2018/5 KGK Bağımsız Denetçilik Genel Hukuk Mevzuatı Soruları ve Çözümleri

2018/5 dönemi KGK Bağımsız Denetçilik Sınavı: Genel Hukuk Mevzuatı dersinden çıkan 33 soru, her birinin resmî cevabı ve adım adım çözümü.

Soru 1 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi hiçbir zaman ilk derece mahkemesi olarak görev yapmaz?

  • A)Danıştay
  • B)Bölge İdare Mahkemeleri
  • C)Asliye Ceza Mahkemeleri
  • D)İdare Mahkemeleri
  • E)Vergi Mahkemeleri
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. 6057 sayılı İdari Yargılama Usulleri Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, Bölge İdare Mahkemeleri (BİM) ilk derece mahkemesi olarak değil, yalnızca temyiz mercii olarak görev yapar. İdari yargıda ilk derece yargılama, İdare, Vergi ve Asliye Ceza Mahkemeleri gibi yerel mahkemeler tarafından yürütülür. BİM’ler ise bu mahkemelerin kararlarına karşı açılan itirazları inceler ve kesin hüküm kurar. Dolayısıyla BİM’lerin yargı yolundaki konumu, birinci derece değil, ikinci ve son derece (temyiz) mahkemesi olmasıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Danıştay, bazı özel durumlarda (örneğin bakanlar kurulunun kararları) ilk derece mahkemesi olarak görev yapabilir. C) Asliye Ceza Mahkemeleri, suçların yargılanmasında temel ilk derece mahkemesidir. D) İdare Mahkemeleri, idari eylem ve işlemlere karşı açılan davaların ilk derece mahkemesidir. E) Vergi Mahkemeleri, vergi uyuşmazlıklarında ilk derece mahkemesi niteliğindedir.

Bilinmesi gereken kural: Bölge İdare Mahkemeleri, 6057 sayılı Kanun’a göre yalnızca temyiz mercii olup asla ilk derece mahkemesi olarak görev yapmaz.

Soru 2 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Yetki devrine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

  • A)Yetki devri ile devredilen konudaki icrai karar alma yetkisi bir makamdan diğerine geçer.
  • B)Yetki devri kanunda öngörülmüş olmalıdır.
  • C)Yetki devri yazılı olmalı ve ilgililere duyurulmalıdır.
  • D)Yetki devri kısmi olamaz.
  • E)Yetki devrinde işlemin gerçek sahibi yetkiyi devralandır.
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. 5018 sayılı Kamu Maliye Kanunu ve ilgili mevzuata göre yetki devri, yetkili makamın, kanunun izin verdiği ölçüde yetkisini başka bir makama devretmesidir. D şıkkı yanlıştır çünkü yetki devri hem tamamen hem de kısmen yapılabilir. Kanun koyucu, yetkinin tamamının veya belirli bir kısmının devrini mümkün kılmıştır; dolayısıyla "kısmi olamaz" ifadesi hukuki gerçeklere aykırıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Doğrudur; yetki devrinin temel amacı, icrai karar alma yetkisinin bir makamdan diğerine aktarılmasıdır. B) Doğrudur; yetki devri, kanunda açıkça öngörülmedikçe yapılamaz (kanunilik ilkesi). C) Doğrudur; yetki devri yazılı olarak yapılmalı ve ilgililere duyurulmalıdır ki hukuki güvenlik sağlansın. E) Doğrudur; yetki devrinde işlemi yapan asıl yetkili, yetkiyi devralan makam olur.

Bilinmesi gereken kural: Yetki devri, kanunla izin verildiği sürece tamamen veya kısmen, yazılı olarak ve ilgililere duyurularak yapılabilir.

Soru 3 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki göreve ve hükme ilişkin uyuşmazlıkları kesin olarak çözümlemeye yetkili merci aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Anayasa Mahkemesi
  • B)Yargıtay Başkanlar Kurulu
  • C)Danıştay Genel Kurulu
  • D)Hakimler ve Savcılar Kurulu
  • E)Uyuşmazlık Mahkemesi
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. 282 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi uyarınca; adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisi doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine aittir. Bu mahkeme, yargı kollukları arasındaki yetki çatışmalarını nihai olarak çözen tek yetkili organdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir:

  • A) Anayasa Mahkemesi: Sadece anayasa ihlali ve temel hak ihlallerini inceler, yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarına bakmaz.
  • B) Yargıtay Başkanlar Kurulu: Sadece adli yargı içindeki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözer, diğer yargı kolluklarını kapsamaz.
  • C) Danıştay Genel Kurulu: Sadece idari yargı içindeki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözer, diğer yargı kolluklarını kapsamaz.
  • D) Hakimler ve Savcılar Kurulu: Yargı mensuplarının atama, disiplin ve görevlendirilmesi gibi idari işleri yürütür, mahkeme uyuşmazlıklarını çözmez.

Bilinmesi gereken kural: Adli, idari ve askeri yargı arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözen yetkili merci Uyuşmazlık Mahkemesi’dir.

Soru 4 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

İdarenin bir yetkisinin belli bir yönde kullanılmasının yasada açık ve emredici bir biçimde düzenlenmesi aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Yetki devri
  • B)Takdir yetkisi
  • C)Bağlı yetki
  • D)Hiyerarşik yetki
  • E)Yetkide paralellik
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C) Bağlı yetkidir. İdare hukukunda, kanunun idareye tanıdığı yetkiyi kullandığı takdirde belirli bir sonuç doğuracak şekilde açık ve emredici kurallar getirdiği durumlara bağlı yetki denir. Bu durumda idarenin bir tercih veya değerlendirme yapma hakkı yoktur; yasa koyucunun belirlediği koşullar oluştuğunda idare, yasal sonucu doğurmak zorundadır. Bu durum, idarenin keyfi hareket etmesini engellemek ve hukukun üstünlüğünü sağlamak amacıyla konulmuş temel bir sınırlamadır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Yetki devri, bir idari birimin yetkisini başka bir birime devretmesidir, yasal zorunlulukla ilgili değildir. B) Takdir yetkisi, idarenin birden fazla seçenek arasından hukuka uygun olanı seçme serbestisidir, tam tersi bir durumdur. D) Hiyerarşik yetki, üst birimin alt birimi denetleme ve talimat verme yetkisidir, yetkinin içeriğiyle değil hiyerarşiyle ilgilidir. E) Yetkide paralellik, yetki kullanan makamın yetkiyi kullandığı yerde bulunma ilkesidir, yasal düzenleme şekliyle ilgili değildir.

Bilinmesi gereken kural: Yasada açık ve emredici kurallar varsa idare serbest değildir, bağlı yetki vardır; takdir hakkı yoktur.

Soru 5 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdaki beyanlardan hangisi öneri (icap) niteliği taşımaz?

  • A)Tarife gönderme
  • B)İşin özelliğinde bağlanma niyetinin olmadığı anlaşılan öneri
  • C)Üzerine fiyat etiketi konularak bir malı vitrinde teşhir etme
  • D)Fiyat listesi gönderme
  • E)İlan yoluyla ödül sözü verme
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Borçlar Kanunu’nun 15. maddesine göre, bir teklifin geçerli icap sayılabilmesi için teklif sahibinde, karşı tarafın kabul etmesi halinde sözleşmenin kurulacağına dair bağlanma niyeti bulunması esastır. B şıkkında, işin özelliği gereği bağlanma niyetinin olmadığı açıkça belirtilmiş veya anlaşılmıştır. Bu nedenle, kabul edilse dahi sözleşme kurulmayacağından bu beyan hukuki bağlayıcılığı olan bir icap niteliği taşımaz.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A şıkkı (tarife), D şıkkı (fiyat listesi) ve E şıkkı (ödül sözü), ticari uygulamada genellikle bağlayıcılık niyeti taşımayan davet niteliğindedirler; ancak soruda "hangisi icap değildir" denildiğinde, B şıkkı doğrudan niyet eksikliği nedeniyle en net dışlanandır. C şıkkı ise (fiyat etiketli vitrin), Türk hukukunda ve Yargıtay içtihatlarında genellikle icap olarak kabul edilir; çünkü müşteri teklifini verir, satıcı ise malı teslimle kabul etmiş olur. Dolayısıyla C, icap niteliği taşır.

Bilinmesi gereken kural: İcap için temel unsur bağlanma niyetidir; bu niyet yoksa veya açıkça reddedildiyse, söz konusu beyan sadece sözleşme daveti (teklif daveti) olur, icap değildir.

Soru 6 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Mustafa, Uğur’a zamanaşımına uğramış olan 300 bin lira tutarındaki borcunu hata ile ödemiş, ancak bir ay sonra durumu fark etmiştir. Olayla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A)Mustafa, ödemenin hata sonucu olduğunu kanıtlayıp sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak iade talebinde bulunabilir.
  • B)Bu bir bağışlama sayılır, geri alma nedenlerinden birisi yoksa Mustafa ödemiş olduğu paranın iadesini isteyemez.
  • C)Mustafa, hata hükümlerine dayanarak iade talebinde bulunabilir.
  • D)Bu geçerli bir ifadır, Mustafa iade talebinde bulunamaz.
  • E)Bu uyuşmazlık hakimin takdir yetkisi ile çözülür.
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D'dir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 61/1 uyarınca, zamanaşımına uğramış alacaklar hukuken ifa edilebilir borçlardır. Borçlu, zamanaşımını ileri sürmese dahi borcu ödeyebilir. Bu ödeme, hukuki geçerli bir ifadır ve borç sona erer. Kanun, zamanaşımına uğramış borcun ödenmesinde "hata" olacağını varsaymaz; aksine, borçlunun bu borcu ödemeyi kabul ettiği varsayılır. Dolayısıyla, ödeme yapıldıktan sonra "hata yaptım" diyerek iade talep etmek mümkün değildir.

Diğer şıkların analizi şöyledir: A) Yanlıştır, çünkü TBK m. 61 gereği zamanaşımına uğramış borç için sebepsiz zenginleşme yoluyla iade talep edilemez. B) Yanlıştır, çünkü bu durum bağışlama değil, geçerli bir ifadır; bağışlama hükümleri burada uygulanmaz. C) Yanlıştır, çünkü hata ile ödeme yapılmamıştır; borçlu zamanaşımına rağmen gönüllü olarak ödemeyi kabul etmiştir. E) Yanlıştır, çünkü durum kanunen nettir ve hakimin takdir yetkisine açık değildir.

Bilinmesi gereken kural: Zamanaşımına uğramış borçlar ödenirse, bu geçerli ifa sayılır ve borçlu iade talep edemez.

Soru 7 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi temsil yetkisini sona erdirmez?

  • A)Temsil edilenin ölümü
  • B)Temsilcinin kısıtlanması
  • C)Kararlaştırılan sürenin sona ermesi
  • D)Temsil edilenin iflası
  • E)Temsilcinin kısıtlılığının ortadan kalkması
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Borçlar Kanunu’nun 516. maddesi uyarınca temsil yetkisi, temsilcinin kısıtlılığının ortadan kalkmasıyla sona ermez; aksine, kısıtlılık halindeki temsilci için yetki sınırlıyken, kısıtlılığın kalkmasıyla temsil yetkisi tam olarak kullanılabilir hale gelir. Bu durum, yetkinin sona ermesi değil, etkinleşmesidir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Temsil edilenin ölümü, hukuki kişiliğin sona ermesi nedeniyle temsil ilişkisini otomatik olarak sonlandırır. B) Temsilcinin kısıtlanması, temsilcinin irade beyanlarında bulunma ehliyetini zayıflattığı için temsil yetkisini sona erdirir. C) Kararlaştırılan süre, sözleşmenin süresi dolduğunda temsil yetkisini doğal olarak bitirir. D) Temsil edilenin iflası, malvarlığının yönetiminin iflas idaresine geçmesiyle temsil yetkisini sona erdirir.

Bilinmesi gereken kural: Temsil yetkisi, temsilcinin kısıtlılığının ortadan kalkmasıyla sona ermez; bu durum yetkinin kullanılabilirliğini artırır, yok etmez.

Soru 8 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Taraflar arasında yapılan anlaşma uyarınca Enver, Fatih’e kravat veya gömlek teslim edecektir. Bu açıklamaya göre aşağıdakilerden hangisi yanlış bir ifadedir?

  • A)Enver’in ifasının konusu iki tanedir.
  • B)Enver’in borcu seçimlik borçtur.
  • C)Seçimlik hakkı Enver’dedir.
  • D)Kravatın yanması durumunda borç gömlek üzerinden devam eder.
  • E)Enver’in seçim hakkını kullanması değiştirici yenilik doğuran bir haktır.
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu’na göre, seçimlik borçlarda ifa konusu tek bir hukuki ilişkiyi oluşturur; ancak yerine getirilecek iki farklı nesne (kravat veya gömlek) arasında seçim yapılır. Dolayısıyla ifa konusu "iki tanedir" ifadesi hukuki olarak yanlıştır; konu tek olup, seçenekler birdir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: B) Doğrudur; borçlu veya alacaklıdan birinin seçim yapabildiği borç türüdür. C) Doğrudur; kanunda aksi belirtilmedikçe seçim hakkı borçludadır. D) Doğrudur; seçimlik hakkı borçludaysa, seçilen nesnenin imkansız hale gelmesi borcu sonlandırmaz, diğer seçenek üzerinden devam eder. E) Doğrudur; seçim hakkı kullanıldığında hukuki durum kesinleşir ve değiştirici yenilik doğurur.

Bilinmesi gereken kural: Seçimlik borçlarda ifa konusu tek olup, birden fazla alternatiften biri seçilerek yerine getirilir; seçim hakkı kanunda aksi yoksa borçludadır.

Soru 9 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

“Evini Murat’a satan Enver, aralarındaki satım sözleşmesinde sattığı daireyi en geç 1 Mayıs 2018 tarihine kadar boşaltıp teslim edeceğini, aksi halde geciktiği her gün için 1.000 TL cezai şart ödemeyi kabul ettiğini beyan etmiştir”. Bu olaya ilişkin olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  • A)Burada bir ifaya eklenen cezai şart söz konusudur.
  • B)Murat’ın uğradığı zarar cezayı aşıyorsa, Enver her halde bu zararları da ödemek zorundadır.
  • C)Dava açılması halinde, hakim cezanın fahiş olduğuna kanaat getirirse fahiş cezai şartı kendiliğinden indirmek zorundadır.
  • D)Murat hiçbir zarara uğramasa dahi, Enver cezai şartı ödemek zorundadır.
  • E)Murat hakkından açıkça feragat eder veya ifayı çekincesiz olarak kabul ederse, artık cezai şartı isteyemez.
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 110/1’e göre, cezai şart, sözleşmede öngörülen alacaklının ifa edilmemesi veya eksik ifa edilmesi halinde, borçlunun alacaklıya ödemeyi üstlendiği para cezasıdır. Bu hüküm uyarınca, cezai şart, alacaklının uğradığı zararı aşsa dahi, alacaklı sadece cezai şartı isteyebilir; ayrıca zarar tazminatı talep edemez. Dolayısıyla B şıkkındaki "zararı da ödemek zorundadır" ifadesi hukuka aykırıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Şık doğrudur; ifa süresi belirlenerek eklenen ceza, ifaya eklenmiş cezai şarttır. C) Şık yanlıştır; hakim, fahiş cezai şartı ancak alacaklının isteği üzerine indirir, kendiliğinden indirme yetkisi yoktur (TBK m. 110/3). D) Şık doğrudur; cezai şart, zararın varlığına bağlı değildir, sadece ifanın gecikmesi yeterlidir. E) Şık doğrudur; alacaklının feragati veya çekincesiz kabulü, cezai şart hakkını düşürür.

Bilinmesi gereken kural: Cezai şart, zarar tazminatı yerine geçer; alacaklı ne kadar zarar görürse görsün sadece cezai şartı isteyebilir, ayrıca zarar tazminatı talep edemez.

Soru 10 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Müteselsil borçluluğa ilişkin olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

  • A)Kendi payına düşenden fazla ödeme yapan borçlu diğer borçlulara paylarına göre rücu eder.
  • B)Borçlulardan birinin acziyetine borcu ödeyen borçlu katlanır.
  • C)Borçlulardan birinin ibra edilmesi durumunda diğerleri de tamamen borçtan kurtulur.
  • D)Müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımı durduğu zaman diğer borçlular için de durmuş olur.
  • E)Borçlulardan birisi temerrüde düştüğü zaman diğerleri de düşmüş olur.
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 431/1 hükmüne göre, müteselsil borçlulardan biri tüm borcu ödediğinde, diğer borçlulara karşı kendi payına düşen kısmı hariç olmak üzere, diğerlerinin paylarına oranla rücu hakkı doğar. Bu kural, borçlular arasındaki iç ilişkiyi düzenler ve adil dağılımı sağlar.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B) Ödeyen borçlu, diğer borçluların acziyetinden doğan zararı kendisi katlanır; bu risk rücu edilemez. C) Bir borçlunun ibrası, diğerlerini otomatik olarak kurtarmaz; alacaklı diğerlerinden tahsilat yapmaya devam edebilir. D) Zamanaşımı durması, kişisel bir etki doğurur; bir borçlu için durması diğerlerini kapsamaz. E) Temerrüt, kişisel bir durumdur; bir borçlunun temerrüde düşmesi diğerlerini temerrüde düşürmez.

Bilinmesi gereken kural: Müteselsil borçlularda iç rücu, ödeyenin kendi payı hariç diğerlerinin pay oranında gerçekleşir; kişisel haller (temerrüt, zamanaşımı, acziyet) diğerlerini etkilemez.

Soru 11 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Hüseyin ile Ramazan arasındaki anlaşmaya göre Hüseyin, Ramazan’a bir otomobil teslim edecek, Ramazan denediği otomobili kabul ederse bedelini Hüseyin’e ödeyecektir. Hüseyin ile Ramazan arasındaki bu anlaşmanın hukuki niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Taşınır satışı
  • B)Taşınmaz satışı
  • C)Örnek üzerine satış
  • D)Mal değişim sözleşmesi
  • E)Beğenme koşulu ile satış
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 226’ya göre, alıcının bir malı beğenmesi veya bir şartın gerçekleşmesi halinde sözleşmenin kurulacağına dair yapılan anlaşmaya "beğenme koşulu ile satış" denir. Bu sorudaki senaryoda, Ramazan’ın otomobili denemesi ve beğenmesi, satışın kesinleşmesi için konulan bir koşuldur. Bu nedenle hukuki nitelik beğenme koşulu ile satıştır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şunlardır: A) Taşınır satışı, koşulsuz genel bir tanımdır; bu özel durumun hukuki niteliğini karşılamaz. B) Taşınmaz satışı, otomobil taşınır mal olduğu için hukuki olarak imkansızdır. C) Örnek üzerine satış, malın örneğine göre yapılırken bu senaryoda fiili deneme ve beğenme esastır. D) Mal değişim sözleşmesi, para yerine başka bir malın verilmesini gerektirir; burada para ödenecektir.

Bilinmesi gereken kural: Alıcının malı denemesi ve beğenmesi halinde bedel ödeneceği öngörülen sözleşmeler, TBK m. 226 uyarınca "beğenme koşulu ile satış" olarak nitelendirilir.

Soru 12 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi Borçlar Kanunu’na göre borcu sona erdiren nedenlerden değildir?

  • A)İbra
  • B)Zamanaşımı
  • C)Takas
  • D)Yenileme
  • E)Birleşme
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Borçlar Kanunu’nun 137. maddesi, borç ilişkisini sona erdiren nedenleri sayar. Bu madde kapsamında ibra, takas, yenileme ve birleşme açıkça borç sona erdirici nedenler olarak yer alır. İbra, alacaklının borçluyu serbest bırakması; takas, karşılıklı alacakların birbirini yok sayması; yenileme, eski borçtan yeni bir borç doğması; birleşme ise alacaklı ile borçlunun aynı kişide birleşmesidir. Ancak zamanaşımı, borcun kendisini ortadan kaldırmaz. Sadece alacaklının mahkemeye başvurarak alacağını tahsil etme hakkını (davayı açma yetkisini) kısıtlar. Borç hukuki olarak varlığını sürdürür, ancak zorla tahsil edilemez hale gelir. Bu nedenle zamanaşımı, Borçlar Kanunu’nda "borcu sona erdiren nedenler" arasında yer almaz.

Diğer şıkların yanlışlığı: A) İbra, alacaklının iradesiyle borcu sona erdiren temel bir nedendir. C) Takas, karşılıklı alacakların birbirini yok saymasıyla borcu sona erdirir. D) Yenileme, eski borç ilişkisini sonlandırıp yeni bir borç doğurur. E) Birleşme, alacaklı ve borçlunun aynı kişide birleşmesiyle borcu sona erdirir.

Bilinmesi gereken kural: Zamanaşımı borcu yok etmez, sadece icra takibini engeller; Borçlar Kanunu’nda borç sona erdirici nedenler arasında yer almaz.

Soru 13 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi kusura dayalı haksız fiil sorumluluğunun unsurlarından biri değildir?

  • A)Kusur
  • B)Zarar
  • C)Temerrüt
  • D)Hukuka aykırılık
  • E)İlliyet bağı
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 49 uyarınca, kusura dayalı haksız fiil sorumluluğunun kurulması için hukuka aykırılık, zarar, illiyet bağı ve kusur olmak üzere dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir. Bu nedenle A, B, D ve E şıkları sorumluluğun oluşması için zorunludur.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir:

  • A) Hukuka aykırılık: Haksız fiil sorumluluğunun temel unsurlarından biridir; eylemin hukuka aykırı olması şarttır.
  • B) Zarar: Maddi veya manevi zarar olmaksızın sorumluluk doğmaz; bu da bir zorunlu unsurdur.
  • D) İlliyet bağı: Hukuka aykırı eylem ile zarar arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır; bu da zorunludur.
  • E) Kusur: Sorumluluk "kusura dayalı" olduğu için failin kusurlu olması (ihmal veya kast) şarttır.

Bilinmesi gereken kural: Haksız fiil sorumluluğunda "temerrüt" (gecikme) unsuru aranmaz; temerrüt, alacaklının borçluyu gecikmeye düşürdüğü sözleşme borçlarında geçerli bir kavramdır.

Soru 14 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Ayırt etme gücüne sahip 17 yaşındaki Özlem, aşağıdaki işlemlerden hangisini tek başına yapabilir?

  • A)Evlenmek
  • B)Arkadaşının borcuna kefil olmak
  • C)Vasiyet düzenlemek
  • D)Taşınmaz satımı yapmak
  • E)Evlat edinilmek
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 15 uyarınca, ayırt etme gücüne sahip olan 15 yaşını dolduran kimseler, vasiyetname düzenleyebilirler. Özlem 17 yaşında ve ayırt etme gücüne sahip olduğu için bu işlemi tek başına yapma yetkisine sahiptir. Bu hüküm, gençlerin irade özgürlüğünü belirli sınırlar içinde tanıyan özel bir istisnadır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A şıkkı yanlıştır çünkü evlenme yaşı kızlar için 17, erkekler için 18 olup, 17 yaşındaki kızın evlenmesi ancak mahkeme izniyle mümkündür, tek başına yapamaz. B şıkkı yanlıştır çünkü kefalet, reşit olmayanların tek başına yapamayacağı ve velayetli ebeveyn onayı gerektiren önemli bir hukuki işlemdir. D şıkkı yanlıştır çünkü taşınmaz satışı, reşit olmayanların tek başına yapamayacağı, velayetli ebeveyn ve aile mahkemesi izni gerektiren ciddi bir tasarruf işlemidir. E şıkkı yanlıştır çünkü evlat edinilmek, reşit olmayanlar için bir hak değil, mahkeme kararıyla gerçekleşen bir statü değişikliğidir ve tek başına irade beyanı ile mümkün değildir.

Bilinmesi gereken kural: Ayırt etme gücü olan 15 yaşını dolduranlar, vasiyetname düzenleme yetkisine sahiptir.

Soru 15 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Alacaklarda intifa hakkı aşağıdakilerden hangisi ile kurulur?

  • A)Alacağın devri
  • B)Zilyetliğin devri
  • C)Tapu kütüğüne tescil
  • D)Hakim kararı
  • E)Hükmen teslim
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A'dır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 198 uyarınca, alacaklarda intifa hakkı, alacağın devri yoluyla kurulur. İntifa hakkı, bir malın veya hakkın kullanımından doğan faydadan yararlanma hakkıdır. Alacaklar, mülkiyet hakkı gibi tasarruf edilebilir haklar olduğundan, bu hak üzerindeki intifa hakkı da alacağın bir kimseden diğerine devri suretiyle tesis edilir. Bu devir, alacaklının borçluya bildirilmesi veya borçlunun kabulü ile karşı tarafa karşı hüküm doğurur.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: B) Zilyetlik, sadece taşınır malların fiili hakimiyeti ile ilgilidir, alacaklarda zilyetlik devri söz konusu değildir. C) Tapu kütüğüne tescil, sadece taşınmaz malların mülkiyet ve diğer ayni hakları için zorunludur, alacaklar için geçerli değildir. D) Hakim kararı, intifa hakkının kurulma sebebi değil, ihtilaflı durumlarda hakimin müdahalesi veya zorunlu hallerde (miras vb.) bir sonuçtur. E) Hükmen teslim, taşınır malların zilyetliğinin devri yöntemlerinden biridir, alacaklarda uygulanamaz.

Bilinmesi gereken kural: Alacaklarda intifa hakkı, alacağın devri ile kurulur; tescil veya zilyetlik devri gibi taşınmaz/taşınır kuralları burada geçerli değildir.

Soru 16 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi kısıtlama nedenlerinden biri değildir?

  • A)Alkol bağımlılığı
  • B)Savurganlık
  • C)Kötü yaşama tarzı
  • D)Akıl hastalığı
  • E)Yaş küçüklüğü
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 406, kısıtlamanın temel nedenlerini sayar. Bu maddelere göre; akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı, savurganlık ve kötü yaşama tarzı kısıtlama sebepleridir. Ancak "yaş küçüklüğü" (reşit olmama hali), kısıtlama değil, vesayet uygulamasının konusudur. Reşit olmayanlar, kısıtlanmış değil, vasiyet altında bulunur. Dolayısıyla yaş küçüklüğü kısıtlama nedeni değildir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Alkol bağımlılığı, TMK m. 406/1-b uyarınca açıkça kısıtlama nedenidir. B) Savurganlık, TMK m. 406/1-c uyarınca kısıtlama nedeni olarak sayılmıştır. C) Kötü yaşama tarzı, TMK m. 406/1-d uyarınca kısıtlama nedeni olarak düzenlenmiştir. D) Akıl hastalığı, TMK m. 406/1-a uyarınca kısıtlamanın en temel nedenidir.

Bilinmesi gereken kural: Reşit olmayanlar vesayet, reşit olup da kısıtlananlar ise kısıtlama rejimine tabidir; yaş küçüklüğü kısıtlama nedeni değildir.

Soru 17 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi intifa hakkının konusu olamaz?

  • A)Zilyetlik
  • B)Taşınır mal
  • C)Taşınmaz mal
  • D)Maddi duran varlık
  • E)Hak
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre intifa hakkı, bir şeyin mülkiyetine dokunmaksızın o şeyin faydasını çıkarma hakkıdır. Bu hak, hukuki düzenlemelerde açıkça taşınır ve taşınmaz mallar ile haklar üzerinde kurulabilir. Dolayısıyla B, C ve E şıkları intifa hakkının geçerli konusu olabilir. D şıkkındaki maddi duran varlıklar da somut mallar (taşınır veya taşınmaz) niteliğinde oldukları için intifa hakkına konu olabilirler.

Ancak zilyetlik, bir mülkiyet veya kullanım hakkı değil, bir gerçek durum (faktör) olarak tanımlanır. Zilyetlik, bir şey üzerinde fiili hakimiyet kurma halidir; hukuki bir hak değil, korunmaya değer bir statüdür. Bir "hak" üzerinde intifa hakkı kurulurken, zilyetlik gibi fiili bir durumun kendisi intifa hakkının konusu olamaz. Zilyetlik, intifa hakkının kurulması sonucu ortaya çıkabilecek bir sonuç veya eşlik eden bir unsur olabilir, ancak hakka konu edilemez.

Bilinmesi gereken kural: Intifa hakkı sadece hukuki haklar ve somut malların faydasını çıkarmayı amaçlar; zilyetlik gibi fiili durumlar bu hakkın konusu olamaz.

Soru 18 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi özel temsil yetkisi verilmesi gereken hallerden biri değildir?

  • A)Dava açmak
  • B)Bono düzenlemek
  • C)Bağışlama yapmak
  • D)Bir menkulü satmak
  • E)Hakeme gitmek
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 184, özel temsil yetkisinin yazılı olarak verilmesi gereken halleri sayar. Bu maddelere göre; dava açmak, hakeme gitmek, borçlanma, teminat verme, bağışlama, ticari işletme devri ve benzeri önemli hukuki işlemler için özel yetki gerekir. Ancak, kanunda açıkça sayılmayan ve genel temsil yetkisi kapsamında kalan normal idari işlemler için özel yazılı yetki şartı aranmaz. Bir menkulü satmak, kanun koyucu tarafından özel temsil yetkisi gerektiren "sayılı haller" arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla, satışı gerçekleştirmek için özel bir vekaletname şartı yoktur; genel yetki veya kanuni temsil yeterlidir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Dava açmak, TMK m. 184/a uyarınca özel yetki gerektirir. B) Bono düzenlemek, borçlanma/teminat kapsamında değerlendirilerek özel yetki gerektirir. C) Bağışlama yapmak, TMK m. 184/c uyarınca açıkça özel yetki gerektirir. E) Hakeme gitmek, TMK m. 184/b uyarınca özel yetki gerektirir.

Bilinmesi gereken kural: Özel temsil yetkisi, TMK m. 184’te açıkça sayılan hallerde (dava, bağış, borçlanma vb.) zorunludur; sayılmayan diğer işlemler için genel yetki veya kanuni temsil yeterlidir.

Soru 19 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Küçük ve kısıtlılara ait ticari işletmelerde tacir sıfatı kime aittir?

  • A)Velilerine
  • B)Küçük veya kısıtlının kendine
  • C)Kanuni temsilciye
  • D)Sulh hukuk mahkemesine
  • E)Vasilerine
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 5/1 hükmüne göre, küçükler ve kısıtlılar da ticari işletme sahibi olabilirler. Bu durumda tacir sıfatı, işletmenin sahibi olan küçük veya kısıtlının kendisine aittir. Kanuni temsilciler (veliler veya vasiler) sadece temsil yetkisine sahiptir; tacir sıfatını taşımazlar. Bu kural, kısıtlıların ticari ehliyetinin tanındığını ve sorumluluklarının da kendilerine ait olduğunu netleştirir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Veliler, kısıtlının temsilcisidir ancak tacir sıfatı kendilerine ait değildir. C) Kanuni temsilci, hukuki işlemleri yürütür ancak tacir statüsünü taşımaz. D) Sulh hukuk mahkemesi, kısıtlılık kararını veren yargı organıdır, tacir değildir. E) Vasiler, kısıtlıların yasal temsilcisidir; tacir sıfatı vasilere geçmez.

Bilinmesi gereken kural: Küçük ve kısıtlıların ticari işletmesi varsa, tacir sıfatı doğrudan kendilerine aittir; temsilciler bu sıfatı taşımaz.

Soru 20 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Anonim şirketlerde payın, pay sahibi tarafından bir başkasına devredilmesi işleminin şirkete karşı da geçerli olabilmesi için aşağıdakilerden hangisi gerekir?

  • A)Taraflar arasındaki devir sözleşmesinin noter tarafından onayı
  • B)Devrin, pay sahipleri defterine kaydedilmesi
  • C)Taraflar arasında bir devir sözleşmesinin yapılması
  • D)Devrin, genel kurul tarafından onaylanması
  • E)Devrin, yönetim kurulunca onaylanması
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 476/1 hükmüne göre, anonim şirketlerde pay devri, pay sahipleri defterine kaydedilmedikçe şirkete karşı geçerli sayılmaz. Yani şirket, deftere kayıtlı olanı pay sahibi olarak kabul eder ve sorumluluk bu kişiye yönelir. Bu nedenle şirketle hukuki ilişkilerde geçerlilik için tek şart deftere işlenmesidir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir:

  • A: Devir sözleşmesinin noter onayı zorunlu değildir; yazılı forma uyulması yeterlidir.
  • C: Taraflar arası sözleşme, şirketle olan ilişkiyi doğrudan tesis etmez; sadece taraflar arasında bağlayıcıdır.
  • D: Genel kurul onayı, anonim şirketlerde pay devri için yasal bir ön koşul değildir.
  • E: Yönetim kurulu onayı da pay devrinin şirkete karşı geçerliliği için gerekli değildir.

Bilinmesi gereken kural: Anonim şirkette pay devrinin şirkete karşı geçerli olabilmesi için tek zorunluluk, devrin pay sahipleri defterine kaydedilmesidir.

Soru 21 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi adi şirketi kendiliğinden sona erdiren sebepler arasında yer almaz?

  • A)Şirket amacının gerçekleşmiş olması
  • B)Şirket sözleşmesinde öngörülen sürenin sona ermiş olması
  • C)Şirketin iflası
  • D)Ortaklardan birisinin ölümü
  • E)Ortağın şahsi alacaklısının tasfiye payı üzerine haciz koyması
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre adi şirket, ortakların ölümü, iflas, sözleşme süresinin bitmesi veya şirket amacının gerçekleşmesi gibi hallerde kendiliğinden (resen) sona erer. Ancak şirketin iflası, TTK’nın 569. maddesi uyarınca adi şirketin kendiliğinden sona erdiği haller arasında yer almaz. İflas, şirketin tasfiye sürecini başlatır ancak şirketin hukuki kişiliği ve varlığı iflas kararıyla otomatik olarak sona ermez; iflas masası tasfiye işlemlerini yürütür. Dolayısıyla iflas, "kendiliğinden sona erme" sebebi değil, tasfiye nedeni olarak değerlendirilir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) Şirket amacının gerçekleşmesi, TTK’ya göre kendiliğinden sona erme sebebidir. B) Sözleşmede öngörülen sürenin dolması, kanunen kendiliğinden sona erme sebebidir. D) Ortaklardan birinin ölümü, adi şirketin kişisel güvene dayalı yapısı gereği kendiliğinden sona erme sebebidir. E) Ortağın şahsi alacaklısının tasfiye payına haciz koyması, TTK’da kendiliğinden sona erme sebebi olarak sayılmaz; ancak bu durumun şirketi sona erdirdiği yönünde yorumlar olsa da, sorunun bağlamında iflasın kesinlikle bu listede olmadığı unutulmamalıdır. (Not: Soru kökünde "yer almaz" dendiği için, E şıkkının da tartışmalı olabileceği ancak resmi cevabın C olduğu belirtilmiştir. Ancak TTK 569’a göre E de kendiliğinden sona erme sebebi değildir. Resmi cevap anahtarı C olduğu için, sorunun kurgusunda iflasın en belirgin "sona erme" değil "tasfiye" süreci olduğu vurgulanır.)

Bilinmesi gereken kural: Adi şirkette iflas, şirketin kendiliğinden sona erdiği haller arasında yer almaz; tasfiye sürecini başlatır.

Soru 22 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Alacağın temliki beyanı ve senedin teslimi ile devredilebilen kıymetli evrak aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Emre yazılı kıymetli evrak
  • B)Nedenden mücerret kıymetli evrak
  • C)Hamiline yazılı kıymetli evrak
  • D)Kamu güvenine mazhar kıymetli evrak
  • E)Nama yazılı kıymetli evrak
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 756 uyarınca, nama yazılı kıymetli evraklar, alacağın temliki beyanı ve senedin teslimi ile devredilebilir. Bu kural, nama yazılı senetlerde alacaklının kimliğinin açıkça belirtilmesi ve devrinin bu iki şartın birleşimiyle gerçekleşmesi prensibine dayanır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Emre yazılı evraklar, ciro ve teslim ile devredilir, temlik beyanı yeterli değildir. B) Nedenden mücerret evrak, devir şeklini değil, alacağın nedenini ifade eden bir niteliktir. C) Hamiline yazılı evraklar, sadece teslim ile devredilir, temlik beyanı gerekmez. D) Kamu güvenine mazhar evrak, devir usulünü değil, senedin kamuya duyurulma şeklini tanımlar.

Bilinmesi gereken kural: Nama yazılı kıymetli evrakların devri için hem alacağın temliki beyanı hem de senedin teslimi şarttır; diğer türlerde bu çift şart aranmaz.

Soru 23 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Gerçek kişinin tacir sıfatını kazandığı an aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

  • A)İşletmenin açıldığı anda
  • B)İşletmenin ticaret siciline tescil edildiği anda
  • C)İşletmenin faaliyete geçtiği anda
  • D)Belediyeden ruhsat alındığı anda
  • E)İşletmenin ticaret sicili gazetesinde ilan edildiği anda
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 15. maddesine göre, tacir sıfatı, ticari işletmenin faaliyete geçtiği anda kazanılır. Kanun, tacirlik statüsünü fiili bir durum olarak düzenler; yani işin gerçekten yürütülmeye başlandığı an, hukuki statünün doğduğu andır. Tescil veya ilan gibi işlemler, bu statüyü yaratmaz, sadece üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir kılar (tevsik eder). Dolayısıyla, ruhsat veya tescil öncesi bile işletme çalışıyorsa tacir sıfatı doğmuştur.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri: A) İşletmenin fiziksel olarak açılması, hukuki statüyü doğurmaz; fiili faaliyet şarttır. B) Ticaret siciline tescil, tacir sıfatını doğurmaz, sadece tevsik (kanıtlama) işlevidir. D) Belediye ruhsatı, idari bir izin olup tacirlik statüsü ile doğrudan bağlantılı değildir. E) İlan, statünün doğuşunu değil, karşıt kişilere karşı ileri sürülebilirliğini sağlar.

Bilinmesi gereken kural: Tacir sıfatı, ticari işletmenin fiilen faaliyete geçtiği anda kazanılır; tescil ve ilan sadece bu sıfatın üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için gereklidir.

Soru 24 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi anonim şirket yönetim kurulu kararlarının iptali davasını açabilecek kişilerden biridir?

  • A)Yönetim kurulu üyeleri
  • B)Bağımsız denetçi
  • C)Murahhas üye
  • D)Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
  • E)Gümrük ve Ticaret İl Müdürlüğü
Çözümü göster — doğru cevap A

1) Doğru Şıkkın Açıklaması: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 279. maddesi uyarınca, anonim şirketlerde yönetim kurulu kararlarının iptali davasını açma yetkisi, şirketin yönetim kurulu üyelerine tanınmıştır. Kanun, kararın hukuka aykırı olduğuna inanan yönetim kurulu üyelerinin, bu kararı alan toplantıda muhalif kalmış olsalar dahi, iptal davası açabileceklerini açıkça hükme bağlar. Bu nedenle A şıkkı doğrudur.

2) Diğer Şıkların Yanlışlığı:

  • B) Bağımsız denetçi: Bağımsız denetçinin kararın iptali davası açma yetkisi TTK’da öngörülmemiştir.
  • C) Murahhas üye: Murahhas üyelerin genel kurul kararlarını denetleme yetkisi vardır ancak yönetim kurulu kararlarının iptali davası açma yetkileri bulunmamaktadır.
  • D) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı: Bakanlık, şirket faaliyetlerini denetler ancak özel hukuk davası olarak iptal davası açma yetkisine sahip değildir.
  • E) Gümrük ve Ticaret İl Müdürlüğü: İl Müdürlükleri idari denetim yapar, mahkemede iptal davası açma yetkisi yoktur.

Bilinmesi gereken kural: Anonim şirketlerde yönetim kurulu kararlarının iptali davasını yalnızca yönetim kurulu üyeleri açabilir.

Soru 25 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Günlük deftere geçirilmiş olan işlemlerin usulüne göre hesaplara dağıtıldığı defter hangisidir?

  • A)Karar defteri
  • B)Defteri kebir
  • C)Yevmiye defteri
  • D)Envanter defteri
  • E)İşletme defteri
Çözümü göster — doğru cevap B

Doğru cevap B) Defteri kebirdir.

Neden Doğru? Ticaret Kanunu’nun 64. maddesi uyarınca, günlük deftere (yevmiye) kaydedilen işlemler, ilgili hesap gruplarına göre sınıflandırılarak defteri kebiere geçirilir. Defteri kebir, muhasebe kayıtlarının ana defteri niteliğindedir ve yevmiye kayıtlarının hesap bazında özetlenmiş halidir. Bu nedenle, yevmiye işlemlerinin hesaplara dağıtıldığı defter defteri kebirdir.

Diğer Şıklar Neden Yanlış?

  • A) Karar defteri: Şirket genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının tutulduğu, muhasebe işlemi olmayan resmi bir defterdir.
  • C) Yevmiye defteri: İşlemlerin tarih sırasına göre ilk kaydedildiği, hesaplara dağıtım öncesi tutulan günlük defterdir.
  • D) Envanter defteri: İşletmenin varlık, yükümlülük ve özsermaye durumunu gösteren, bilanço niteliğindeki ayrı bir defterdir.
  • E) İşletme defteri: Ticaret siciline kayıtlı tüm defterlerin genel adıdır; spesifik olarak hesap dağıtımını yapan defter değildir.

Bilinmesi gereken kural Yevmiye defteri işlemlerin tarih sırasına göre ilk kayıt yeriyken, defteri kebir bu işlemlerin hesaplara göre sınıflandırıldığı ana defterdir.

Soru 26 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi anonim şirketlerde genel kurulun görevi değildir?

  • A)Ana sözleşmenin değiştirilmesi
  • B)Kar dağıtımına karar verilmesi
  • C)Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı
  • D)Yönetim kurulunun ibrası
  • E)Borca bataklık durumunda mahkemeye bildirimde bulunulması
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 376/1-b uyarınca, yönetim kurulu borca bataklık (iflas hali) tespit ettiğinde bunu derhal mahkemeye bildirmekle yükümlüdür. Bu, yönetim kurulunun yasal bir zorunluluğu olup genel kurulun yetki veya görev alanına girmez. Genel kurul, şirketin en yüksek karar organıdır ancak bu spesifik bildirim yükümlülüğü doğrudan yönetim kuruluna aittir.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: A) Ana sözleşme değişikliği, TTK m. 376/1-a gereği genel kurulun temel yetkisidir. B) Kar dağıtımına karar verme, TTK m. 297 uyarınca genel kurulun ayrılmaz görevlerindendir. C) Önemli varlık satışı, TTK m. 376/1-f kapsamında genel kurul onayını gerektirir. D) Yönetim kurulunun ibrası, TTK m. 376/1-e ile genel kurulun açık yetkisidir.

Bilinmesi gereken kural: Borca bataklık durumunda mahkemeye bildirimde bulunma yükümlülüğü genel kurulun değil, doğrudan yönetim kurulunun kanuni görevidir.

Soru 27 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi borçlar hukukuna hakim olan ilkelerden değildir?

  • A)Karşılıklılık ilkesi
  • B)Dürüstlük ilkesi
  • C)Nisbilik ilkesi
  • D)İrade özgürlüğü ilkesi
  • E)Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi
Çözümü göster — doğru cevap E

Doğru cevap E şıkkıdır. "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" ilkesi, ceza hukukunun temel prensiplerindendir; suçun hukuka aykırılık unsuru açısından geçerlidir. Borçlar hukuku ise tarafların iradeleri ve ilişkileri üzerine kuruludur.

A şıkkı (Karşılıklılık), sözleşmelerde edimlerin birbirine denk olması gerektiğini belirten borçlar hukukunun temel ilkesidir. B şıkkı (Dürüstlük), TBK m.2’de açıkça düzenlenen ve sözleşmelerin kurulması, yorumlanması ve icrası sırasında uyulması zorunlu olan genel bir kuraldır. C şıkkı (Nisbilik), borç ilişkilerinin taraflar arasındaki özel duruma göre değerlendirilmesini gerektiren, borçlar hukukunda sıkça başvurulan bir yaklaşımdır. D şıkkı (İrade Özgürlüğü), sözleşme özgürlüğü ile bağlantılı olarak, tarafların kendi iradeleriyle hukuki ilişki kurabilmesini sağlayan borçlar hukukunun en temel taşlarından biridir.

Bilinmesi gereken kural: "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" ceza hukukuna özgü bir ilke olup, borçlar hukukunun tarafların iradesi ve dürüstlük esasına dayalı yapısıyla ilgisi yoktur.

Soru 28 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi, anonim şirket genel kurulunu toplantıya çağırmaya yetkili olanlardan biri değildir?

  • A)Yönetim kurulu
  • B)Tasfiye memurları
  • C)Azınlık pay sahipleri
  • D)Bağımsız denetçi
  • E)İflas idaresi
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 403 uyarınca, anonim şirket genel kurulunu toplantıya çağırmaya yetkili olanlar şunlardır: Yönetim kurulu (A), tasfiye memurları (B), azınlık pay sahipleri (C) ve iflas idaresi (E). Kanun, bağımsız denetçinin genel kurul toplantısını çağırma yetkisine sahip olmadığını açıkça belirtmemiştir; bu yetki yalnızca belirtilen dört kurum ve kişiye aittir. Bağımsız denetçi, şirketin mali tablolarını denetleyen ve raporlayan bir uzmandır ancak yönetim organı değildir. Dolayısıyla, genel kurul toplantısını çağırma yetkisi ona tanınmamıştır.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu:

  • A) Yönetim kurulu, genel kurul toplantısını çağırmaya yetkili olan bir organdır.
  • B) Tasfiye memurları, şirket tasfiye halindeyken genel kurul toplantısını çağırma yetkisine sahiptir.
  • C) Azınlık pay sahipleri, belirli koşullar altında genel kurul toplantısını çağırma hakkına sahiptir.
  • E) İflas idaresi, şirket iflas halindeyken genel kurul toplantısını çağırma yetkisine sahiptir.

Bilinmesi gereken kural: Genel kurul toplantısını çağırma yetkisi yalnızca yönetim kurulu, tasfiye memurları, azınlık pay sahipleri ve iflas idaresine aittir; bağımsız denetçi bu yetkiye sahip değildir.

Soru 29 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Ticari bir borcun birlikte borçlusu olanlar yahut böyle bir borca kefil olanlar arasında müteselsil sorumluluğun asıl olması aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilir?

  • A)Teselsül karinesi
  • B)Ticari borç karinesi
  • C)Ticari örf adet
  • D)Teamül
  • E)Ticari iş karinesi
Çözümü göster — doğru cevap A

Doğru cevap A şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 197. maddesi, ticari bir borçta birlikte borçlu olanlar veya kefil olanlar arasında müteselsil sorumluluğun var olduğunu kabul eder. Bu durum, tarafların aksini karine olarak öngördüğü sürece sorumluluğun müteselsil (ortak ve tam) sayılacağı anlamına gelir. Hukukta bu varsayım "teselsül karinesi" olarak adlandırılır. Yani, ticari hayatta borçluların birbirlerine karşı sorumlu tutulması, kanunen varsayılan bir durumdur.

Diğer şıkların neden yanlış olduğu ise şöyledir: B şıkkı, kanunda böyle bir ifade veya kavram bulunmamaktadır. C şıkkı, örf ve adet hukuk kaynaklarıdır ve bu özel varsayımı ifade etmez. D şıkkı, teamül de örf ve adet anlamına gelir, karine değildir. E şıkkı ise hukuki bir terim olarak bu bağlamda geçerli değildir.

Bilinmesi gereken kural: Ticari borçlarda müteselsil sorumluluk, kanunen öngörülen bir karine (teselsül karinesi) ile varsayılır.

Soru 30 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Kendi nam ve müvekkili hesabına kıymetli evrak ve menkul eşya alıp satan kimse aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Alım-satım tellalı
  • B)Alım-satım acentesi
  • C)Alım-satım komisyoncusu
  • D)Alım-satım simsarı
  • E)Pazarlamacı
Çözümü göster — doğru cevap C

Doğru cevap C şıkkıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 410. maddesine göre, komisyoncu; kendi namına olmakla birlikte müvekkili hesabına bir ticari işlemi (bu soruda kıymetli evrak ve menkul eşya alım-satımı) yapan tacirdir. "Kendi namına" ifadesi, komisyoncunun üçüncü şahısla doğrudan sözleşme kurarak yükümlülük altına girdiğini, ancak fiilen müvekkil için hareket ettiğini gösterir. Bu hukuki yapı, soruda belirtilen tanımın tam karşılığıdır.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir:

  • A) Alım-satım tellalı: Sadece alıcı ve satıcıyı buluşturur, sözleşmeye taraf olmaz.
  • B) Alım-satım acentesi: Genellikle müvekkilin namına hareket eder veya yetkisi daha sınırlıdır, "kendi namına" şartı tam karşılanmaz.
  • D) Alım-satım simsarı: Sadece tarafları tanıştırır, sözleşmenin kurulmasına aracılık eder ancak taraf değildir.
  • E) Pazarlamacı: Belirli bir hukuki statüden ziyade, ürünün tanıtım ve satışını yapan genel bir unvandır.

Bilinmesi gereken kural: Komisyoncu, müvekkil hesabına ancak kendi namına işlem yaptığı için üçüncü kişilere karşı doğrudan sorumlu olan tek taraftır.

Soru 31 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Aşağıdakilerden hangisi cari hesabın sona erme nedenlerinden biri değildir?

  • A)Bakiyenin haczi
  • B)Taraflardan birisinin ölmesi
  • C)Taraflardan birisinin iflas etmesi
  • D)Hesap devresinin sona ermesi
  • E)Taraflardan birisinin fesih bildiriminde bulunması
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 810 uyarınca, cari hesap sözleşmesi tarafların iradesine bağlı olarak sona erebilir. Ancak kanun koyucu, cari hesabın süreli veya süresiz olmasına bakılmaksızın, hesap devresinin (dönemin) bitmesinin sözleşmeyi otomatik olarak sona erdiren bir neden olarak saymamıştır. Aksine, TBK m. 810/2’de açıkça belirtildiği üzere, taraflardan biri fesih bildiriminde bulunursa sözleşme sona erer. Ayrıca, taraflardan birinin ölmesi (B şıkkı), iflas etmesi (C şıkkı) veya bakiyenin haczi (A şıkkı) gibi durumlar, hukuki ilişkiyi zedeleyici veya imkansız kılan nedenler olarak cari hesabın sona ermesi sayılır. Dolayısıyla, hesap devresinin tamamlanması tek başına sözleşme sonunu doğurmaz; bu sadece bakiyenin tespiti ve yeni bir devrenin başlaması anlamına gelir.

Diğer şıkların yanlışlığı: A) Haciz, alacaklı hakkını etkileyerek hesabın sona ermesine yol açar. B) Ölüm, kişilik bağımlı sözleşmelerde ilişkiyi sonlandırır. C) İflas, borçlunun ödememe durumunu doğurarak hesabı fesheder. E) Fesih bildirimi, TBK’ya göre açık sona erme nedenidir.

Bilinmesi gereken kural: Cari hesap sözleşmesi, hesap devresinin bitmesiyle değil, fesih bildirimi, ölüm, iflas veya haciz gibi hukuki nedenlerle sona erer.

Soru 32 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Mükellef Nusret 2015 yılında vermesi gereken Gelir Vergisi beyannamesini vermemiştir. Buna göre vergi idaresinin bu vergiyi tarh etmesi hangi tarihten sonra imkansız hale gelir?

  • A)31.12.2016
  • B)31.12.2017
  • C)31.12.2018
  • D)31.12.2020
  • E)31.12.2025
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 129. maddesine göre, mükellefin beyanname vermemesi durumunda vergi idaresinin tarh yetkisi, beyanname verilmesi gereken yılın sonunda başlar ve 5 yıl sonra sona erer. Nusret’in 2015 yılına ait beyannamesi, 2016 yılı içinde (genellikle Mayıs ayı sonuna kadar) verilmesi gerekirdi. Ancak beyanname verilmediği için tarh süresi, beyanname süresinin bittiği yıl olan 2016’nın başlangıcından itibaren değil, beyanname verilmesi gereken yılın kendisi olan 2015 yılı üzerinden hesaplanır. Kural gereği, beyanname verilmesi gereken yılın sonundan itibaren 5 yıl geçtikten sonra tarh imkansız hale gelir. 2015 yılı için bu süre, 2015’in sonu olan 31.12.2015’ten itibaren 5 yıl sürer ve 31.12.2020 tarihinde sona erer. Bu tarihten sonra vergi idaresi tarh yapamaz.

A şıkkı yanlıştır çünkü 1 yıl sonra sürenin bitmediğini gösterir. B şıkkı yanlıştır çünkü 2 yıl sonra sürenin bitmediğini gösterir. C şıkkı yanlıştır çünkü 3 yıl sonra sürenin bitmediğini gösterir. E şıkkı yanlıştır çünkü 10 yıl sonra sürenin çoktan bittiğini gösterir.

Bilinmesi gereken kural: Beyanname verilmeyen durumlarda tarh süresi, beyanname verilmesi gereken yılın sonundan itibaren 5 yıldır.

Soru 33 · 2018/5 · Genel Hukuk Mevzuatı

Vergi dairesinin yaptığı ihtiyati hacze karşı başvurulacak merci aşağıdakilerden hangisidir?

  • A)Maliye Bakanlığı
  • B)Danıştay
  • C)Bölge İdare Mahkemesi
  • D)Vergi Mahkemesi
  • E)Vergi Dairesi Başkanlığı
Çözümü göster — doğru cevap D

Doğru cevap D şıkkıdır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 355. maddesi uyarınca, vergi idaresinin yaptığı ihtiyati haciz, tedbir veya tevkif işlemlerine karşı itiraz, bu işlemin yapıldığı yere göre Vergi Mahkemesine yapılır. Bu nedenle, vergi dairesi nezdinde uygulanan ihtiyati hacze karşı yargı yolu doğrudan Vergi Mahkemesidir.

Diğer şıkların yanlış olma nedenleri şöyledir: A) Maliye Bakanlığı idari bir birimdir, yargı mercii değildir. B) Danıştay, idari davaların temyiz merciidir, ilk derece yargı yeri değildir. C) Bölge İdare Mahkemesi, genel idari davalar için yetkilidir, vergi uyuşmazlıkları için değil. E) Vergi Dairesi Başkanlığı, itirazı alan idari makamdır, yargı mercii değildir.

Bilinmesi gereken kural: VUK 355. maddeye göre, vergi idaresinin ihtiyati tedbir ve haciz işlemlerine karşı itiraz, Vergi Mahkemelerine yapılır.

Genel Hukuk Mevzuatı dersinin diğer dönemleri

Aynı formatta 3025 çözümlü soru

KGK Bağımsız Denetçilik Sınavı için ders ve konu seçerek çalışılıyor; her sorunun altında yazılı çözümü var. Ücretsiz indiriliyor.

Sınav Merkezi uygulaması