kanunu ve 5521 sayılı Sanayi ve Sanat Sahiplerinin Haklarının Korunması Hakkında Kanun uyarınca, haksız rekabet eyleminin yapılması veya tehdit edilmesi yeterlidir. Zarar, eylemin niteliğine göre kanuni olarak var sayılabilir veya ispatı kolaylaştırılmıştır. Bu nedenle "zararın kesinleşmiş olması" haksız rekabetin temel bir ilkesi veya oluşma şartı değildir; bu durum genel sorumluluk hukukundaki bazı tazminat talepleri için geçerli olabilir ancak haksız rekabetin tanımı ve önleyici tedbirler için geçerli değildir.
Diğer şıkların yanlışlığı:
- B: Haksız rekabette failin kusuru aranmaz, objektif sorumluluk esastır.
- C: Tarafların doğrudan rakip olması gerekmez, rekabet ortamında olan herkes korunur.
- D: Failin ekonomik yarar sağlamış olması tazminat yükümlülüğü için şart değildir.
- E: Aldatıcı hareket veya dürüstlük kuralına aykırılık, haksız rekabetin temel oluş unsuru ve ilkesidir.
Bilinmesi gereken kural: Haksız rekabet davalarında zararın gerçekleşmiş olması şart değildir; eylemin yapılması veya tehdit edilmesi yeterlidir.
Soru 19 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Kişinin gelir kaynaklarından bir takvim yılı için- de elde ettiği kişisel gelirleri bir araya getirip toplayarak hesapladığı gelirini vergi dairesine bildirmek şeklinde belirtilen ödevi aşağıdakiler- den hangisidir?
- A)Defter tutmak
- B)Belge hazırlamak
- C)Yıllık beyanname vermek
- D)Özel beyanname vermek
- E)Muhtasar beyanname düzenlemek
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca, gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerin, bir takvim yılı içinde elde ettikleri gelirleri birleştirip vergi dairesine bildirmeleri zorunludur. Bu işlem, ilgili yılın Nisan ayı sonuna kadar verilmesi gereken Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile yapılır. Bu beyanname, mükellefin tüm gelir kaynaklarının (faiz, kira, serbest meslek kazancı vb.) bir arada toplandığı ve net gelir üzerinden verginin hesaplandığı temel bildirim şeklidir.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu: A) Defter tutmak, muhasebe kayıtlarını tutma yükümlülüğüdür, beyanname değildir. B) Belge hazırlamak, işlemlerin kanıtlanmasını sağlayan bir süreçtir, vergi beyanı değildir. D) Özel beyanname, genellikle vergi matrahının tespitinde kullanılan özel durumlar içindir, genel gelir birleştirme işlemi değildir. E) Muhtasar beyanname, aylık olarak çalışanlara ve diğer ödemelere ait vergilerin bildirildiği ayrı bir beyannamedir.
Bilinmesi gereken kural: Gerçek usulde vergilendirilen mükellefler, takvim yılı içindeki tüm gelirlerini birleştirip Nisan ayı sonuna kadar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile vergi dairesine bildirmek zorundadır.
Soru 20 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Vergi Kanunu’nun aynı zamanda aynı konuya birden fazla kez uygulanması aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilir?
- A)Baş vergisi
- B)Çifte vergilendirme
- C)Geçmişe dönük vergilendirme
- D)Mükerrer vergileme
- E)Genel vergilendirme
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Vergi Kanunu’nun aynı konuya, aynı vergilendirme döneminde birden fazla kez uygulanması hukuk terminolojisinde mükerrer vergileme olarak adlandırılır. Bu durum, vergi hukukunun temel ilkelerinden olan "tek vergilendirme" ilkesine aykırıdır ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen veya yürürlükten kaldırılan mükerrer maddelerle ilişkilendirilir.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu şöyledir: A) Baş vergisi, verginin konusuna değil, vergi mükellefinin şahsına (başına) dayandırılmasından kaynaklanan bir vergi türüdür. B) Çifte vergilendirme, aynı gelirin veya varlığın farklı vergi mükelleflerine veya farklı vergi türleri kapsamında birden fazla kez vergilendirilmesidir. C) Geçmişe dönük vergilendirme, vergilendirmenin yürürlük tarihi öncesine ait dönemler için yapılmasıdır. E) Genel vergilendirme, bu bağlamda kullanılan teknik bir hukuki terim değildir.
Bilinmesi gereken kural: Mükerrer vergileme, aynı döneme ait aynı vergilendirme konusunun birden fazla vergi kanunu hükmüyle vergilendirilmesidir.
Soru 21 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
I. En az geçim indirimi II. Vergilendirmede belirlilik III. Artan oranlı vergilendirme IV. Ayırma yöntemi Yukarıdakilerden hangileri mali güce göre vergilendirme ilkesinin alt ilkeleridir?
- A)I ve II
- B)I ve III
- C)I ve IV
- D)I, III ve IV
- E)I, II, III ve IV
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Mali güce göre vergilendirme ilkesi, verginin mükellefin ekonomik kapasitesine oranlanmasını esas alır. Bu ilkenin temel alt ilkeleri şunlardır:
- En az geçim indirimi (I): Mükellefin ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayacak kısmı vergilendirmemek, mali gücün sadece fazlasından alınması gerektiğini gösterir.
- Vergilendirmede belirlilik (II): Vergi yükünün önceden net, açık ve öngörülebilir olması gerekir; bu da mali gücün adil dağılımı için hukuki güvencedir.
- Artan oranlı vergilendirme (III): Gelir arttıkça vergi oranının da artması, yüksek mali güce sahip olanlardan daha fazla alınmasını sağlar.
- Ayırma yöntemi (IV): Vergilendirme sırasında mükellefin aile durumu, çocuk sayısı gibi kişisel koşullar dikkate alınarak vergi yükü kişiselleştirilir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri:
- A şıkkı: III ve IV maddeleri de mali gücün alt ilkelerindendir, eksiktir.
- B şıkkı: II ve IV maddeleri de bu ilkeye dahildir, eksiktir.
- C şıkkı: II ve III maddeleri de bu ilkeye dahildir, eksiktir.
- D şıkkı: II maddesi de bu ilkeye dahildir, eksiktir.
Bilinmesi gereken kural: Mali güce göre vergilendirme ilkesi; en az geçim indirimi, belirlilik, artan oranlı vergilendirme ve ayırma yöntemi olmak üzere dört temel alt ilkeye dayanır.
Soru 22 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
“Bağlı yetki” ifadesi, aşağıdakilerden hangisi- ni anlatır?
- A)Yetki devrinin yazılı bir biçimde yapılması gerektiğini
- B)Kamu tüzel kişilerinin, yetkilerini merkezî ida- reye bağlı olarak kullanmasını
- C)İdarenin tek taraflı işlem tesis edemeyip, yapacağı işlemin muhatabının iradesiyle bağlı olmasını
- D)İdarenin yetkisini nasıl kullanacağının mevzu- atta açık, ayrıntılı, emredici ve başka seçme hakkı tanımayan bir biçimde düzenlenmiş olmasını
- E)Alt makamın, yetkilerini bir üst makama bağlı olarak, ancak üst makamın emri ve izniyle kullanabilmesini
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. İdare hukukunda "bağlı yetki", idarenin takdir hakkının bulunmadığı, yasanın işlemi tesis etmesi için gerekli tüm şartları açıkça, ayrıntılı ve emredici şekilde belirlediği durumlarda söz konusudur. Bu durumda idare, yasanın öngördüğü şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol etmekle yükümlüdür; ancak şartlar oluştuğu anda işlemi yapmak zorundadır. Başka bir seçenek veya değerlendirme hakkı yoktur. Bu kavram, İdari Yargılama Usulleri Kanunu ve genel idare hukuku ilkeleriyle desteklenir.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Yetki devri, yazılı yapılma zorunluluğundan ziyade, kanunla belirlenen usullere tabidir; bu tanım bağlı yetkiyi ifade etmez. B) Kamu tüzel kişilerinin merkezî idareye bağlılığı, hiyerarşik veya kurumsal bir ilişkiyi anlatır, yetkinin kullanım şeklini değil. C) İdarenin muhatabın iradesine bağlılığı, idari sözleşme veya rıza usullerini işaret eder, bağlı yetkiyi değil. E) Alt makamın üst makama bağlılığı, hiyerarşik yetki ve emir komuta zincirini tanımlar, bağlı yetki kavramıyla karıştırılmamalıdır.
Bilinmesi gereken kural: Bağlı yetkide idarenin takdir payı yoktur; yasa ne derse onu yapmak zorundadır.
Soru 23 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Taraflardan birinin sözleşmenin yapıldığının kanıtı olarak verdiği para aşağıdakilerden han- gisi ile adlandırılır?
- A)Cezai şart
- B)Sözleşme delili
- C)Cayma tazminatı
- D)Pişmanlık akçesi
- E)Bağlanma parası (pey akçesi)
Çözümü göster — doğru cevap E
Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 13. maddesine göre, taraflardan birinin sözleşmenin yapıldığını kanıtlamak amacıyla verdiği para, hukuki olarak bağlanma parası (veya pey akçesi) olarak adlandırılır. Bu para, sözleşmenin akdedildiğine dair somut bir delil teşkil eder ve borçlunun sözleşmeyi yapacağına dair güvence sağlar.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Cezai şart, sözleşmeye aykırılık halinde ödenecek tazminatı önceden belirleyen hükümdür, sözleşmenin varlığını kanıtlamaz. B) Sözleşme delili, sözleşmenin içeriğini veya varlığını ispatlayan her türlü yazılı veya sözlü kanıttır, özel bir para türü değildir. C) Cayma tazminatı, sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesi durumunda ödenen bedeldir, akd-i ispat aracı değildir. D) Pişmanlık akçesi, sözleşmenin akdinden sonra pişmanlık hakkı kullanılması durumunda ödenen ve sözleşmenin feshedildiğini gösteren bedeldir.
Bilinmesi gereken kural: Bağlanma parası, sözleşmenin yapıldığını ispatlamak ve tarafları bağlamak amacıyla verilen, TKM 13. madde kapsamında düzenlenen özel bir teminat niteliğindeki paradır.
Soru 24 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Genel haciz yolunda ödeme emrine itiraz han- gi süre içinde hangi merciye yapılır?
- A)5 Gün - İcra Dairesi
- B)7 Gün - İcra Dairesi
- C)7 Gün - İcra Mahkemesi
- D)5 Gün - İcra Mahkemesi
- E)7 Gün - Asliye Hukuk Mahkemesi
Çözümü göster — doğru cevap B
İcra ve İflas Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, haciz yoluyla ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilebilir. Bu itiraz, doğrudan itirazın yapıldığı İcra Dairesi’ne yapılır. İcra Dairesi, itirazı alır ve dosyayı İcra Mahkemesi’ne gönderir; ancak itirazın sunulduğu yer İcra Mahkemesi değil, İcra Dairesi’dir. Bu nedenle süre ve merci açısından doğru eşleşme B şıkkıdır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şunlardır: A şıkkı süreyi (5 gün) yanlış verir. C şıkkı mercii (İcra Mahkemesi) yanlış verir. D şıkkı hem süreyi hem de mercii yanlış verir. E şıkkı ise hem süreyi hem de merciyi (Asliye Hukuk) hatalı belirtir.
Bilinmesi gereken kural: Hacze itiraz, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde İcra Dairesi’ne yapılır.
Soru 25 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Kişilik haklarının özellikleri ile ilgili olarak aşa- ğıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
- A)Nispi haklardandır.
- B)İflas masasına girmezler.
- C)Miras yolu ile intikal etmezler.
- D)Manevi varlıklara ilişkindirler.
- E)İnsan olma nedeniyle sahip olunan haklardır.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Kişilik hakları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Anayasa uyarınca mutlak hak niteliğindedir. Bu haklar, her kişiye karşı ileri sürülebilir ve herkesin bu haklara saygı gösterme yükümlülüğü vardır. "Nispi hak" ise yalnızca belirli kişiler arasında geçerli olan (örneğin sözleşme kaynaklı alacak) haklardır. Kişilik hakları evrensel ve herkesi bağladığı için nispi hak tanımı onlara uymaz; bu nedenle A ifadesi hukuki olarak yanlıştır.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu (yani doğru ifadeler olduğu):
- B): Kişilik hakları kişisel olduğu için mal varlığı unsuru taşımaz ve iflas masasına girmez.
- C): Kişilik hakları kişiye özeldir (intizari), ölümle sona erer ve miras yoluyla başkasına geçmez.
- D): Kişilik hakları, kişinin manevi bütünlüğüne, onuruna ve saygınlığına ilişkindir.
- E): Bu haklar, insanın doğuştan sahip olduğu ve insan olma vasfından kaynaklanan temel haklardır.
Bilinmesi gereken kural: Kişilik hakları, kişiye özgü, devredilemez, miras yoluyla intikal etmez ve mutlak hak statüsündedir; nispi hak değildir.
Soru 26 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi, kusura dayalı haksız fiil sorumluluğunun unsurlarından biri değildir?
- A)Hukuka aykırılık
- B)Zarar
- C)Temerrüt
- D)İlliyet bağı
- E)Kusur
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 49 uyarınca, kusura dayalı haksız fiil sorumluluğunun kurulması için hukuka aykırılık, zarar, illiyet bağı ve kusur olmak üzere dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir. Bu nedenle A, B, D ve E şıkları sorumluluğun oluşması için zorunludur.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir:
- A) Hukuka aykırılık: Haksız fiil sorumluluğunun temel unsurlarından biridir; eylemin hukuka aykırı olması şarttır.
- B) Zarar: Maddi veya manevi zarar olmaksızın sorumluluk doğmaz; bu da bir zorunlu unsurdur.
- D) İlliyet bağı: Hukuka aykırı eylem ile zarar arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır; bu da zorunludur.
- E) Kusur: Sorumluluk "kusura dayalı" olduğu için failin kusurlu olması (ihmal veya kast) şarttır.
Bilinmesi gereken kural: Haksız fiil sorumluluğunda "temerrüt" (gecikme) unsuru aranmaz; temerrüt, alacaklının borçluyu gecikmeye düşürdüğü sözleşme borçlarında geçerli bir kavramdır.
Soru 27 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Olağanüstü kazandırıcı (iktisabi) zaman aşımı ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
- A)Yalnızca tapuya kayıtlı taşınmazlar olağanüstü zaman aşımı ile kazanılabilir.
- B)Olağanüstü zaman aşımı ile mülkiyetin kaza- nılabilmesi için, zilyetliğin davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla yirmi yıl sürmüş olması gerekir.
- C)Taşınmazın bir bölümünün olağanüstü zaman aşımı ile kazanılması mümkün değildir.
- D)Mülkiyetin kazanılması için kazananın iyi niyet- li olması gerekir.
- E)Mülkiyeti kazanacak olan kişi taşınmaz üzerin- deki fiili hâkimiyetini geçici nedenlerle kullana- mazsa zaman aşımı kesilmiş olduğundan bu yolla kazanma önlenmiş olur.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 986’ya göre, olağanüstü iktisabi zaman aşımı ile mülkiyet kazanmak için zilyetliğin davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla en az yirmi yıl sürmesi gerekir. Bu süre, zilyedin iyi niyetli olup olmamasından bağımsızdır; sadece fiili hakimiyetin malik gibi devam etmesi esastır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Tapu kaydı olmasa bile, fiili hakimiyetle taşınmazın tamamı veya bir kısmı zaman aşımıyla kazanılabilir. C) TMK’ya göre taşınmazın bölünebilir bir kısmı da zaman aşımıyla kazanılabilir. D) Olağanüstü zaman aşımında iyi niyet şartı aranmaz; bu, olağan (kısa) zaman aşımına özgüdür. E) Zilyetlik, geçici nedenlerle (örn. kiracı, deposu) kesintiye uğramaz; bu nedenle zaman aşımı kesilmez.
Bilinmesi gereken kural: Olağanüstü iktisabi zaman aşımında iyi niyet şartı aranmaz; sadece davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla 20 yıllık zilyetlik yeterlidir.
Soru 28 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Hakların kullanılması ve borçların yerine geti- rilmesinde geçerli olan ana ilke aşağıdakiler- den hangisidir?
- A)Genellik ilkesi
- B)Eşitlik ilkesi
- C)Ölçülülük ilkesi
- D)Dürüstlük ilkesi
- E)Soyutluk ilkesi
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 2. maddesi, hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesinde dürüstlük kuralına uyulması gerektiğini açıkça hükme bağlar. Bu ilke, tarafların birbirine karşı iyi niyetle hareket etmelerini, hile, yanıltma veya güvene aykırı davranışlardan kaçınmalarını zorunlu kılar. Sınava hazırlanan bir denetçi olarak, bu maddenin borçlar hukukunun temel taşı olduğunu bilmelisiniz.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Genellik ilkesi, hukukun tüm vatandaşlara eşit uygulanmasını ifade eder, borç ilişkilerinin yürütülüş şeklini düzenlemez. B) Eşitlik ilkesi, hukuk önündeki eşitliği garanti eder, sözleşme ilişkilerindeki davranış standartlarını doğrudan belirlemez. C) Ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında devletin müdahalesinin sınırlarını çizer, özel hukuk ilişkilerini düzenlemez. E) Soyutluk ilkesi, hukuki işlemlerin nedenlerinden bağımsız olarak geçerliliğini korumasını ifade eden bir doktriner kavramdır, TBK’nın 2. maddesinde yer almaz.
Bilinmesi gereken kural: Türk Borçlar Kanunu’nun 2. maddesi, borç ilişkilerinde tarafların dürüstlük kuralına uymakla yükümlü olduğunu açıkça öngörür.
Soru 29 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
A’yı tehdit ederek kalemini alan B’nin söz ko- nusu kalem üzerindeki zilyetliği kazanma hâli aşağıdakilerden hangisidir?
- A)Aslen
- B)Tesisen
- C)Hükmen
- D)Kısa elden
- E)Devren
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 99. maddesine göre, zilyetliğin devri için teslim (teslim usulü) gerekir. Ancak, tehdit, şiddet veya hile gibi haksız fiillerle zilyetliğin elden çıkarılması halinde, hukuki sonuçlar farklı işler. Tehditle kalemin alınması, zilyetliğin haksız yolla elden çıkarılmasıdır. Bu durumda, zilyetlik aslen kaybedilmiş sayılır. "Aslen zilyetlik kaybı", fiili hakimiyetin zorla veya haksız yolla sona ermesi halidir. B, kalemi fiilen ele geçirmiş olsa da, bu fiili hakimiyet haksızdır ve hukuki olarak geçerli bir zilyetlik kazanımı olarak "tesisen" veya "hükmen" kabul edilmez. Hukuk, haksız fiille kazanılan zilyetliği korumaz; aksine, orijinal zilyet (A) haklı sebeple zilyetliğini geri alabilir. Dolayısıyla, B’nin zilyetlik kazanma hali, hukuki geçerliliği olmayan ve aslen zilyetlik kaybı niteliğinde olan bir durumdur. Soru, zilyetlik kazanım şeklini sorduğu için, haksız fiil sonucu oluşan durum "aslen" zilyetlik kaybı/kazanımı bağlamında değerlendirilir ve resmi cevap anahtarı A'yı işaretler.
Diğer şıklar: B) Tesisen: Fiili hakimiyet kurulumunu ifade eder, ancak haksız fiil geçerli tesisen zilyetlik doğurmaz. C) Hükmen: Yasal sayım ile olur, tehdit bu kapsamda değildir. D) Kısa elden: Sözleşme ile zilyetlik devri halidir, tehdit değildir. E) Devren: Zilyetliğin bir başkasına devri halidir, tehdit bu değildir.
Bilinmesi gereken kural: Tehdit veya şiddetle zilyetliğin elinden çıkarılması, aslen zilyetlik kaybı doğurur ve haksız fiil işleyen kişi geçerli zilyetlik kazanmış sayılmaz.
Soru 30 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Kolektif şirketlerde ortaklar için getirilen reka- bet yasağının sınırının tespitinde aşağıdakiler- den hangisi belirleyici rol oynar?
- A)Bakanlıktan izin alma zorunluluğu
- B)Yaptığı işin ticari faaliyet olmaması
- C)Yaptığı işten menfaat elde etmeme
- D)Şirketin yaptığı ticari işler türünden iş olmama
- E)Farklı türden iş yapan bir şirkette sınırsız so- rumlu ortak olmama
Çözümü göster — doğru cevap D
Doğru cevap D'dir. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 466/1 uyarınca, reka- bet yasağının kapsamı, şirketin yaptığı ticari işlerin türü ile sınırlıdır. Yani, ortaklar sadece şirketin faaliyet gösterdiği iş türünde rekabet edemezler. Şirketin faaliyet alanı dışındaki işlerde rekabet etmek serbesttir. Bu nedenle, yasağın sınırı şirketin ticari iş türünden olup olmaması belirler.
A şıkkı yanlıştır çünkü bakanlıktan izin alma zorunluluğu reka- bet yasağının sınırını belirlemez. B şıkkı yanlıştır çünkü işin ticari faaliyet olmaması reka- bet yasağının sınırını belirlemez. C şıkkı yanlıştır çünkü işten menfaat elde etmeme reka- bet yasağının sınırını belirlemez. E şıkkı yanlıştır çünkü farklı türden iş yapan şirkette sınırsız sorumlu ortak olunması reka- bet yasağının sınırını belirlemez.
Bilinmesi gereken kural: Reka- bet yasağı, şirketin faaliyet gösterdiği iş türü ile sınırlıdır.
Soru 31 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Anonim şirket yönetim kuruluna en çok kaç yıl süre ile görev yapmak üzere üye seçilir?
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 361. maddesi uyarınca, anonim şirket yönetim kurulu üyeleri genel kurul tarafından en fazla 3 yıl süreyle seçilir. Kanun, bu sürenin yeniden seçilip seçilemeyeceğini açıkça düzenlememiştir; ancak içtihat ve doktrin, 3 yıllık sürenin dolması halinde üyelerin yeniden seçilebileceğini kabul eder. Dolayısıyla, yasal üst sınır 3 yıldır.
Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) 1 yıl, kanunda öngörülen maksimum süre değildir. B) 2 yıl, TTK 361. madde hükmüne aykırıdır. D) 4 yıl, kanuni üst sınırı aşmaktadır. E) 5 yıl, kanuni üst sınırı aşmaktadır.
Bilinmesi gereken kural: Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, TTK’ya göre en fazla 3 yıllık süreyle görevlendirilir.
Bu kural, bağımsız denetçilik sınavlarında şirketler hukuku bölümünde sıkça karşılaşılan temel bir husustur. Sınavda "en çok" ifadesine dikkat edilmeli ve 3 yıl hafızada tutulmalıdır.
Soru 32 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Limitet şirketlerde müdür hususunda aşağıda- ki bilgilerden hangisi yanlıştır?
- A)Türk vatandaşı olması gerekmez.
- B)Azami görev süresi kanunen iki yıldır.
- C)Yükseköğrenim görmüş olması gerekmez.
- D)Yerleşim yerlerinin Türkiye’de olması gerekmez.
- E)Borca batık olmayı bildirim yükümlülükleri vardır.
Çözümü göster — doğru cevap B
Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 626/1’e göre, limitet şirket müdürlerinin görev süresi şirket sözleşmesinde belirlenir. Kanun, müdürler için azami bir görev süresi (örneğin iki yıl) öngörmemektedir. Bu nedenle, "Azami görev süresi kanunen iki yıldır" ifadesi hukuki bir dayanağa sahip değildir ve yanlıştır.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu (yani doğru bilgiler olduğu) şöyledir: A) TTK, müdürün Türk vatandaşı olma zorunluluğu getirmemektedir; yabancılar da müdür olabilir. C) Müdürlük için yükseköğrenim şartı aranmaz; sadece kısıtlayıcı mahkumiyet hükümleri geçerlidir. D) Müdürün Türkiye’de yerleşim yeri bulunması zorunlu değildir. E) TTK m. 626/2 uyarınca, müdür şirketin borca batık olduğunu öğrendiğinde derhal ortaklara bildirmekle yükümlüdür.
Bilinmesi gereken kural: Limitet şirket müdürlerinin görev süresi tamamen şirket sözleşmesine bırakılmıştır; kanunen belirlenmiş bir azami süre yoktur.
Soru 33 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Aşağıdakilerden hangisi anonim şirket denet- çileri bakımından yanlış bir ifadedir?
- A)Seçilecek denetçi denetlenecek şirkette pay sahibi olamaz.
- B)Denetçi, yetkili denetçilerin ortak olduğu bir sermaye şirketi de olabilir.
- C)Beş yıl içinde aynı şirket için toplam üç yıl denetçi olarak seçilen denetçi yeniden seçile- mez.
- D)Denetçi, denetleme yaptığı anonim şirkete, vergi danışmanlığı ve vergi denetimi dışında, danışmanlık veya hizmet veremez.
- E)Denetçi yeminli mali müşavir veya serbest mu- hasebeci mali müşavir unvanını haiz ve Kamu Gözetimi Kurumunca yetkilendirilmiş olmalıdır.
Çözümü göster — doğru cevap C
Doğru cevap C şıkkıdır. TTK 406. maddesine göre, denetçi olarak seçilen kişi, beş yıl içinde aynı şirket için toplam iki yıldan fazla denetçi olamaz. C şıkkında "üç yıl" ifadesi yer aldığı için bu ifade yanlıştır.
Diğer şıkların neden yanlış olduğu (yani ifadelerin doğru olduğu durumlar): A) TTK 405/2 uyarınca, denetçi seçilebilmek için şirkette pay sahibi olmamak gerekir; bu ifade doğrudur. B) TTK 405/1 uyarınca, denetçi yetkili denetçilerin ortak olduğu bir sermaye şirketi olabilir; bu ifade doğrudur. D) TTK 407/1 uyarınca, denetçi şirkete vergi danışmanlığı ve denetimi hariç başka danışmanlık/hizmet veremez; bu ifade doğrudur. E) TTK 405/1 uyarınca, denetçi yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanına sahip olmalıdır; bu ifade doğrudur.
Bilinmesi gereken kural: Anonim şirketlerde denetçi, beş yıllık dönemde toplam iki yıldan fazla görev yapamaz; üç yıl geçerse yeniden seçilemez.
Soru 34 · 2015/9 · Genel Hukuk Mevzuatı
Bono ile ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
- A)Kanunen nama yazılı senetlerdendir.
- B)Kambiyo senetlerindendir.
- C)Bonoda vade esaslı şekil şartı değildir.
- D)Ciro ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla devredilir.
- E)Düzenlendiği yer gösterilmeyen bono, dü- zenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır.
Çözümü göster — doğru cevap A
Doğru cevap A şıkkıdır. Bono, 604 sayılı Kambiyo Senetleri Kanunu’na göre nama yazılı olmayan (hamiline yazılı) bir kambiyo senetidir. Kanun, bononun "hamiline yazılı" olduğunu açıkça hükme bağladığı için, bononun "nama yazılı" olması iddiası hukuka aykındır. Bu nedenle A şıkkı yanlıştır.
Diğer şıkların neden yanlış (yani doğru ifadeler) olduğu ise şöyledir:
- B şıkkı: Bono, çek ve poliçe ile birlikte Kambiyo Senetleri Kanunu kapsamında olan temel kambiyo senetlerinden biridir.
- C şıkkı: Bono düzenlenirken vade gösterilmesi zorunlu değildir; vadesiz bono düzenlenebilir.
- D şıkkı: Bono, ciro veya teslim yoluyla (zilyetliğin geçirilmesiyle) devredilebilir.
- E şıkkı: Düzenleme yeri gösterilmezse, düzenleyicinin adresindeki yer düzenleme yeri sayılır (KSK m. 97).
Bilinmesi gereken kural: Bono, Kambiyo Senetleri Kanunu’na göre hamiline yazılı bir senettir; nama yazılı olması mümkün değildir.